Pazartesi, Nisan 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Benliğin Evinde Yabancı Olmak

Sigmund Freud, 1919 tarihli Das Unheimliche makalesinde, tekinsizliği (unheimlich) yalnızca korkutucu ya da yabancı olanla değil, içten içe tanıdık olanın rahatsız edici biçimde geri dönüşü ile ilişkilendirir. Freud, tekinsizliği özellikle: ölüm ve ölümsüzlük fantazileri, otomatonlar ve cansızın canlanması, tekrar zorlantısı, ikizlik (Doppelgänger) üzerinden açıklar.

Almanca heim (ev), heimlich (yuvaya ait, tanıdık) sözcükleri, paradoksal biçimde unheimlich ile iç içe geçer. Un- ön eki burada yalnızca bir olumsuzlama değil, aynı zamanda bastırmanın işaretidir. Böylece tekinsiz, bütünüyle yabancı olandan değil; bastırılmış olanın, tanıdık bir kılıkta geri dönmesinden doğar.

Tekinsizlik, bu anlamda “yabancıdaki aşina” ya da “aşinadaki yabancı”dır. Pandemi sonrası gündelik hayatta bu durumu simgesel biçimde görmek mümkündür: Bir zamanlar tamamen güvenli ve fark edilmez olan bir kapı kolu, artık kaygı uyandıran bir nesneye dönüşür. Burada değişen nesnenin kendisi değil, ona yüklenen bilinçdışı anlamdır. Bildiğimizi sandığımız şeyden, bilmediğimiz bir boyut açığa çıkar.

Ev (heim), psikanalitik düşüncede güvenli alanın temel metaforlarından biridir. Ancak “ev içi kazalar”ın istatistiksel olarak yüksek oluşu, bu güvenli alan fikrinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterir. Freud’un işaret ettiği üzere heimlich ve unheimlich birbirine sızabilir. Bu durum yalnızca mekân için değil, benlik için de geçerlidir: Benliğin ne kadarına gerçekten “sahip” olduğumuz, iç dünyamızda ne kadar ev sahibi, ne kadar misafir olduğumuz sorusu ortaya çıkar. Nitekim ghost (hayalet) ile host (ev sahibi) ve guest (misafir) sözcüklerinin etimolojik yakınlığı da bu belirsizliğe işaret eder. Ev sahibi sandığımız yerde, bize aslında kimlerin ev sahipliği yaptığı sorusu tekinsiz bir yankı yaratır.

Benliğin Çatallaşması

Tekinsizliğin (das Unheimliche) en yoğun ve etkili biçimde tezahür ettiği temalardan biri ikizlik ve onun daha özelleşmiş bir biçimi olan Doppelgänger figürüdür. İkizlik, benliğin kendi içinde bölünmesini; öznenin, kendisine benzeyen ancak tam olarak özdeş olmayan bir “öteki” ile karşılaşmasını ifade eder. Bu karşılaşma kimi zaman tamamlayıcı bir ilişki biçiminde ortaya çıkarken, kimi zaman da öznenin bastırdığı ya da reddettiği yönlerin cisimleşmiş hâli olarak tehditkâr bir boyut kazanır.

Sigmund Freud, Das Unheimliche (1919) başlıklı çalışmasında Doppelgänger’i, başlangıçta benliği koruyan, ölüm karşısında bir güvence işlevi gören narsistik bir yapı olarak tanımlar. İlksel düşünce biçimlerinde ve erken benlik oluşumunda ikizlik, öznenin sürekliliğini ve ölümsüzlüğünü garanti eden simgesel bir mekanizma olarak işlev görür. Ancak Freud’a göre, benlik gelişiminin ilerleyen aşamalarında bu figür, bastırma süreçleriyle birlikte işlev değiştirir. Bir zamanlar tanıdık ve koruyucu olan bu “ikinci ben”, bastırılmış olanın geri dönüşüyle birlikte tekinsiz bir tehdide dönüşür. Böylece Doppelgänger, ölümsüzlük vaadi sunan bir yapı olmaktan çıkarak, ölüm dürtüsünün ve benliğin çözülüşünün habercisi hâline gelir.

Bu dönüşüm, Freud’un tekinsizlik kavramının temel mantığıyla uyumludur. Tekinsiz olan, tamamen yabancı değil; aksine fazlasıyla tanıdık olanın, bastırma yoluyla yabancılaşmış hâlidir. Doppelgänger figürü de tam olarak bu noktada işlevseldir; çünkü özne, bu figürde hem kendini tanır hem de kendisi olmaktan kaçtığı yönlerle yüzleşmek zorunda kalır. Bu yüzleşme, benliğin bütünlüğünü tehdit eden bir deneyim yaratır.

Freud’un bu yaklaşımı, Otto Rank’ın Der Doppelgänger (1914) adlı çalışmasıyla da kuramsal bir süreklilik gösterir. Rank’a göre Doppelgänger, benliğin bölünmesine dair en ilksel imgelerden biridir ve özellikle suçluluk, ölüm kaygısı ve vicdan mekanizmalarıyla ilişkilidir. Rank, ikiz figürünü benliğin kendisini gözleyen, yargılayan ve kimi zaman cezalandıran bir iç otorite olarak değerlendirir. Bu bağlamda Doppelgänger, yalnızca bir yansıma değil; aynı zamanda öznenin kendisine yönelttiği içsel şiddetin temsili hâline gelir.

Edebiyat ve sanatta Doppelgänger temasının sıkça kullanılması tesadüf değildir. Özellikle moderniteyle birlikte benliğin parçalanması, öznenin kendi kimliğine yabancılaşması ve içsel bölünmeler, ikiz figürü aracılığıyla görünür kılınmıştır. Doppelgänger, bu anlamda yalnızca bireysel bir psikolojik çatışmayı değil, aynı zamanda modern öznenin ontolojik güvensizliğini ve kimlik krizini temsil eden güçlü bir simgesel araçtır.

Film : Ben O Değilim

“Aynı bedende iki benlik”ten ziyade, benliğin başkasının yerine geçmesi üzerinden ele alır. Filmde ikizlik, fiziksel bir çoğaltmadan çok kimliğin boşlukları ve özdeşleşmenin tekinsizliği üzerinden kurulur. Ana karakterin, kendisine benzeyen bir başkasının yaşamını giderek üstlenmesi, benliğin istikrarlı ve kapalı bir öz olmaktan ziyade aktarılabilir, yer değiştirilebilir bir yapı olduğunu ima eder.

Bu bağlamda film, Freudcu anlamda tekinsizliği, “tamamen yabancı” olanla değil; fazlasıyla tanıdık olanın rahatsız edici geri dönüşüyle üretir. Karakterin “öteki”nin hayatına sızması, bastırılmış arzuların ve edilgin bir yaşamın telafi edilme girişimi olarak okunabilir; ancak bu girişim kurtarıcı değil, giderek yabancılaştırıcıdır. İkiz figürü burada bir ayna işlevi görmez; aksine, aynayı kırarak benliğin sınırlarını belirsizleştirir.

Sonuçta Ben O Değilim, ikizliği bir karşıtlık ya da simetri olarak değil, etik ve ontolojik bir kayma olarak işler: “Ben” ile “o” arasındaki fark silindikçe, öznenin sorumluluğu, arzusu ve kimliği de askıda kalır. Film, ikizliği tekinsiz kılanın benzerlikten çok yerine geçme edimi olduğunu gösterir.

KAYNAKÇA

  • Erten, Y. (2016). “Tekinsizlik, Yabancılaşma ve Benliğin Bölünmesi.” Psikeart, 32, 18–27.

  • Erten, Y. (2018). “Benlik, Ev ve Sahiplik Yanılsaması.” Cogito, 89, 145–162.

  • Erten, Y. (2020). “İkizlik, Yansıtma ve Benliğin Kendisiyle Karşılaşması.” Psikanaliz Yazıları, 39, 7–25.

  • Freud, S. (2014). Tekinsiz (Das Unheimliche). Metis Yayınları.

  • Kaygı, A. (2019). “Tekinsizlik Kavramı Üzerine Psikanalitik Bir İnceleme.” Psikeart Dergisi.

  • Rank, O. (2016). İkizlik (Der Doppelgänger). Pinhan Yayıncılık.

ezgi buran
ezgi buran
Ezgi Buran, lisans eğitimini İstanbul Medipol Üniversitesi Psikoloji bölümünde onur öğrencisi olarak tamamlamış, ardından Okan Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji yüksek lisansını 3.42 not ortalamasıyla bitirmiştir. Yüksek lisans tezinde, ebeveyn boşanmasının beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerin romantik ilişkilerindeki duygusal güven ve mutluluk korkusu üzerindeki etkilerini incelemiştir. Profesyonel olarak Güler Psikoloji’de psikodinamik ekol doğrultusunda danışan kabul etmektedir. Çalışma sürecinde düzenli süpervizyonlara katılmıştır. Daha önce anaokulu dönemindeki çocuklara gelişim testleri uygulama, kişiye özel program hazırlama ve veli görüşmeleri yürütme deneyimi edinmiş; ayrıca müşteri ilişkileri alanında çalışarak ihtiyaç analizi, problem çözme ve süreç yönetimi konularında yetkinlik kazanmıştır. Kriz, psikodinamik ekol, aktarım odaklı terapi, travma ve yas danışmanlığı, bağımlılık ve klinik değerlendirme testleri gibi alanlarda çeşitli eğitimlere sahiptir. Sosyal sorumluluk projelerinde gönüllü olarak yer alarak çocuk ve gençlere psiko-sosyal destek sağlamaya devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar