İlişkiler, insanların birbirleriyle davranışsal, duygusal ve sosyal olarak bağ kurduğu bir etkileşim olarak tanımlanabilir. Bu etkileşimler, paylaşılan deneyim ve duygularla anlam kazanır. Özellikle yakın ilişkiler, ilişki içerisinde yer alan partnerler arasında yüksek düzeyde bağlanma ve bununla beraber paylaşılan yoğun deneyim ve duygular içerir. Yakın ilişki içerisinde yer alan kişiler, yalnızca birbirleriyle fiziksel bir yakınlık deneyimlemez; birbirlerinin duygusal dünyalarını da deneyimler ve birbirlerini derinlemesine etkilerler (Mikulincer ve Shaver, 2007).
Çiftler, yaşadıkları yakın ilişkiler içerisinde sıklıkla çatışmalar yaşayabilmektedir. Yaşanılan bu çatışmaların çoğu tekrar eden konular etrafında şekillenmektedir. Bu durum, ilişkiler içerisinde doğal olarak kabul edilen hassasiyet döngüsünün aktif bir şekilde çalıştığını göstermektedir (Johnson, 2008). Bu döngü, geçmişten getirilen ve genellikle çocukluk dönemine dayanan güvensizlikleri ve korkuları yansıtan hassasiyetleri barındırır. İlişki içerisinde yaşanan çatışmalar, bu döngüde hassasiyetlerimizi tetikler ve verilen tepkilerle birlikte döngü devam ederek kendini besler.
1. Hassasiyet Döngüsü ve Beynin Rolü
Hassasiyet döngüsünün oluşumunda beyin önemli bir rol oynar. Bu kapsamda özellikle beynin duygusal tepkilerden sorumlu bölümü olan amigdala belirgin bir aktivasyon gösterir. Amigdala, tehdit ve duygusal acı algıladığında saniyeler içerisinde tepki verir. Bu tepkiler, savaşma, kaçma ve donma tepkileri olarak ortaya çıkar (LeDoux, 1996).
Bununla birlikte, ilişkide yaşanan tartışmalar insan açısından temelde bir tehdit olarak algılanmaktadır. Burada tehdidin fiziksel olması gerekmez. Bazen kişilerin yüz ifadeleri, bazen konuşma sırasında söylenen tek bir kelime, karşıdaki kişi için tehdit olarak algılanabilir. Tehdit olarak algılanan bu durum sonrasında, kişilerin beyin yapılarında özellikle amigdalada artan bir aktivasyon görülür. Bunun tam tersi olarak, beynimizin mantıklı karar verme ve empati kurma gibi işlevlerinden sorumlu olan prefrontal korteksin aktivitesinde azalma meydana gelir (Siegel, 2012). Bu durumda kişiler, duygusal ve otomatik tepkiler vererek geçmişten getirdikleri hassasiyetlerle mevcut durumu ayırt etmekte zorlanırlar.
2. Döngüye Karşı Hayatta Kalma Stratejileri
İnsanların hayatlarında yer alan hassasiyetler, çoğunlukla çocukluk döneminde oluşan bağlanma deneyimlerinin sonucudur. Çocukluk döneminde şekillenen terk edilme korkusu, değersizlik, korunmasızlık ve yalnız hissetme gibi duygular, yetişkinlik döneminde yaşanan çatışmalarla birlikte yeniden tetiklenebilir (Mikulincer ve Shaver, 2008). Tetiklenen bu hassasiyetlere karşı kişiler, otomatik olarak hayatta kalma stratejileri geliştirirler. Bazı insanlar kendilerini daha fazla açıklama yaparken bulabilir, bazıları hassasiyetleri tetiklendiğinde içe çekilebilir, bazıları ise haklı ya da haksız ayrımı yapmadan karşı tarafı memnun edici şekilde davranabilir (Porges, 2011).
Bu stratejiler, hassasiyetler gibi çoğunlukla çocukluk döneminde geliştirilmiştir. Bu nedenle bu stratejilerin büyük bir kısmı, yetişkinlik döneminde kişilere işlevsel bir fayda sağlamamaktadır.
Hassasiyet döngüsü ve hayatta kalma stratejilerini daha iyi anlamak için bir örnek üzerinden inceleyelim. Deniz, İlker ile yaşadığı ilişki içerisinde İlker’in bazı davranışlarından şikâyetçidir. İlker’in onu değersiz hissettirdiğini ve onu önemsemediğini düşünmektedir. İlker ile bu durum üzerine konuşmak istediğinde, İlker’e öfkelenip onu eleştirmektedir. Deniz’in bu eleştirileri karşısında İlker kendini yetersiz hissetmektedir. Bu nedenle İlker, geçmişten getirdiği eleştirilere karşı geliştirdiği hayatta kalma stratejisi olan geri çekilmeyi kullanmaktadır.
Bu durumu gören Deniz, İlker’in onu terk edeceğini düşünür ve terk edilme korkusu tetiklenir. İlker’de olduğu gibi Deniz’in de geçmişten getirdiği terk edilme korkusu karşısında kullandığı hayatta kalma stratejisi, daha yüksek sesle konuşarak kendini ifade etmektir. Bu durum, her iki partner için de otomatik olarak gerçekleşen, geçmişten getirilen hassasiyetlerin ve hayatta kalma stratejilerinin aktif olduğu bir döngü oluşturur.
3. Döngüyü Kırmak
İlişkiler içerisinde yaşanan tartışmaların temelinde genellikle bu ve buna benzer döngüler yer almaktadır. Bu döngüleri kırmanın ve çatışmaları sonlandırmanın en etkili yollarından biri farkındalıktır. Çatışma anında duygularımızı fark etmek, aktivitesi artan amigdala yerine prefrontal korteksin yeniden devreye girmesini sağlar (Siegel, 2012). Bunu desteklemek için duygularımızı adlandırmak, tartışma sırasında nabzın 90’ın üzerine çıktığını fark ettiğimizde konuşmaya ara vermek gibi yöntemler kullanılabilir. Ayrıca her çatışmada partnerimizin olası hassasiyetlerini düşünmek, döngüleri kırmak açısından önemli bir yaklaşım olabilir.
Hassasiyet döngüsü, ilişkiler içerisinde çatışmaların başlamasında ve sürdürülmesinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu etkiye eşlik eden hayatta kalma stratejileriyle birlikte çatışmalar bir döngü oluşturarak devam eder. Bu döngü, çoğunlukla kişilerin farkındalığı dışında gelişir ve farkındalık kazanılmadığı sürece sürer. Oysa ilişkilerde farkındalık kazanıldığında bu döngü kırılabilir ve ilişkiler daha sağlıklı bir şekilde ilerleyebilir.


