Çarşamba, Mayıs 6, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İLGİ ÇEKMEK Mİ, YARDIM ÇIĞLIĞI MI? HİSTRİYONİK KİŞİLİK BOZUKLUĞU ÜZERİNE BİR YANILGI

“Abartıyorsun.” “Yine ilgi çekmeye çalışıyorsun.” “Biraz normal davranamaz mısın?”

Histriyonik Kişilik Bozukluğu Nedir?

Psikiyatride Histriyonik Kişilik Bozukluğu olarak adlandırılan yapı, tam da bu noktada devreye girer. DSM-5’e göre bu bozukluk; aşırı duygusallık ve sürekli ilgi arayışıyla karakterizedir. Ancak bu tanımı olduğu gibi almak, bizi yüzeyde bırakır. Çünkü mesele yalnızca “ilgi çekmek” değildir; mesele, kişinin kendini ancak başkalarının bakışıyla var hissedebilmesidir.

Amerikan Psikiyatri Birliği’nin DSM-5’inde şu ifade yer alır: “Dikkat odağı olmadığında rahatsızlık duyar.” (American Psychiatric Association, 2013)

Bu cümle ilk bakışta bencilce ya da yüzeysel gelebilir. Ama biraz daha derine indiğimizde, bunun bir tercihten çok bir ihtiyaç olduğunu görürüz. Dikkat odağı olmak, bu bireyler için sadece hoş bir durum değil; psikolojik bir düzenleyicidir. Yani görünmez olduklarında, sadece üzülmezler — adeta yok oluyormuş gibi hissederler.

İlgi Çekmek mi, Görülmek mi?

Burada kritik bir ayrım yapmak gerekiyor: İlgi çekmek ile görülmek aynı şey değildir. İlgi çekmek çoğu zaman dışarıdan “fazla” gibi görünür; ama görülmek, insanın en temel psikolojik ihtiyaçlarından biridir. Histriyonik özellikler gösteren bireyler bu ihtiyacı daha yüksek sesle, daha dramatik yollarla ifade ederler.

Psikanalitik kuramın önemli isimlerinden Nancy McWilliams, kişilik yapılarını ele aldığı Psychoanalytic Diagnosis adlı eserinde bu durumu şöyle açıklar: “Histriyonik bireyler, duygusal ifadeyi bir iletişim aracı olarak yoğun biçimde kullanırlar; bu, yüzeysellikten çok bir bağ kurma çabasıdır.”

Yani dışarıdan bakıldığında “abartı” gibi görünen şey, aslında bir bağ kurma girişimidir. Fakat bu girişim, çoğu zaman yanlış anlaşılır ve kişi daha da yalnızlaşır.

Popüler Kültür ve Yanlış Temsiller

Toplumun bu bireylere yaklaşımı genellikle iki uçta olur: ya küçümseme ya da romantize etme. Özellikle popüler kültürde “dramatik kadın” ya da “ilgi bağımlısı karakter” figürü sıkça karşımıza çıkar. Örneğin Euphoria dizisindeki bazı karakter dinamikleri, duyguların yoğun yaşanması ve dikkat çekme davranışlarının nasıl yanlış yorumlanabileceğine dair ipuçları verir. Ancak bu tür temsiller çoğu zaman derinliği değil, yüzeyi gösterir. Oysa gerçek hayatta bu durum çok daha karmaşıktır.

Çocukluktan Gelen Bir Hikâye

Histriyonik örüntüler genellikle erken dönem ilişkilerle bağlantılıdır. Çocuklukta sevginin tutarsız verilmesi, ilginin koşullu olması ya da duyguların ancak “gösterildiğinde” fark edilmesi, bireyin ilerleyen yaşamında şu inancı geliştirmesine neden olabilir: “Eğer yeterince dikkat çekmezsem, sevilmem.”

Bu noktada, John Bowlby’nin bağlanma kuramı devreye girer. Bowlby’e göre erken dönem bakım veren ilişkileri, bireyin kendilik algısını ve ilişkilerdeki beklentilerini şekillendirir. Eğer çocuk, ancak yoğun tepkiler verdiğinde fark ediliyorsa, bu davranış biçimi zamanla kalıcı hale gelebilir.

Bir başka önemli nokta da şu: Histriyonik kişilik özellikleri olan bireyler genellikle duygularını hızlı yaşar, hızlı ifade eder ve hızlı değiştirir. Bu durum dışarıdan “yüzeysellik” gibi algılanabilir. Ancak aslında burada bir duygusal regülasyon zorluğu söz konusudur. Yani kişi duygularını bastırmakta değil, dengelemekte zorlanır.

Duyguların Yoğunluğu: Yüzeysellik Mi, Regülasyon Sorunu Mu?

Histriyonik özellikler gösteren bireyler genellikle duygularını hızlı yaşar, hızlı ifade eder ve hızlı değiştirir. Bu durum dışarıdan bakıldığında “yüzeysellik” gibi algılanabilir. Çünkü toplumda yaygın bir beklenti vardır: Duyguların daha dengeli, daha kontrollü ve daha “tutarlı” olması gerektiği düşünülür.

Ancak burada gözden kaçan önemli bir nokta vardır: Duygunun hızlı değişmesi, onun yüzeysel olduğu anlamına gelmez. Aksine, çoğu zaman bu durum duygunun yoğun yaşandığını gösterir.

Asıl mesele duyguların varlığı değil, düzenlenmesidir. Psikolojide bu süreç duygusal regülasyon olarak adlandırılır. Duygusal regülasyon; bireyin yaşadığı duyguyu fark etmesi, anlamlandırması, yoğunluğunu ayarlaması ve uygun şekilde ifade edebilmesi sürecidir. Yani sadece “hissetmek” değil, hissettiğini yönetebilmekle ilgilidir.

Histriyonik örüntülerde sorun genellikle şu noktada ortaya çıkar: Kişi duyguyu çok hızlı ve yoğun yaşar, ancak bu duygunun yoğunluğunu içsel olarak düzenlemekte zorlanır. Bu nedenle regülasyon, çoğu zaman dışa vurum üzerinden sağlanmaya çalışılır.

Yani kişi:

  • Duyguyu içinde yatıştırmak yerine dışarıda ifade ederek rahatlamaya çalışır.

  • Başkalarının tepkisini bir “dengeleyici” olarak kullanır.

  • İlgi, onay ya da geri bildirim yoluyla duygusunu stabilize etmeye çalışır.

Bu yüzden dikkat çekme davranışı, çoğu zaman bir amaç değil; bir araçtır.

Bu noktada duygusal regülasyonun gelişimsel yönü de önemlidir. Erken çocukluk döneminde bakım verenin çocuğun duygularına verdiği tepkiler, çocuğun kendi duygularını nasıl düzenleyeceğini öğrenmesinde belirleyicidir. Eğer çocuk:

  • Duyguları karşısında tutarlı bir şekilde yatıştırılmamışsa,

  • Sakinleştirilmek yerine ya görmezden gelinmiş ya da aşırı tepkiyle karşılaşmışsa,

  • Ancak yoğun tepkiler verdiğinde fark edilmişse, duygusal regülasyon becerileri yeterince gelişmeyebilir.

Bu durumda birey, yetişkinlikte duygularını içsel olarak düzenlemek yerine, ilişkiler aracılığıyla düzenlemeye başlar. Yani bir başkasının ilgisi, tepkisi ya da varlığı, kişinin duygusal dengesini sağlayan bir unsur haline gelir. Bu da dışarıdan bakıldığında şu şekilde yorumlanır: “Çok değişken, çok abartılı, çok yüzeysel.”

Oysa gerçeklik farklıdır: Bu bireyler duyguları az değil, fazlasıyla hissederler. Ancak bu yoğunluğu organize edecek içsel mekanizmalar yeterince güçlü değildir. Bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Yüzeysellik, duygunun derinleşmemesiyle ilgilidir. Regülasyon sorunu ise duygunun taşmasıyla ilgilidir. Histriyonik örüntülerde problem, duygunun az olması değil; fazla olup kontrol edilememesidir. Dolayısıyla burada gördüğümüz şey bir “fazlalık” değil, bir denge kurma çabasıdır. Ve bu çaba çoğu zaman yanlış anlaşılır.

Son olarak şunu söylemek gerekiyor: Histriyonik kişilik bozukluğu, bir “karakter sorunu” değil; bir örüntüdür. Değiştirilebilir, anlaşılabilir ve çalışılabilir. Ancak bunun için önce etiketlemek yerine anlamaya çalışmak gerekir. Belki de bir dahaki sefere biri sana “abartılı” geldiğinde, kendine şu soruyu sorarsın: “Gerçekten ilgi çekmeye mi çalışıyor, yoksa görülmeye mi?”

Çünkü bazen en yüksek sesle konuşanlar, aslında en çok duyulmak isteyenlerdir.

Kaynakça

American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (DSM-5). McWilliams, N. (2011).

Psychoanalytic Diagnosis. Guilford Press. Miller, A. (1997). The Drama of the Gifted Child. Basic Books. Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss. Basic Books.

Tuğba Kalaycı
Tuğba Kalaycı
Tuğba Kalaycı, 2004 yılında Kayseri’de doğmuştur. Psikoloji lisans eğitimine Nuh Naci Yazgan Üniversitesi’nde devam etmektedir. Mesleki gelişimine üniversite yıllarından itibaren önem veren Kalaycı, MMPI test eğitimi ile birlikte yetişkin psikoterapisinde kullanılan testler üzerine 12 farklı test eğitimi alarak psikolojik değerlendirme süreçlerinde güçlü bir altyapı edinmiştir. Akademik gelişimini sürdürürken psikoloji yazarlığı alanında da aktif olan Kalaycı, Psychology Times Türkiye köşe yazarı olarak görev yapmaktadır. Psikoloji içerik üretimi alanında, psikolojiyi toplumun daha geniş kesimlerine anlaşılır şekilde aktarma misyonuyla hareket eden Kalaycı, ruh sağlığına yönelik bilgilendirici içerikler üretmeye özen göstermektedir. Yazılarında özellikle çocuk psikolojisi temalarına mesafeli durmakla birlikte, gelişimine katkı sağlayacağına inandığı her alanda kalemini kullanmaktan çekinmemektedir. Klinik psikolojiye ilgi duyan yazar, aynı zamanda yetişkin terapisi alanında uzmanlaşmayı hedefleyen psikoloji öğrencileri arasında yer almakta; ilerleyen yıllarda akademik ve mesleki çalışmalarını bu alanlarda derinleştirmeyi hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar