Hepimizin hayatında en az bir kez yaşadığı o sahne var. Arkadaş grubunda biri ilişkisinden bahsederken bir noktada sessizlik olur. Sonra biri dayanamayıp şunu söyler: “Ya… bu bana biraz tuhaf geldi.” Ama çoğu zaman hemen ardından şu gelir: “Ama çok seviyordur ya.”, “Romantiktir o, ondan yapıyordur.”, “Boş ver, aşk böyle bir şey.” Ve konu kapanır. Aslında tam da orada kapanmaması gereken şey: İçimize sinmeyen o küçük his.
İlişkilerde Sınır İhlali ve Psikolojik Yansımaları
Psikolojide bu his çok net bir şeye işaret eder: Boundary violation —sınır ihlali. Çünkü gerçek hayatta ilişkilerde en çok can yakan şeyler, genelde büyük kavgalar değil… küçük ama sürekli tekrar eden sınır ihlalleridir. Ve fark etmeden şunu öğreniriz: Seviliyorsak, katlanmalıyız. Oysa modern ilişki psikolojisi bize tam tersini söylüyor: Sağlıklı bir ilişkide sevgi, katlanmakla değil, karşılıklı sınırların tanınmasıyla (mutual boundaries) büyür.
Bir düşün. Akşam olmuş, gün bitmiş, elinde çay, koltukta battaniye… How I Met Your Mother’da arka arkaya bölümler akıyor, bazen gülüyorsun, bazen “ah Ted” diye iç geçiriyorsun. Bir yerden sonra içinden bir ses geliyor: “Bu sahne… biraz garip değil mi?” İşte tam da o sesi ciddiye alıyoruz. Çünkü HIMYM’e romantik gözlükle değil, biraz daha cesur bir gözlükle bakacağız: psikoloji gözlüğüyle. Konumuz çok basit ama çok kritik: sınırlar. Yani ilişkilerde “buraya kadar” diyebilme meselesi. Ve şimdiden söyleyeyim… Bu dizide sınırlar, pek de iyi korunmuyor.
Ted Mosby: Romantizm mi Yoksa Kaygılı Bağlanma mı?
Önce Ted Mosby. Dizinin romantik kahramanı. İlk randevuda “Seni seviyorum” diyebilen, daha üçüncü buluşmada geleceği planlayan adam. İlk izlediğimizde ne diyorduk? “Ne kadar duygusal, ne kadar temiz kalpli…” Ama biraz durup düşünelim. Bir insanı daha yeni tanırken bu kadar hızlı bağlanmak gerçekten romantizm mi? Yoksa karşımızdaki insanın sınırlarını beklemeden duygusal olarak içeri dalmak mı?
Psikolojide buna çok tanıdık bir örüntü deniyor: Anxious attachment —terk edilme korkusuyla aşırı hızlı bağlanma. Ted çoğu zaman karşısındaki kişinin hızına değil, kendi kaygılarına göre hareket ediyor. Kaybetmekten korkuyor, yalnız kalmaktan korkuyor, terk edilmekten korkuyor. Ve bu korku onu bazen farkında olmadan şuraya sürüklüyor: Karşısındaki insan daha hazır değilken, duygusal olarak çok fazla yaklaşmak. Burada küçük ama önemli bir gerçek var: Yakınlık, aceleyle olmaz. Araştırmalar şunu çok net gösteriyor: Güven, zaman içinde ve karşılıklı ritimle gelişir. Sevgi hızlı doğabilir ama güven ve sınırlar zaman ister. Romantik sandığımız bazı davranışlar, aslında sadece “beni bırakma” korkusunun süslü hali olabilir.
Robin Scherbatsky: Bağımsızlık ve Kaçıngan Tavırlar
Sonra Robin. Bağımsız, güçlü, kendi ayakları üzerinde duran kadın. Hepimizin içinde biraz olmak istediği Robin. Robin sınır koymayı biliyor. “Benim de hayatım var” diyor, “her ilişki evlilikle bitmek zorunda değil” diyor. Bu çok sağlıklı. Psikolojide buna healthy autonomy denir —bireyin ilişki içinde bile kendi benliğini koruyabilmesi. Ama bazen işler başka bir yere kayıyor. Çünkü Robin çoğu zaman sadece sınır koymuyor… aynı zamanda yakınlıktan kaçıyor.
Duygular derinleşince geri çekiliyor, ilişki ciddileşince uzaklaşıyor. Bu noktada devreye başka bir kavram giriyor: Avoidant attachment —bağlanmaktan kaçınan bağlanma stili. Burada insanın aklına şu soru geliyor: Bu gerçekten özgürlük mü, yoksa incinmemek için kalın duvarlar örmek mi? Bazen “ben bağımsızım” dediğimiz yerde aslında şunu demek istiyoruz: “Bağlanırsam canım çok yanar.” Sınır koymak çok kıymetli. Ama sınır, insanı yalnızlaştırmaya başladığında durup düşünmek gerekiyor.
Marshall Ve Lily: Fedakarlık ve Müdahalecilik Dengesi
Gelelim Marshall’a… ah Marshall. Nazik, iyi kalpli, fedakâr. Dizinin “ideal eşi”. Marshall çoğu zaman kendi isteklerinden vazgeçiyor. Hayallerini erteliyor. Hayat planlarını Lily’ye göre şekillendiriyor. Ve bunu o kadar sessiz, o kadar güzel yapıyor ki… kimse fark etmiyor. Psikolojide bu duruma sık sık codependency denir —ilişkide kendi ihtiyaçlarını sistematik olarak geri plana atmak. Fedakârlık romantik bir şey gibi anlatılır. Ama fedakârlık sürekli tek taraflıysa, orada yavaş yavaş insan kendini kaybetmeye başlar. Ve bunu pek konuşmuyoruz. Çünkü “çok anlayışlı” olmak övülür. Ama kimse şunu sormaz: “Peki bu insan kendi hayatını ne zaman yaşayacak?” Sağlıklı ilişki, sürekli kendinden vazgeçmek değildir. Sevgi, insanın kendi sınırlarını silmesi anlamına gelmez.
Ve Lily… Burası biraz karışık. Lily sevimli. Komik. Koruyucu. Anaç. Ama aynı zamanda… biraz fazla müdahaleci. Ted’in ilişkilerine gizlice karışıyor. Marshall’ın hayat kararlarını yönlendiriyor. “Senin için en iyisini ben bilirim” diyerek sınırları epey aşıyor. Psikolojide bu açık bir kavrama girer: Boundary crossing —başkasının karar alanına izinsiz girme. Ama dizide bu nasıl anlatılıyor? “Ne kadar ilgili.”, “Ne kadar koruyucu.”, “Ne kadar iyi niyetli.” İşte burada tehlikeli bir şey oluyor. Çünkü müdahale, sevgi kılığına girince fark edilmiyor. Ama küçük bir gerçek var: Birini sevmek, onun hayatını gizlice yönetmek değildir. Yakınlık, kontrol demek değildir.
Barney Stinson: Mizahın Arkasına Gizlenen Nesneleştirme
Ve tabii ki Barney. Barney dizinin eğlencesi. En komik replikler, en absürt hikâyeler ondan. Ama dürüst olalım… Barney’in yaptığı şeylerin çoğu bugün yaşansa büyük ihtimalle kimse gülmezdi. Sürekli yalan, sürekli kandırma, insanları sadece bir “nesne” gibi görme… Psikolojide buna çok net bir isim veriliyor: objectification ve deception-based intimacy. Biz bunlara gülüyoruz. Çünkü mizah var. Ama bazen mizah, çok ciddi sorunları görünmez yapar. Ve en tehlikelisi de budur. Araştırmalar, medyada tekrar eden davranışların zamanla “normal” algılanmaya başladığını gösteriyor. Yani güldüğümüz şeyler… zamanla içselleştiriliyor.
Sonuç: Sınırlar Aşkın Güvencesidir
Biraz duralım. How I Met Your Mother sadece bir komedi dizisi değil. Aynı zamanda bize ilişkiler hakkında bir sürü mesaj veren gizli bir öğretmen. Ve bu mesajlardan bazıları şunlar: Israr romantiktir. Müdahale sevgidir. Fedakârlık sınırsız olmalıdır. Ve eğleniyorsak, sorun yoktur.
Ama gerçek hayatta işler böyle yürümüyor. Modern ilişki psikolojisi çok net söylüyor: Sağlıklı ilişki demek, iki insanın birbirine müdahalesi değil, iki insanın birbirine saygı duyması demektir. Sınırlar aşkın düşmanı değildir. Tam tersine… sınırlar, aşkın güvende hissettiği yerdir. Ve belki de en önemli cümle şu: Her romantik görünen davranış sağlıklı değildir. Ama saygı duyulan her sınır…gerçek sevgidir.
Kaynakça
Cloud, H., & Townsend, J. (1992). Boundaries: When to say yes, how to say no to take control of your life. Zondervan.


