Pazartesi, Aralık 8, 2025

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Hiç Sahip Olmadıklarımızın Yokluğunu Hissetmek Üzerine

Çocuklukta ihtiyaçlarımızın karşılanması son derece önemlidir. Özellikle barınma veya beslenme gibi temel ihtiyaçlarımız bizler için hayati bir önem taşır. Bu sebeple ebeveynler de olabildiğince bu ihtiyaçları karşılamaya çalışır. Bu noktada karşılamaya çalıştıkları bu temel ihtiyaçların yanında duygusal olarak da bazı ihtiyaçlarımız vardır ve bunların da yeterli düzeyde karşılanması gerekir. Bu duygusal ihtiyaçlar karşılanmadığında karşımıza duygusal ihmal kavramı çıkmaktadır. Duygusal ihmal çocuğa yeterli duygusal destek sağlamamak, ilgi ve sevgi göstermemektir (Glaser, 2002). Çocukluk bir evin temeli olarak görülür ve her şey bu temel üzerine inşa edilir. Bu sebeple bu gibi duygusal destek eksikliği çocuğun duygularını fark etmesi, rahatça yaşayabilmesi ve belki de en önemlisi ifade edebilmesini engeller.

Diğer yandan beyin gelişimi de bu noktada etkilenir çünkü beyin çocuğun bulunduğu ortama en iyi şekilde adapte olmasını sağlar ve erken çocukluk döneminde çok kullanılan bölgeler bu duruma adapte olarak büyür ve gelişir (Horwart, 2007; Perry, 2002). Duygusal olarak desteklenmeyen çocuklarda ise beynin bu alanları yeteri kadar uyaran almadığı için yeterli düzeyde gelişemez. Çocuklukta bu şekilde ifade edilmeyen duygular yetişkinlikte de bu şekilde sürdürülebilir ve bu da kişiyi oldukça zorlayan bir durum haline gelebilir.

Neyim Var Neyim Yok

Çocuklukta nelere sahip olduğumuz kadar nelere sahip olmadığımız da bir o kadar önemlidir. Dışarıdan bakıldığında bir çocuk yeterli düzeyde beslenmişse, kılık-kıyafeti düzgünse, kalacak bir yeri ya da bir ailesi varsa her şey yolunda gibi görünür. Bunlara sahip olmak tabi ki çok kıymetlidir ama çocuğun her yönden gelişebilmesi için yeterli değildir. Çocukların büyümeye devam ettikleri bu dönemde bu gibi fiziksel ihtiyaçların yanında duygusal olarak da beslenmeye gereksinimleri vardır.

Çocuklar küçükken duygusal yönden beslenemediklerinin farkına varamazlar. Çocuğa sevgiyi, güveni, sabrı ve mücadeleyi gibi birçok durumu ebeveynleri öğretir. Bunları hiç öğrenmemiş bir çocuk sevmenin, güvenmenin, sabretmenin veya mücadele etmenin ne demek olduğunu bilmeden büyür. Yetişkin bir birey olduğunda ise bu durumların gerektiği olaylarla karşılaşır ancak çocukluğunda bu alanlarda beslenemediği için bunu hayatında kullanamaz ve bazı problemler yaşayabilir.

Bu noktada asıl önemli olan çocuğun büyüdüğünde bu eksikliklerin yavaş yavaş daha fazla fark edilmeye başlanmasıdır. Bu tarz duygusal olarak ihmal edilmiş çocuklarda dışarıdan bir problem olduğu belli olmadığı için aileleriyle aralarında bir problem genellikle yoktur çünkü temel ihtiyaçları karşılanmıştır. Toplumsal olarak da bu durum bazı farklılıklar gösterebilir. Bazı toplumlarda çocukların duygusal olarak gelişmeleri de diğer ihtiyaçların karşılanması kadar önemlidir. Diğer yandan bazen de duygusal olarak gelişmek bazı toplumlar için çok önemli olmayabilir. Bu şekilde bir aile yapısında büyüyen çocuk duygulara yeterli önem verilmediği için kendisi de bu şekilde öğrenir ve duyguları hep yük olarak görür çünkü aksini hiç öğrenme fırsatı olmamıştır.

Çocukların sahip olmadıkları bir şeyi vermeleri de bu sebeple mümkün değildir.

Sonuç

Sonuç olarak çocuklukta neleri hissettiğimizden ziyade neleri hissetmediğimiz önemlidir. Bu tür duygu eksikliği çocukların bu şekilde gelişmelerine neden olduğu için çocuk bunu fark edene kadar hayli zaman geçebilir ya da fark ettiğinde bile bunun ailesi ile ilgili bir durum olduğunu bilemeyebilir. Bir boşluk hissi vardır ancak buna neyin sebep olduğu bilinmez bir durumdur. Bu sebeple kişi bu hislerin eksikliği sebebiyle kendini suçlayabilir ya da böyle hissettiği için utanabilir.

Önemli olan çocuklukta maruz kalınan ihmalin yaraları kalıcı olmak zorunda değildir ve hiçbir zaman hiçbir şey için çok geç değildir. Yetişkinlikte bizde neyin olmadığını ya da bu duygusal eksikliğe neyin neden olduğunu bilemeyiz ancak kendimizi ve ailemizi gerçekten tanımaya başlayınca bunun ilk adımını atmış oluruz.

İlk başta her beceri yabancı gelir ve denedikçe kendinizi sakar hissedebilirsiniz. Gerekli olan, nasıl hissettirirse ettirsin denemeye devam etmektir. Bu şekilde hem farkındalığınız artar hem de daha iyi bir ben oluşturmayı başarabilirsiniz. Siz birinci dereceden buna maruz kalmış olabilirsiniz ancak hem kendiniz için bu durumu değiştirebilir hem de kendi çocuklarınız için size verilenden daha doğrusu verilmeyenlerden oluşmayan bir hayat sunabilirsiniz.

Çocuklukta onların duygularını ifade etmesine izin vermeli, yaşadıklarını dikkatli bir şekilde dinlemeli ve onlara “şu an kızdın” ya da “öfkelisin” gibi duygularını yansıtan geri bildirimler verilmelidir. Sizler ebeveyn olmak istediğinizde size bu şekilde davranılmamış olabilir ancak bu döngüyü kırabilir ve çocuklarınızı her anlamda gelişmiş şekilde yetiştirebilirsiniz. Unutmayın ki sıfırdan bir şeyleri öğrenmek hiçbir zaman imkânsız değildir; sadece daha fazla çaba gerektirir.

Kaynakça

Glaser, D. (2002). Emotional abuse and neglect (psychological maltreatment): A conceptual framework. Child Abuse & Neglect, 26(6-7), 697–714.

Horwath, J. (2007). Living with child neglect: The impact on children. In Child Neglect: Identification and Assessment (pp. 41–68). New York: Palgrave Macmillan.

Perry, B. D. (2002). Childhood experience and the expression of genetic potential: What childhood neglect tells us about nature and nurture. Brain and Mind, 3(1), 79–100.

Hatice Ateş
Hatice Ateş
Hatice Ateş, psikoloji alanında lisans eğitimini tamamlamıştır. Eğitim süreci boyunca çeşitli merkezlerde staj deneyimi kazanmış ve birçok sosyal gönüllülük projesinde aktif rol almıştır. Bu süreçte Dergipark gibi prestijli bir dergide yayımlanan bir makalede ve TÜBİTAK 2209-A kapsamında kabul edilen bir araştırma projesinde araştırmacı olarak yer almıştır. Mezuniyetinin ardından yetişkinlerle Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yöntem ve teknikleri doğrultusunda çalışarak terapi süreçlerini aktif bir şekilde yürütmektedir. Aynı zamanda çeşitli eğitimlerle bilgi birikimini sürekli artırmakta ve mesleki gelişimini sürdürmektedir. Yazılarında, bilimsel bilgilerin geniş kitlelere ulaşmasını sağlamayı ve bireylerin psikolojik iyi oluşuna katkıda bulunmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar