2007 yılında Werner Hertzog tarafından çekilen ve yönetilen “Encounters at the End of the World” isimli belgesel son günlerde yeniden gündeme geldi. Buna sebep olan kesit ise koloni davranışına aykırı davranan bir penguenden kaynaklanıyor. Belgesel çekimleri sırasında bir penguen fiziken sağlıklı olmasına rağmen ve tamamen kendi seçimi ile mevsim normallerinde ana karadan uzaklaşarak okyanusa ulaşmaya çalışan kolonisini terk ediyor. Buzun kenarındaki avlanma bölgelerine gitmek ya da dinlenmek için değil. Olması gerekenin tam tersi yönde bulunan ve kesin ölüm getireceğinden emin olunan dağlara doğru yol almaya başlıyor.
Araştırmayı yürüten deniz ekolojisti Dr. Daniel Ainley onu birkaç kez okyanusa ve kolonisine döndürmek için çabalasa da penguen yolundan vazgeçmiyor. Bu penguenin durumu Dr. Ainley’e “Penguenlerin de insanlarda olduğu gibi delirmesi mümkün müdür?” şeklinde soruluyor. Peki bu penguen hakikaten delirmiş miydi? Ve neden bunu yapmıştı? Hayatta kalma içgüdüleri kolonileşme ve beraber yaşam üzerine gelişmiş olan ve kitleler halinde hareket ettikleri bilinen penguenlerin içinden yalnız bir penguenin çıkıp tek başına, tür içgüdülerinin tersine, inat ve ısrarla sürüden ayrılıp bilinmez bir sebep uğruna kendini ölüme yaklaştırması niçin 19 yıl sonra dünyadaki tüm toplumlarda kendisini yeniden hatırlatacak bir alan buldu ve bu kadar kişi tarafından içselleştirildi? Üstelik balinalar ve yunuslar gibi sürülerinden kopmak pahasına kıyıya vuran farklı türler bilinip bu kadar içselleştirilmemişken?
Felsefi Altyapı
İnsanların bireysel olarak neden bu videoyu bu kadar benimsediğine getirilen en sık yorum bu penguenin “nihilist” bir penguen olduğu yönündedir. Varoluşçuluk felsefesinin kurucusu Albert Camus’ya göre “Nihilizm, her şeyin izinli olduğu ama hiçbir şeyin anlamlı olmadığı düşüncesidir.” Anlamın, ontolojik ve epistemolojik sınırlandırmaların kaldırılmasına ve tüm özgürleştirmelerin sağlanmasına rağmen değerini yitirmesini vurgular. Kurucusu kabul edilen Nietzsche’ye göre “Nihilizm, en yüce değerlerin değerini yitirmesidir.” Amaçlara yönelik davranmayı gerektirecek anlamların bütünüyle yitirilmesi; ahlaki ve toplumsal tüm değerlerin anlamsızlaşmasıdır. Nietzsche felsefesine göre bu anlamsızlaşmayı kabul ettikten sonra iki yol tercih edilebilir:
İlki; hiçbir şeyin anlamının olmadığı yerde hayat da anlamsızdır o halde umutsuzca ölümün yaklaşması beklenmelidir. İkinci yolda ise; hiçbir şeyin anlamı yoksa tüm sınırlandırıcı kurallar geçersizdir. Kişisel hayatında her bir birey kuralsız özgürlüğünün yaratıcısı olabilecektir. Toplum ve ahlak kurallarına kafa tutarcasına bir yaşam kurgulayıp yaşayabilecektir. Her ne kadar Nietzsche ikinci yolu savunsa da nihilist perspektif yalnızca ilk maddedeki gibi algılanır ve dramatik perspektif ile süslenerek toplumda umutsuzluk propagandası olarak servis edilir.
Modern İnsanın Penguenle Bağı
Sosyal mecralar üzerinde yayılan kesite yapılan yorumlardan yola çıkarak eklenebilecek 3 perspektif insanlar üzerinde etkili olmuştur:
Yalnız Yürüyüş (Lonely March)
Her geçen gün modernleşen ve teknolojinin geliştiği bu dünyada iş birliği ihtiyacının artmasıyla ters korelasyon gösteren bir iletişim eksikliği gözlemek mümkündür. Kendini ifade etme ve düşünceleriyle “Ben buradayım.” deme ihtiyacı hisseden birey her zaman kendini ifade edebileceği ortamı bulamamaktadır. İçine doğduğu benzer olduğu ya da bir zamanlar ait hissettiği toplum tarafından dinlenmediği, saygı görmediği ve benimsenmediğini gören birey, zamanla kendi insanlarına yabancılaşıp izole olmuş bir yaşam yürüyüşüne itilmektedir. Modern insanın toplumda kendini içinde bulduğu bu yalnızlık, empati yapmaya açık insanlarda sürüsünü terk eden bir penguenle dahi empati yapmayı kolaylaştıracaktır.
Romantik Bir Bakış
Hayata karşı romantik bir bakış açısı ile yaşayan bireylerden ise bu penguenin eşini kaybettiği ve yas dolayısıyla üzüntüsünden kendisini sonu ölüme çıkan bir yolculuğa çıktığı yönünde bir yorumlama gelişmiştir. Penguenler ömür boyu tek eşli olmakla bilinen hayvanlardır. Bunun yanı sıra eşleri öldüğünde üzüntü tepkisi verdikleri ya da farklı bir eş ile partner olduklarına dair yeterli veri bulunmamaktadır. Belgesel ve araştırma ekibi tarafından penguenin eşleşme davranışlarıyla ilgili bir veri kaydedilmemiştir. İnsanlar kendilerini yakın ilişkiler ve kuvvetli bağlar kurmak yolu ile topluma ait hissederler. Bu bağların kuvveti ve sayıca çokluğu toplumu benimsemesini sağlar. Yakın ilişkilerinde ve romantik ilişkilerinde daha özenli ve bağlılığa önem veren bireylerde yakınını kaybetmiş bir penguenin üzüntüsü empati yapmak ve durumu içselleştirmek için makul bir zemine oturmaktadır.
Kahraman Bakış Açısı
Bazı insanlar her zaman kendilerini bulundukları toplumun değerlerinden ayrı düştükleri bir paydada bulur. Onunla uyuşmayan değerleri yaşamaktansa kendi ahlaki değerleri çerçevesinde bir yol çizmeleri gerektiğine inanırlar. Paulo Coelho’nun Simyacı kitabında Çoban Santiago’nun sürekli anılan ve gerçekleştirmek uğruna bilinmez bir yolculuğa çıktığı “Kişisel Menkıbe” anlatısı bu kişiler için kendi hayatlarında gerçekleştirmeleri gereken bir şeydir. Gizemli, nereye çıkacağı belli olmayan ve içsel bir dürtü ile o yola çıkması gerektiği hissiyatına rağmen, toplumun bir parçası olmaya devam eder. Bu hikâyenin baş kahramanı onlardır ve her bir birey kendi yolunu yürümelidir. Yalnız penguen bu kişilerin içindeki dürtüye hitap etmiş ve onları harekete geçirmiştir.
19 yıl önce bu yolculuğa çıkan ve her ne yapılırsa yapılsın yolundan vazgeçmeyen penguen şimdi herkese kendi hayatında ölümcül ama çıkılması gerekli, aşk için yapılması şart ya da ne getireceği bilinmez bir kişisel menkıbenin yolunu hatırlatıyor görünmektedir.
Kaynakça
-
Werner Hertzog / Encounters at the End of the World (2007)
-
Albert Camus / Başkaldıran İnsan (L’Homme révolté)
-
Friedrich Nietzsche / Güç İstenci (Der Wille zur Macht)
-
Live Science / Are penguins really monogamous? (https://www.livescience.com/are-penguins-really-monogamous)


