Her gün yüzlerce belki de binlerce insana değer gözlerimiz. Hangi biri diğerinin aynısı olur?
En azından ufak bir benzerlik bulabilir misin? Belki… O da şansın yaver giderse…
“Bir insanı tanımak, onun içsel dünyasını keşfetmek gibidir; her biri, sadece kendi bakış açısına sahip bir evrendir.” demiştir Rollo May. Her insanın kendi bakış açısı olduğu gibi kendi duyguları, düşünceleri de olur. Baktığımız zaman duygulara verilen adlar aynıdır; mutluluk, üzüntü, kırgınlık… Evet her birine verdiğimiz adlar aynıdır; fakat onları yaşayış biçimlerimiz aynı mıdır? Hayır değildir. Kiminin mutluyken midesi bulanır, kimininse üzgünken; kimi kızgınken içine kapanır kimiyse kırar döker… Duyguları farklı yaşadığımız gibi hayatı da farklı yaşarız. Kıyafet seçimlerimiz, damak tatlarımız, sevdiğimiz ve sevmediğimiz şeyler, hatta konuşma tarzlarımız bile farklılık gösterir. Sadece yaşadığımız zaman için de değildir bu farklılık; kuşaklar arası, yüzyıllar arası belki de evrenler arası…
Algının Parmak İzi: Herkesin Dünyayı Görme Biçimi
Gördüğümüzle mi yaşarız yoksa anlam verdiğimizle mi? Bir konuda birkaç kişinin fikrini almak istediğinde ne zaman birinin fikri diğerininkiyle aynı olur? Bana öyle geliyor ki her zaman farklı bir bakış açısıyla karşılaşmışızdır. Dünyaya ilk geldiğimiz andan itibaren bizden habersiz bir şekilde gelişen algı dünyalarımız sayesinde…
Hepimiz aynı şeyi görürüz fakat yorumlarımızda her zaman ufak da olsa bir farklılık payı vardır. Düşündüğümüz şey aynı olsa dahi anlamlandırmamız farklılıklar gösterebilir. Çünkü Carl Rogers’ın dediği üzere “Her birey, kendi deneyimini anlamlandırmak için benzersiz bir içsel çerçeveye sahiptir.” Bakarız, duyarız, dokunuruz ama hiçbirimizin deneyimi bir öncekimizle aynı değildir. Bir kurabiye kokusu kimini çocukluğuna ve evine götürebilirken kimini de ona acı veren bir anıya götürebilmektedir. Sokaktan geçen ambulansın sesi kiminin iç dünyasında fırtınalar koparabilirken kimi için sadece bir çağrının sesi olabilmektedir.
İçsel Evrenin Haritası
Neden hepimizin farklı karakterleri ya da farklı davranışları var diye düşündünüz mü hiç?
Mesela neden birimiz siyah derken diğerimiz beyaz der? Ya da birimiz doğru derken diğerimiz yanlış der?
Biz daha anne karnındayken başlar aslında hikâyelerimiz. Annemizin iyi bir hamilelik geçirip geçirmemesinden yasaklı madde kullanıp kullanmamasına kadar; en derinden… Sonra doğum serüvenimiz… Dünyaya geldiğimizde hiçbir şey yapmaya gücümüz yetmezken bakımımızı karşılayan ve bize sevmeyi, sevilmeyi öğreten ebeveynlerimiz şekillendirmeye başlar benliklerimizi. Örneğin bir annenin çocuğunun ihtiyaçlarını zamanında karşılayıp karşılamaması, bir babanın gerekli otoriteyi kurup kurmaması gibi faktörler gelecekte kendiliğimizi oluştururken karar verme mekanizmamızı etkilemektedir. O yüzdendir ki aynı işleri, aktiviteleri, seçimleri yapan iki insanın içsel evrenleri aslında çok farklıdır.
Sessiz Farklılıklar: Kültür, Kuşak ve Zaman Etkisi
Her kuşak kendi zıtlıklarını beraberinde getirir. Değişen dünya, gelişen teknoloji ve adım atan insanlar getirir bu zıtlıkları. “Yeni icat çıkartma” diyen büyüklerine karşı duran, asi gençliktir bizi şimdiye taşıyan. Buna dair Doğan Cüceloğlu “Kendi yolculuğumuzu yapmak için buradayız; bu yolculukta kendimiz olabilme cesaretini bulmamız kolay değildir, ama kendimiz olmadan yaşamımızdaki hiçbir şey anlamını bulamaz” demiştir. Yani her ne kadar zaman, kültür, çevre ve hatta bazen kendimiz önümüzde dursa bile kendimiz olabilmeyi seçebilmek bize değişimi ve en önemlisi benliğimizi getirir.
Bilinçaltının İzleri: Farkında Olmadan Farklı Olmak
Biz dediğimiz kimdir? Ben buyum derken aslında olduğumuz kişiyi mi, olmak istediğimiz kişiyi mi söyleriz? Beynimizdeki yapılanma tamamen bizim kontrolümüz altında mı değişip gelişir yoksa dış etkenlerin de payı var mıdır?
Çoğu zaman “Ben böyle biri değilim ki” derken buluruz insanları. Evet, zannettiği kişi o değildir aslında. Bazen farkında olmadan değişir insan. Bazen “kendine göre” daha iyi ya da daha kötü bir insana dönüşür. Peki nasıl? Hayatına dokunan her şeyle olur bu değişim. Kimi zaman insanlar, kimi zaman olaylar neden olur buna. Tabii o kişileri ve olayları anlamlandırışlarıdır asıl farkı yaratan. Örneğin etrafınızda aynı türden insanlarla ve olaylarla karşılaşıp, o zamana kadar biçimlenen algısıyla tamamen farklı tepkiler veren ve o kişilerden ya da olaylardan farklı şekillerde etkilenen insanlar vardır. Birine “Ne kadar güçlü bir kız” derken diğeri için “Bunu yapmamalıydı, böyle davranmamalıydı…” diyebilmekteyiz. İşte yapılan seçimlerle ve görülebilenlerle farklılaşır insan beyni. Bazısı aydınlık bir hâl alırken bazısı kapkara bir hâl alır zamanla…
Yazar Notu
Her ne kadar kendi evrenlerimiz olsa da diğer evrenlerle bağlar kurarak yaşamımızı idame ettirmek zorundayız. Buna bağlı olarak hem kendi evrenimizi hem de diğerlerinin evrenlerini kirletmemek üzere hassasiyet içinde davranmalıyız. Bizim evrenimiz için anlam ifade eden şeyler konusundaki hassasiyetimizi diğer evrenler için de düşünebilmemiz hayatı daha yaşanabilir kılabileceği gibi sağlıklı ilişkileri de beraberinde getirmektedir. Her evrenin kendine haslığını kabul etmeli ve saygı duymalıyız. İyilikle çevreli evrenlere kötülük sızabileceğini unutmamamız gerektiği gibi kötülükle çevreli olanların da iyileşebileceğini unutmamamız gerekir. Bir bakış açısı yeterlidir…


