Cumartesi, Şubat 14, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Her Ağlama Travma mı?

Çocuk Psikolojisinde Yanlış Bilinenler

Son yıllarda ebeveyn görüşmelerinde ve dijital içeriklerde sıkça karşılaşılan bir soru dikkat çekmektedir: “Bu yaşanan çocuğum için travma mı?” Çocuğun ağlaması, hayır denildiğinde öfke göstermesi, kreşe uyum sürecinde zorlanması ya da kardeş doğumu sonrası davranış değişiklikleri, çoğu zaman travma kavramı ile açıklanmaya çalışılmaktadır. Oysa çocuk psikolojisi perspektifinden bakıldığında, her zorlayıcı yaşantının travma olarak değerlendirilmesi hem bilimsel açıdan hatalıdır hem de çocukların gelişimsel kapasitesini göz ardı eden bir yaklaşımı beraberinde getirir. Bu makalede, çocukluk döneminde travma kavramı yeniden ele alınacak; zorlanma ile travma arasındaki farklar açıklanacak ve yetişkin tutumunun bu süreçteki belirleyici rolü tartışılacaktır.

Travma Nedir?

Travma; bireyin baş etme kapasitesini aşan, yoğun korku, çaresizlik veya tehdit algısı yaratan ve kişinin temel güven duygusunu sarsan yaşantılar olarak tanımlanmaktadır (American Psychiatric Association, 2013). Çocuklarda travmatik yaşantılar genellikle ihmal, istismar, şiddete maruz kalma, ağır kazalar veya ani kayıplar gibi durumlarla ilişkilidir. Bu tür yaşantılar, çocuğun dünyayı güvenli bir yer olarak algılama becerisini zedeler ve uzun vadeli psikolojik etkiler bırakabilir. Ancak bu tanım, çocukların günlük yaşamda karşılaştığı her zorlanmayı kapsamaz.

Her Zorlanma Travma Değildir

Çocuklar gelişimleri gereği; beklemeyi öğrenir, hayal kırıklığı yaşar, ayrılıkla karşılaşır ve sınırlarla temas eder. Ağlama, öfke nöbetleri ya da geçici davranış değişiklikleri çoğu zaman bu gelişimsel süreçlerin doğal bir parçasıdır (Yavuzer, 2019). Zorlanma ile travma arasındaki temel fark, yaşantının kendisinden çok çocuğun bu yaşantıyla nasıl başa çıktığı ve ne ölçüde desteklendiği ile ilgilidir. Güvenli bir yetişkin eşliği bulunan çocuklar, stresli deneyimleri travmaya dönüşmeden işleyebilirler. Travma kavramının her olumsuz duyguya genellenmesi, çocukları kırılgan ve baş edemez bireyler olarak konumlandırma riskini taşır. Oysa araştırmalar, çocukların uygun destekle zorlanmalardan güçlenerek çıkabildiğini göstermektedir (Fonagy, 2001).

Sahadan Bir Gözlem: Kreşten Bir Veli Görüşmesi

Bir kreş psikoloğu olarak çalıştığım dönemde yapılan bir veli görüşmesi bu ayrımı net biçimde ortaya koymuştur. Üç yaşındaki bir çocuğun annesi, gerçekleştirdiğimiz ebeveyn görüşmesinde sabah ayrılıklarında yaşanan yoğun ağlamayı “ayrılık travması” olarak tanımlıyordu. Anne, çocuğunu bırakırken yoğun suçluluk ve kaygı yaşadığını ifade ediyordu. Gün içi gözlemlerimde ise çocuğun sınıfa girdikten kısa süre sonra oyunlara katıldığı, öğretmeniyle ilişki kurduğu ve gününü işlevsel biçimde sürdürdüğü görülüyordu. Görüşmede, bu ağlamanın yaşa uygun bir ayrılık tepkisi olduğu; annenin kaygısının ise ayrılık anındaki süreci zorlaştırabileceği konuşuldu. Birkaç hafta sonra anne şu geri bildirimi paylaştı: “Ben daha sakin kaldıkça, onun da daha çabuk sakinleştiğini fark ettim.” Bu örnek, travmatik etkiyi belirleyen unsurun çoğu zaman olaydan çok yetişkinin tutumu olduğunu göstermektedir.

Çocukların Psikolojik Dayanıklılığı Nasıl Desteklenir?

Literatür, çocukların zorlayıcı yaşantılarla baş edebilmesini güçlendiren üç temel koruyucu faktöre işaret etmektedir: güvenli ve tutarlı bir yetişkin ilişkisi, duyguların kabul edilmesi ve adlandırılması ile öngörülebilir ve destekleyici bir çevre. Çocuklar için en iyileştirici unsur, duygularının anlaşılması ve yalnız olmadıklarını hissetmeleridir. Bu nedenle yetişkinlerin, çocuğun duygusunu hemen düzeltmeye ya da bastırmaya çalışmak yerine, önce o duyguyla temas kurması önemlidir. “Üzülmemen gerekmez” demek yerine “Şu an çok üzgün görünüyorsun, bunu anlıyorum” gibi ifadeler, çocuğun duygusal regülasyon becerilerinin gelişmesine katkı sağlar. Ayrıca günlük rutinlerin korunması, sınırların net ama şefkatli biçimde sunulması ve çocuğun yaşına uygun sorumluluklar verilmesi, çocukların stresle baş etme kapasitesini güçlendirir. Bu destekleyici koşullar sağlandığında, çocuklar zorlayıcı deneyimleri travmaya dönüşmeden anlamlandırabilir ve psikolojik dayanıklılık geliştirebilirler (UNICEF, 2020).

Sonuç

Çocukları korumak, onları her türlü zorlanmadan uzak tutmak anlamına gelmez. Aksine, çocukların gelişimi; hayal kırıklıklarıyla karşılaşmayı, beklemeyi öğrenmeyi ve duygusal iniş çıkışları tolere edebilmeyi içerir. Her ağlamayı, her öfkeyi ya da her zorlanmayı travma olarak değerlendirmek, çocuğun baş etme becerilerine olan güveni zedeleyebilir. Bunun yerine, çocuğun yaşadığı deneyime nasıl eşlik edildiği üzerinde durmak daha işlevsel bir bakış açısı sunar. Yetişkinin sakinliği, tutarlılığı ve duygusal erişilebilirliği; çocuğun yaşantıyı nasıl anlamlandıracağını doğrudan etkiler. Bu nedenle esas soru “Bu yaşanan travma mı?” değil, “Bu çocuk bu süreçte nasıl desteklenirse kendini daha güvende hisseder?” olmalıdır. Çocukların psikolojik sağlamlığını güçlendiren de tam olarak bu yaklaşımdır.

Kaynakça

  • American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed.). Author.

  • Fonagy, P. (2001). Attachment theory and psychoanalysis. Other Press.

  • UNICEF. (2020). Çocuklarda psikolojik dayanıklılık. UNICEF Türkiye Ofisi Yayınları.

  • Yavuzer, H. (2019). Çocuk psikolojisi (40. bs.). Remzi Kitabevi.

Betül Doğan
Betül Doğan
2003 Mersin doğumlu Betül DOĞAN, İstanbul Beykent Üniversitesi Psikoloji bölümünden tam burslu olarak onur derecesiyle mezun oldu. Üniversite yıllarında Psikoloji Kulübü'nde başkan yardımcılığı yaparak akademik ve sosyal etkinliklerin organize edilmesinde aktif rol aldı. Çeşitli devlet ve özel kurumlarda staj deneyimleriyle klinik ve uygulamalı psikoloji alanında kendini geliştirdi. Bilişsel davranışçı terapi yaklaşımını benimseyen Betül DOĞAN, özellikle beden algısı, yeme bozuklukları, sosyal medyanın psikolojik etkileri ve kişisel gelişim konularına odaklanıyor. @elinizdekipsikolog Instagram hesabı üzerinden psikolojiyi herkes için anlaşılır ve ulaşılabilir kılmak amacıyla içerikler üretiyor. Sosyal medya ve dijital iletişimi yakından takip ederek, geniş kitlelere psikoloji bilimini doğru ve samimi bir dille aktarmayı hedefliyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar