“Toksik ilişki”, “toksik arkadaşlık”, “toksik iş ortamı” gibi pek çok kavram günümüzde oldukça sık kullanılmaya başladı. Psikoloji bilimine dair okuryazarlığın oldukça arttığı bugünlerde insanlar psikolojik iyi oluşlarını etkileyen pek çok kavramı günlük dillerinde de aktif şekilde kullanmaya başladı. Ancak çoğu zaman toksik bir ortamın içinde olduğumuzu fark etmekte zorlanabiliyoruz. Çünkü çok uzun süreler benzer durumlar içinde kaldığımızda yaşadığımız duygusal yük bizim normalimiz haline gelir. Şöyle düşünelim: kesintisiz şekilde alarmların çaldığı bir evde yaşamak zorunda bırakılıyorsunuz. İlk başta belki yoğun stresler yaşar, tepkiler gösterir ve sebepleri sorgularsınız. Fakat bir noktada çalan bu alarmlar, günlük yaşantınızda size arkadan fon müziği gibi gelebilir. Çünkü bilirsiniz: “İnsan her şeye alışıyor; buna yaşamak diyorlar”
Peki şimdi bir an durup derin bir nefes alsak -derin nefesi hafife almayınız, her şeyin değilse de pek çok şeyin hafifleticisi olabiliyor- ve biraz geriye yaslanıp kendimize şu soruyu sorsak: Hayat toksik olmadığında nasıl hissettiriyordu? Gelin buna birlikte biraz daha yakından bakalım.
Olduğunuz Gibi Görünebilmek İçin Çaba Göstermeniz Gerekmez
Sağlıklı ilişkilerde veya ortamlarda kendimizi sürekli açıklamak, savunmak veya kendimizi olduğumuz halde kabul ettirmek zorunda hissetmeyiz. Olduğumuz halimizle var olabilir, düşüncelerimizi ifade etmekten çekinmeyiz. Atacağımız her adım, söylenecek her söz yoğun bir kaygı yaratmaz ve anlaşılacağımızı biliriz. Bu durum ise psikolojik güven duygumuzu güçlendirmek için çok önemlidir.
Sürekli Gerilim ve Kaygı İçinde Olmazsınız
Bu tür toksik ortamlar; genelde adını koyamadığımız, elle tutulur sebepler sunamadığımız tuhaf bir gerilim hissi taşır. Söylediğimiz sözler nasıl yorumlanacak, ufak bir davranışımız aklımızın ucundan dahi geçmeyecek farklı yönlerde yorumlanıp eleştirilecek mi diye tetikte hissedebiliriz. Aslında her zaman konuştuğumuz gibi konuşup her zamanki gibi tepkiler verdiğimiz bir günde bile rastgele bir anda rastgele bir sebepten sorun çıkabilir düşüncesiyle kaygılanırız. Çoğu zaman bu tür sorunlar da çıkar zaten. Bu kaygılar ileri boyutlara ulaştığında, içinde bulunduğumuz durumdan kopmamıza, fiziki ve ruhsal yoğun stres belirtileri yaşamamıza neden olabilir. Yüksek basınçta tıkanan kulaklar gibi bir ruhsal bulanıklık ve tıkanma yaşayabiliriz. Sağlıklı ilişkilerde ise iletişim daha açık, güvenli ve istikrarlı olduğu için sürekli savunma halinde olmamız gerekmez. Güneş, gökyüzü, yediğimiz yemeğin lezzeti, yoldan geçen köpeğin sevimliliği vs. her şey yeniden görünür haldedir. Hayat güzeldir, kuşlar uçuyordur.
Enerji Tükenmez, Yenilenir
Ünlü bir aktör, romantik bir ilişkinin tatil gibi olması gerektiğinden söz etmişti. Sağlıklı ilişkiler, özellikle uzun vadede bu tür bir tatil havasını vadetmese de, en azından kişinin enerjisini tüketmek yerine onu destekleyip yenileyecektir. Toksik olmayan bir ortamda, bir görüşme veya etkileşim sonrasında kendimizi daha sakin, anlaşılmış ve rahatlamış hissederiz. Üstelik bu tür bağlar kurabilmek, psikolojik dayanıklılığımızı artırarak bizler için önemli bir yaşam kaynağı da olacaktır.
Sınırlar Yaratmaya Olanak Verilir
Hepimizin ihtiyaçları, kişisel alanları ve bu bağlamda sınırları da vardır. Yoksa mutlaka edinmenizi tavsiye eder, sınırlarla ilgili yeni doğan çocuk merakıyla ve hevesliyle, hayatınız buna bağlıymışçasına araştırma yapmanızı öneririm. Sağlıklı ilişkilerde, belirlediğimiz sınırlar bir tehdit olarak görülmez. “Hayır” diyebilmek, bir fikre katılmamak, bireysel zaman veya alan talep edebilmek birer lüks değil ilişkinin normal fonksiyonlarıdır.
Değerli Hissetmek İçin Mücadele Edilmesi Gerekmez
Sağlıklı ilişkilerde ve ortamlarda, değer ve saygı görmek için sürekli performans sergilemek zorunda kalmayız. İlişkiler karşılıklı kabul ve saygı üzerine kurulmuştur. Çabalarımız, niyetlerimiz ve duygularımız görünüyor mu, eğer görünüyorsa doğru anlaşılıyor mu, eğer doğru anlaşılıyorsa karşılık buluyor mu gibi sorularla kaygı ve değersizlik çemberlerinde mekik dokumayız. Sevgi, değer ve güven nettir, istikrarla varlığını gösterir. Bunların varlığından emin olmak için sürekli içinde bulunduğumuz ilişkileri ve ortamları sorgulamamız gerekmez. Geceleri bu tür sorularla uykularımızı kaçırmadan da değerli ve özel hissedebildiğimiz ortamlardır. Bu tür sağlıklı ilişkiler ve etkileşimler de kendimizi daha dengede ve güvende hissetmemize katkı sağlar.
Peki tüm bunların ışığında toksik bir ilişkide veya ortamda bulunduğumuzu fark ettiğimizde yönümüzü nereye çevireceğiz? Bu tür yıpratıcı durumlarda farkındalık yaşamak da çoğu zaman kritik bir dönüm noktası niteliğindedir. Ancak fark etmek tek başına yetersiz kalabilir. Bu farkındalığı cebimize koyarak ve orada olduğunu hiç unutmayarak bazı bilinçli adımlar atmak size fayda sağlayabilir:
1. Yaşadığınız deneyimin adını koyun Beynimiz, kavramlar ve onların tanımlarını anlamlandırmak üzere çalışır. Bir durum yaşıyorsak bunun ne olduğunu, neden olduğunu, başka kimlere de olduğunu bilmek isteriz. Bir sorunu fark edip onu tanımlayabilme becerisine sahip olabilmek ise düşündüğümüzden daha önemli bir biçimde işlerimizi kolaylaştırır. İçinde bulunduğunuz ilişkiyi, arkadaşlığı veya iş ortamını tanımlayın. Size ne gibi duygular yaratıyor bunları ayrıştırın ve bu duygular hangi düşüncelerle birlikte yüreğinizde yer ediyor bir değerlendirin.
2. Duygularınızı Önemseyin Yaşadığımız olaylarla ilgili düşüncelerimizi, kararlarımızı anlamanın ilk yolu duygularla iletişime geçmektir. Hangi kişiler, yerler ve ortamlarda sizler hangi duyguları yaşıyorsunuz? Duygularınız, neler yaşadığınızı anlamlandırabilmek için elinizdeki en büyük ve gerçekçi ipuçları olacaktır.
3. Sınırlar Koymayı Öğrenin Hayatınız buna bağlıymışçasına ve yeni doğan bir çocuk hevesiyle sınırlar koymayı öğrenmeniz gerektiğinden bahsetmiştik. Yine de tekrarlamak isterim. Mutlaka öğrenin.
4. Güvenilir Kişilerle Bağ Kurun Bazen içinde bulunduğumuz durumları objektif değerlendirmek zor olabilir. Üstelik duygular ve alışılmış toksik ortamlar gündelik yaşamın ve iyilik halinin tüm norm değerlerini bizlere unutturabilir. Bu zamanlarda özellikle sizleri uzun zamandır tanıyan, fikirlerine güvendiğiniz arkadaşlarınızla, aile üyeleriyle veya bu alanda uzman kimselerle görüşmek faydanıza olacaktır.
5. İhtiyaçlarınızı Yeniden Sorgulayın Markete giderken yaptığınız alışveriş listelerini düşünün ya da internette izlediğiniz yemek tarifi videolarında lazım olan malzemelerin bir listesini mutlaka görürsünüz. Tıpkı yeni bir tatlı tarifine girişir gibi ihtiyaçlarınızı tümüyle listelemeye çalışın. Bu tatlıyı yapmak için hangi malzemeler hangi aşamalarda ne şekilde kullanılıyor? Peki ya siz, size iyi gelen şeyler, sizi destekleyen ortamlar, yüzünüzün en çok güldüğü yerler nerelerdi? Sizi destekleyen ve olduğunuz gibi kabul görebildiğiniz yerleri, ilişkileri ve ortamları düşünmek, bundan sonraki adımlarınızı belirlemekte yol göstericiniz olabilir.
6. Profesyonel Destek Alın İlk başta söz ettiğimiz üzere, bu tür toksik durumlar bizim için öylesine normalleşir ki önümüzü görmekte zorlanır, sebeplerimizi ararken çaresiz ve sıkışmış hissedebiliriz. Bu tür durumlarda mutlaka bir ruh sağlığı profesyonelinden destek almanız fayda sağlayacaktır.
Bu tür toksik ilişkilerin, yeni normaliniz haline gelmemesini derinden umut ediyor, yalnız olmadığınızı altını çizerek hatırlatmak istiyorum. Sevgili Psychology Times ailesi vesilesiyle bir sonraki buluşmamıza dek kendinize iyi bakın.


