Perşembe, Nisan 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Görünmez Sınırları Aşmak: Cam Tavanlar ve Kendi Zihnimizdeki Engeller

Mart ayını geride bırakırken, kadınların güçlenme (empowerment) serüvenini konuşmaya devam ediyoruz; zira bu mesele takvimdeki tek bir güne sığdırılamayacak kadar köklü ve hayati. Yıllardır aşmaya çalıştığımız, temeli sistemsel eşitsizliklere dayanan o meşhur “cam tavanların” ne kadar gerçek ve yorucu olduğunu hepimiz biliyoruz. Dış dünyadaki bu adaletsizliklerle mücadele etmek tartışmasız bir zorunluluk. Ancak bu haklı mücadeleyi verirken bazen gözden kaçırdığımız, potansiyelimizi gölgeleyen bir cephe daha var: Kendi zihnimiz. Bu yazıda, dışsal engellerin varlığını yadsımadan; çocukluktan getirdiğimiz şemalarla şekillenen içsel sınırları fark etmeyi ve dışarıdaki tavanları çatlatacak asıl yakıtımız olan “psikolojik sermayemizi” nasıl inşa edebileceğimizi inceleyeceğiz.

Cam Tavanlar Sadece Dışarıda mı?

Cam tavan (glass ceiling) kavramı, kadınların kariyer basamaklarını tırmanırken karşılaştıkları; liyakat, eğitim veya beceri eksikliğinden değil, tamamen toplumsal cinsiyet önyargılarından kaynaklanan görünmez ve aşılması zor engelleri ifade eder. Ancak klinik bir perspektiften zihinsel dinamiklere baktığımızda, bu dışsal engellerin zamanla nasıl da içselleştirildiğini görürüz. Kadınlar, uzun yıllar boyunca maruz kaldıkları bu sistemik kısıtlamaları bir süre sonra kendi iç sesleri haline getirebilirler.

“Başarımı sadece şansa borçluyum”, “Burada olmayı hak etmiyorum” veya “Yakında ne kadar yetersiz olduğumu anlayacaklar” gibi düşünceler size de tanıdık geliyor mu? Literatürde “Imposter Fenomeni” olarak adlandırılan bu durum, özellikle yüksek başarılı kadınlarda son derece yaygındır. Toplumsal cinsiyet rolleri ve yetiştirilme tarzımız, kadının kendi başarısını sahiplenmesini zorlaştırır. Başarı, kişinin kendi çaba ve yeteneğinden ziyade dış faktörlere (şans, doğru zamanda doğru yerde olmak, başkalarının yardımı) atfedilir ve bu da sürekli bir “maskemin düşeceği” kaygısı döngüsü yaratarak psikolojik tükenmişliğe zemin hazırlar.

Bizi Aşağı Çeken O Tanıdık Sesler: Şemalarımız

İçselleştirdiğimiz bu engellerin temelinde genellikle çocukluk ve ergenlik döneminde oluşan “erken dönem uyumsuz şemalar” yatar. Şemalar, dünyayı, kendimizi ve diğer insanları algılayış biçimimizi belirleyen köklü bilişsel kalıplardır. Adeta çocuklukta yazılmış ve yetişkinlikte farkında olmadan okuduğumuz görünmez senaryolardır. Özellikle kadınlarda toplumsal öğretilerle pekişen üç temel şema, potansiyelin önünde büyük bir bariyer oluşturur:

  • Kusurluluk/Utanç Şeması: Kişinin içsel olarak eksik, hatalı veya sevilmeye layık olmadığına dair derin bir inançtır. Bu şema aktifleştiğinde, kadınlar ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar kendilerini daima “yetersiz” hissederler ve dışarıdan gelen takdirleri kabul etmekte zorlanırlar.

  • Boyun Eğicilik Şeması: Çatışmadan kaçınmak ve başkalarını memnun etmek adına kişinin kendi ihtiyaç ve duygularını bastırmasıdır. İş hayatında sınır çizemeyen, “hayır” diyemeyen veya kendi hakkını (örneğin terfi veya adil bir maaş) savunamayan kadınların ardında genellikle bu şema yatar.

  • Kendini Feda Etme Şeması: Başkalarının ihtiyaçlarını her zaman kendi ihtiyaçlarının önüne koyma eğilimidir. Bu durum, kadının kendi kariyer hedeflerinden ve kişisel gelişiminden suçluluk duymadan ilerlemesini zorlaştırır.

Peki Ne Yapacağız? Gücümüzü Psikolojik Sermayeden Almak

Şemaların bize fısıldadığı o yetersizlik hissiyle ve dış dünyadaki cam tavanlarla savaşmak, ancak kendi “Psikolojik Sermayemize” (Psychological Capital) yatırım yapmakla mümkündür. Geçtiğimiz günlerde Endüstri ve Örgüt Psikolojisi dersi kapsamında gerçekleştirdiğim bir sunumda da derinlemesine inceleme fırsatı bulduğum üzere; kurumsal yapılarda bireylerin dayanıklılığını artırmanın yolu bu sermayeyi güçlendirmekten geçiyor. Pozitif psikolojinin çalışma hayatına uyarlanmış en güçlü kavramlarından biri olan psikolojik sermaye, umut (hope), özyeterlilik (efficacy), psikolojik sağlamlık (resilience) ve iyimserlik (optimism) bileşenlerinden oluşur (Luthans vd., 2015). Kadınlar için bu dört bileşen, görünmez bir zırh ve itici bir güç işlevi görür.

Özyeterlilik, “Ben bu zorlu görevin üstesinden gelebilirim” inancını pekiştirerek Imposter hissini zayıflatır. Psikolojik sağlamlık, reddedilmeler, adaletsizlikler veya başarısızlıklar karşısında düşülen yerden daha güçlü kalkabilme kapasitesini ifade eder. Umut, hedefe giden yolda önüne çıkan engelleri aşmak için alternatif rotalar çizebilme iradesini verirken; iyimserlik, toksik bir pozitiflikten ziyade, olayları gerçekçi ama olumlu bir bilişsel çerçeveden değerlendirmemizi sağlar. Araştırmalar, psikolojik sermayesi yüksek olan kadınların cam tavan algısıyla başa çıkmada daha başarılı olduklarını ve iş ortamında kendi seslerini duyurmaktan çekinmediklerini göstermektedir.

Kendi Hikayemizi Yeniden Yazarken…

Gerçek anlamda güçlenmek, sadece dış dünyadaki eşitsizliklerle ve cam tavanlarla mücadele etmek değil, aynı zamanda kendi zihnimizdeki sınırları onarmaktır. Bize “yapamazsın”, “yetinmelisin” veya “kendini feda etmelisin” diyen o uyumsuz şemaları fark edip, yerini özyeterlilik, sağlamlık ve umut ile doldurduğumuzda gerçek bir dönüşüm başlar.

Bu Mart ayını geride bırakırken, kadınlar olarak sadece kurumların veya toplumun bize sunduğu kısıtlı alanları değil, kendi içimizde var olan o sınırsız psikolojik potansiyeli kutlamalıyız. Kendi psikolojik sermayemizi tuğla tuğla inşa ettikçe, sadece kendi hayatımızın değil, bizden sonra gelecek olan kız çocuklarının da yolunu aydınlatmış olacağız. Unutmayalım ki; içimizdeki o inancı güçlendirdiğimizde, çatlatamayacağımız hiçbir cam tavan yoktur.

Kaynakça

Barutçu, E. ve Kaçar, Z. K. (2017). Kadın çalışanların psikolojik sermayeleri ve cam tavan sendromunu aşma stratejileri arasındaki ilişki: Denizli örneği. Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 4(4), 79-86.

Clance, P. R. ve Imes, S. A. (1978). The imposter phenomenon in high achieving women: Dynamics and therapeutic intervention. Psychotherapy: Theory, Research & Practice, 15(3), 241–247.

Doğan, S. (2020). Kadın yöneticilerin örgütsel psikolojik sermaye düzeyleri ve cam tavan algılarının liderlik tarzları bağlamında incelenmesi. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 29(1), 1-15.

Luthans, F., Youssef-Morgan, C. M. ve Avolio, B. J. (2015). Psychological capital and beyond. Oxford University Press.

Young, J. E., Klosko, J. S. ve Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide. Guilford Press.

İclal Boroğlu
İclal Boroğlu
İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Psikoloji Bölümü 3. sınıf öğrencisidir. Klinik psikoloji alanında stajyer psikolog olarak deneyim kazanmaktadır. Lisans eğitimi kapsamında bilişsel psikoloji alanında yürütülen araştırma süreçlerine dahil olmuştur. Psikoloji alanındaki güncel çalışmaları takip etmeye, kuramsal bilgisini geliştirmeye ve farklı psikolojik yaklaşımlar üzerine okumalar yapmaya önem vermektedir. Psikolojiyi daha anlaşılır ve erişilebilir hale getirmeyi amaçlayan yazılar kaleme almaya ilgi duymaktadır. Psikoloji bilgisini etik, bilimsel ve sorumlu bir çerçevede aktarmayı önemsemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar