Sürekli koşarak ulaşmaya çalıştığımız yerler aslında kimin hayalleri, kimin hedefleri?
Bu koşu neyin nesi?
İçsel ve Dışsal Motivasyon Çatışması
Çocukluğumuzdan beri kurduğumuz hayaller şekilden şekle girerken, bu hayallerin inşasında kimlerin tuğlaları var diye durup düşündüğümüzde kendi payımızı görememek, o hayallere koşarken bizi yavaşlatan rüzgârdır. Çok şey başarırız ama kimseye yetemeyiz; çünkü gerçekleştirdiğimiz hayal çoğu zaman başkasının bizim için kurduğu hayaldir. O kişinin Onayını alsak bile diğerlerinin onayını alamayız. Herkes bizi bir köşeye çekmeye çalışırken ortada kalan, parçalara bölünen biz oluruz.
Motivasyonumuz insanların onayını almak oldukça asıl biz yok oluruz. Bizden geriye kalan ise kuramadığımız kendi hayallerimizdir.
Aslında ne istediğinizi en son ne zaman düşündünüz?
Koşarken etraftakilerin alkışını duymak güç verebilir ama etrafta kimse yokken koşmak en güzeli. O zaman kendinizi duyarsınız, düşünürsünüz; kimse memnun olsun diye değil, sadece siz istediğiniz için, kendi temponuzda ve istediğiniz yöne koşarsınız. “Özgürlük budur!” hissi şimdiye kadar aldığınız tüm alkışlara bedeldir.
Kocaman bir yeterlilik yarışında kazanan yoktur. Kendinden veren herkes kaybeder. Sürekli onay arayışı ve dışsal motivasyonlarla hareket etmek, iki kişinin “aferin” demesi için kendimizi hırpalamak bizi yarışın sonuna değil, yolun sonuna götürür. Çıkmaz bir sokakta kaybolmamak için mola verip düşünmek gerekir: En son ne zaman kendin için bir şey yaptın?
Bir başarı hikâyeniz olmak zorunda değil; oturup bir dizi izlemek bile bazen kendi adınıza başardığınız bir şeydir. “Mükemmel” diye bir şey yoktur ve ona ulaşamayacağınızı kabullenmeniz gerekir. Kendi mükemmelinizi oluşturun ve onun için çabalayın. Kendi mükemmeliniz başkasının kaybedişi olsa bile sizi mutlu eden bir başarıyla kendinizi kazanırsınız. Yorulmadan, pes etmeden koşarsınız. Kimseye yetişmek ve kimsenin temposuna uyum sağlamak zorunda değilsiniz.
Peki kendini unutup kaybolmanın bedelleri nedir?
Duygusal tükenmişlik, öfke ve anlamsızlık duyguları en yakın arkadaşınız olduğunda, onların size ve çevrenize verdiği zararı fark etmeyebilirsiniz. Artık kendiniz için yaptığınız hiçbir şey anlamlı gelmez. “Bunun için miydi her şey?” tatminsizliğiyle boğuşurken hissettiğiniz çaresizlik sizi boğarken, size “aferin” diyen kimse çırpınışlarınızı fark etmez. Bu hikâyede cankurtaran yoktur.
Yavaşlamanın ve Durmanın Gücü
Sürekli yetişmeye çalıştığımız yerler aslında bizi hiç istemeyen yerlerse, bazen yavaşlamak hatta durmak, varmaktan daha iyidir. Yanlış yere ulaşmak, hiçbir yere ulaşıp olduğun yerde kalmaktan daha iyi bir seçenek olmamıştır. Asıl güçlü olmanın bazen durabilmek olduğunu keşfedince insan dinlenir, kendine yaklaşır, iç sesini duymaya başlar.
İnsanların güç savaşında eziliyoruz. Kendimizi bu savaşa dâhil ediyoruz. Ancak rekabet bize mutluluktan başka her şeyi getiriyor. Kazansak bile kaybediyoruz; savaşsak yıpranıyoruz. Yenilgiden değil, kendimizden kaçıyoruz. Bu savaşa hiç girmeyip oyunun kurallarını kendimiz belirlersek, kim kazanırsa kazansın oyunu biz yönetiyoruz. Kazanmanın ve kaybetmenin olmadığı bu oyunda hayat bizden yana oluyor.
Zinciri Nasıl Kırarım?
Bu çıkmazdan kurtuluş bir anda değil; küçük ama güçlü bir fark edişle başlar. Önce neyi istemediğini fark edersin, sonra kendini hiç dinlemediğini. En sonunda yorgunluğunun içinde boğulurken bulursun kendini. Kimseyi ikna edecek gücün kalmayana kadar savaşırsın.
Son noktaya geldiğinde ilk yapman gereken şey iç sesini ayırt edebilmektir. Neyi, kim için yaptığını kendine sormak, yaptıkların seni gerçekten mutlu ediyor mu diye düşünmek, kazandığın savaşlar bile onaylanma ihtiyacının gölgesinde daha mı ağır geliyor diye sorgulamak ya da midemizdeki kramplar başarısızlıktan değil, yetersizlik hissinin getirdiği mutsuzluktan mı doğuyor sorusuna cevap bulmaktır.
Sonraki adım durmak. Sadece durmak. Çünkü durmak da bir eylemdir ve bir vazgeçiş değil; yeni bir yol çizebilmek için verilen bir moladır. “Ben nereye gidiyorum?” sorusunu ilk kez ciddiyetle sorabilmektir. Durup kendi isteklerinize göre yolunuzu çizdikten sonra sıra şuna gelir:
Sınır Koymak ve Hayır Diyebilmek
Başkalarının planlarını reddedince kötü bir insan olmayız. Sadece kendi hayatının sorumluluğunu alan, onaylanmayı değil kendini önemseyen insanlar oluruz. Herkesin sevdiği insan olmak için değil; kendini seven insan olmak için çalışmak hayatı yeniden kazandırır.
Hayır diyebilmek, kendimize saygı duymanın ve yolumuzu çizmenin ilk adımıdır. Başkasına “hayır” demek, kendimize “evet” demenin en temiz yoludur. Ve bu “evet”, bize ait her şeyin başlangıcıdır. Geçmişte bu savaşa sürüklendiğimiz için kendimize kızmak yerine döngüyü fark edip zinciri kırmak, bugünün seçimlerini özgürleştirir.
Eğer bu satırları okurken hâlâ içinizde bir yer “Ama ben yetmiyorum.” diyorsa; bilin ki ben sizi duyuyorum, ben çabanızı görüyorum. Her başarınızı, hatta başarısızlığınızı takdir ediyorum. Bir gün aynaya bakıp aynı cümleleri kendinize söyleyebilmeniz dileğiyle, özgürce yapabileceğimiz seçimler ve dilediğimizce yaşayabileceğimiz hayatlar için…


