İnsanlar sosyal varlıklardır. Hayatımızı sürdürebilmek için çevremizdeki kişilerle bağ kurmaya ihtiyaç duyarız. Romantik ilişkiler de bu bağların en güçlü olanlarından biridir. Bazen çok güzel başlayan bir ilişki zamanla değişebilir. Ya ilişkinin dinamiği bozulur ya da biz onun gerçek yüzünü fark etmeye başlarız. Bize iyi gelmesi gereken bu bağın artık duygusal olarak bizi yıprattığını hissederiz. Buna rağmen çoğu zaman ilişkiyi sürdürmeye devam ederiz. Tam da bu noktada zihnimizde aynı soru belirir: “Neden ayrılamıyorum?” Bu soruya bir cevap bulamadığımızda ise kendimize kızmaya başlayabiliriz. Kendimizi yetersiz, hatta güçsüz hissedebiliriz. Peki gerçekten güçsüz olduğumuz için mi ayrılamıyoruz? Yoksa bu durumun arkasında psikolojimizin işleyişine dair daha derin nedenler mi var?
Bir partnerden ayrılmak çoğu zaman düşünüldüğü kadar kolay bir süreç değildir. Çünkü bir ilişkiyi bitirmek yalnızca birlikte olduğumuz kişiden uzaklaşmak anlamına gelmez. Aynı zamanda bu ilişkiye verdiğimiz zamandan, partnerimize yaptığımız duygusal yatırımlardan ve zamanla kurulan psikolojik bağlardan da vazgeçmeyi gerektirir. Bunun yanında ayrılığın ardından karşılaşılabilecek yalnızlık ihtimali de kişiyi kaygılandırabilir. Bu nedenle bir ilişkiyi bitirmeyi basit bir karar olarak görmek yerine, içinde birçok psikolojik sürecin yer aldığı karmaşık bir deneyim olarak değerlendirmek daha gerçekçi olacaktır.
Bağlanma Kuramı ve Çocukluk İzleri
Yatırım Modeli ve Batık Maliyet Yanılgısı
Bağlanma stilleri ilişkilerden kopamamanın bir açıklaması olsa da tek faktör bu değildir. Bazen insanlar, duygusal olarak yatırım yaptıkları ilişkiden kopmakta zorlanır. Caryl Rusbult tarafından geliştirilen Yatırım Modeli’ne göre kişiler ilişkilerini sürdürürken yalnızca tatmin düzeyiyle ya da ne kadar sevdikleriyle ilgilenmezler. Var olan alternatiflerin kalitesi ve ilişkiye yaptıkları yatırımlar da bu kararda önemli rol oynar. İlişkiler içerisinde harcanan yıllar, biriktirilen anılar, kurulan hayaller ve edinilen ortak arkadaş çevresi bu yatırımlardan bazılarıdır. Bu durum ekonomik bir kavram olan batık maliyet yanılgısı ile de benzerlik gösterir. İnsanlar geçmişte yaptıkları yatırımların boşa gitmesini istemedikleri için ilişkiden ayrılmayı geciktirebilir ya da tamamen engelleyebilirler. Böylece zaman ve emeğin boşa gideceği düşüncesi, kişiyi ilişkiyi sürdürmeye yönlendirebilir.
Beynin Karar Mekanizması ve İçsel Çatışma
Bir ilişkiden ayrılmayı zorlaştıran süreçler yalnızca geçmiş deneyimlerle ya da psikolojik yatırımlarla sınırlı değildir. Beynimizin çalışma biçimi de ilişkilerde nasıl bir yol izleyeceğimizi etkileyebilir. Bu durum bazen ilişkiyi bitirmek istediğimiz halde kurduğumuz bağı koparmakta zorlandığımız bir içsel çatışma yaşamamıza neden olur. Böyle anlarda çoğu kişinin zihninde aynı soru belirir: “Kalbimin sesini mi dinlemeliyim, yoksa mantığımın mı?”
Aslında sorulan iki sorunun kaynağı aynıdır: beynimiz. Duygular, bağlanma ve hayatta kalma ile ilişkili süreçlerde önemli rol oynayan limbik sistem çoğu zaman “kalbin sesi” olarak deneyimlediğimiz duygusal tepkilerle ilişkilendirilir. Romantik ilişkilerde kurulan duygusal bağın önemli bir parçası olduğu için ayrılık, beyin tarafından tehdit edici bir durum olarak algılanabilir. Buna karşılık planlama, değerlendirme ve karar verme süreçlerinden sorumlu olan prefrontal korteks, ilişkiyi daha rasyonel bir şekilde analiz ederek ayrılığın daha sağlıklı bir seçenek olabileceğini düşünebilir. Bu süreçte amigdala, olası tehditlere karşı korku sinyalleri üreterek duygusal tepkileri güçlendirebilir ve rasyonel değerlendirmeyi zorlaştırabilir. Ayrıca romantik bağlanma sırasında aktive olan dopaminerjik ödül sistemi de güçlü bir motivasyon yaratır. Bu nedenle ayrılık, bazı durumlarda bağımlılığa benzer bir yoksunluk hissi doğurabilir. Tüm bu süreçler bir araya geldiğinde, ilişkiyi bitirme kararının çoğu zaman duygusal ve bilişsel sistemler arasında yaşanan karmaşık bir mücadeleye dönüştüğü söylenebilir.
Kendimize Şefkatle Yaklaşmak
Tüm bu bilimsel gerçeklerin ışığında “Neden ayrılamıyorum?” sorusunun cevabının kolay yanıtlanamayacağını görmüş olduk. Bağlanma biçimlerimiz, ilişkiye yaptığımız duygusal yatırımlar, geçmiş deneyimlerimiz ve beynimizin çalışma biçimi bu süreci karmaşık hale getirebilir. Belki de bu sorunun cevabını ararken kendimize kızmak, güçsüz olarak görmek yerine kendimize daha şefkatli yaklaşmayı deneyebiliriz. Çünkü bazen bir ilişkiden ayrılmak yalnızca bir karar vermek değil, aynı zamanda duygularımız, alışkanlıklarımız ve beklentilerimiz arasında bir denge kurma sürecidir.
KAYNAKÇA
Ainsworth, M. D. S., & Bowlby, J. (1991). An ethological approach to personality development. American Psychologist, 46(4), 333–341 Arkes, H. R., & Blumer, C. (1985). The psychology of sunk cost. Organizational Behavior and Human Decision Processes, 35(1), 124-140 Fisher, H. E., Xu, X., Aron, A., & Brown, L. L. (2016). Reward, Addiction, and Emotion Regulation Systems in Love. Frontiers in Psychology, 7, 687 Rusbult, C. E. (1980). Commitment and satisfaction in romantic associations: A test of the investment model. Journal of Experimental Social Psychology, 16(2), 172-186


