Perşembe, Nisan 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Alkolün Şiddet Davranışı Üzerindeki Etkisi: Dürtü mü, Yoksa Kişilik Özelliği mi?

Bağımlılığa sebep olan alkol tüketimi, beyinde rahatlatıcı etkisiyle bilinen diğer kimyasalların da kullanımıyla bireyin kronik bir şekilde hayatını etkileyen alışkanlıklardan bir tanesidir. Genç yaşlarda, özellikle de ergenlik ve genç yetişkinlik dönemlerinde ortaya çıkmakta ve sosyal çevrenin bu alışkanlığın sürdürülmesinde kuvvetli bir etkiye sahip olduğu bilinmektedir. “Bir kereden bir şey olmaz”, “Ben sosyal içiciyim”, “Haftada/ayda 1 kadeh/şişe içiyorum, ne olmuş?!” dedirten kontrollü kullanım yanılgısı, süreğen bir geri dönüşün kuşkusuz inkâr edilemez bir özelliğidir. Öyleyse bizler neye bağımlılık diyoruz? Zararlı etkileri olduğunu bildiğimiz alışkanlıkları sürdürmemizin ve bunların yokluğunda yoksunluk belirtileri göstermemizin sebebi ne? Tedavi edilebilir mi? Yerine bağımlılık etkisi yaratacak yeni bir davranış biçimi koymak gerekir mi? Alkol tükettiğimiz için mi şiddete meyilliyiz, yoksa beynimizdeki birtakım mekanizmaları devre dışı bırakması sonucu mu kişiliğimizin bir yapısı olarak şiddet davranışı ortaya çıkıyor? Alkol ve onunla ilişkimiz, onunla aramızda kurduğumuz bağın tüm bu sorulara iyi birer yanıtı olacak.

Neye Bağımlılık Diyoruz?

Bağımlılık, kişiye fiziksel ve psikolojik yönden zararları olduğu bilinen, ilk dönemlerde kaygıyı ve stresi azaltma, keyif alma, mutlu olma amacıyla kullanılan; bir insana, nesneye veya maddeye karşı konulamaz yoğun bir istek duyma halidir (Karakuş ve ark., 2021). Sigara, alkol ve uyuşturucu madde gibi kimyasal bağımlılıkların yanı sıra; alışveriş, kumar, seks, teknoloji ve yapay zekâ bağımlılığı da davranışsal bağımlılıklar olarak günlük yaşamı olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Strese bağlı kaygıları azaltabilecek olan her madde veya gerçekleştirilen her davranış bağımlılığa sebep olabilir. Bu doğrultuda bireylerin aile yaşantıları, ebeveyn tutumları, özellikle de “helikopter ebeveynlik”, yaşamlarını çocukları merkezli geçiren ebeveynlerin, onların sorunlarına yoğun ilgi göstermesi, aşırı koruyucu, müdahale edici ve kontrol edici bir tutum sergilemeleri; sosyal çevreleri, arkadaş grupları ve travmatik deneyimler bağımlılığın birer tetikleyicisidir. Aile üyelerinin en az birinde bağımlılık öyküsünün bulunması nedeniyle kişi stresörlerle karşılaştığında beklenen sağlıklı baş etme stratejileri, yerini bağımlılık yapıcı maddelere veya davranışlara bırakabilmektedir. Söz konusu ergenlik dönemi olduğunda ise risk alma davranışları artış gösterirken, öte yandan akran ilişkilerinin, onlar tarafından kabul görmenin, onaylanmanın alkol kullanımıyla pekiştirilmesi de bağımlılığın önemli risk faktörlerindendir.

Tüm bu olasılıkların bir araya geldiğini ve kişinin alkole karşı bir bağımlılık geliştirdiğini düşünelim. Peki, kişi bu aşamaya gelene kadar nasıl bir süreçten geçmiş olabilir?

Günümüzde bağımlılığın bir beyin hastalığı olarak nitelendirilmesi, esasında bağımlılığın beyin yapısındaki ve fonksiyonlarındaki değişimden kaynaklanmaktadır (Evren, 1997). Başlangıçta kullanımının amacı kişilerin inisiyatifinde, davranışları istemli olsa da bu davranış kişide haz duygusunu ortaya çıkarmakta ve dopamin adı verilen nörotransmitterlerin salınımıyla belirli bir tolerans gelişmeye başladığından dolayı, bağımlı bireyler kullandıkları alkolden/maddeden benzer bir etkiyi alabilmek için o alkolü/maddeyi daha yüksek dozda kullanmaya ihtiyaç duymaktadır. İhtiyaç duydukları alkolü/maddeyi temin edemediklerinde ise yoğun yoksunluk belirtileri ortaya çıkmaktadır. Nitekim şu da bilinen bir gerçektir ki çoklu bağımlılıklar, yoksunluk belirtilerinin telafi edilmesi ihtiyacı durumunda bireyin farklı arayışlara yönelmesinin bir sonucudur. Yani bir madde fiziksel yoksunluk ihtiyacını karşılamadığında kişinin aynı anda başka bir maddeye yönelmesi beklenmedik bir sonuç değildir.

Alkol ve Şiddet Davranışı Arasındaki İlişki

Bağımlılığa sebep olan alkol ve diğer uyuşturucu maddelerin beynin ön lobunda yer alan prefrontal kortekste yarattığı tahribat; dürtü kontrolü, karar alma, planlama vb. işlevlerini baskılayarak kişinin mantıklı düşünme yeteneğini zayıflatmaktadır. Bu durum riskli davranışlar, şiddet eğilimi, öfke patlamaları gibi dürtüsel tepkilere neden olmaktadır. Dürtü kontrolü sağlama becerisi zayıflayan birey, toplum içinde kabul gören tutumlardan uzaklaşmakta, çevresiyle uyumlu davranışlarda bulunabilme ve hatta ani tepkilerini bastırıp uygun zamanı bekleyebilme yeteneği buna bağlı olarak sekteye uğramaktadır. Bu doğrultuda yapılan araştırmalar, alkol kullanımı ile şiddet davranışı arasında tutarlı bir ilişki olduğunu göstermiştir. Ancak yapılan araştırmalar alkol kullanımının beyinde yarattığı değişimin yürütücü işlevlerde bozulmaya sebep olmasıyla sınır değildir. Aynı zamanda suç işleyen bağımlılarla yapılan bir araştırmada suç işleyen hastaların %71’inin erken çocukluk döneminde şiddete maruz kaldıkları saptanmıştır (Türkmen ve Epsoylu, 2019). Bundan çıkarılması gereken sonuç şudur: Alkol tek başına şiddetin bir tetikleyicisi değil, aynı zamanda şiddet gören bireylerin şiddetin oluşturmuş olduğu ruhsal sıkıntıyı azaltmak için alkol kullanımına yöneldiği ve benzer bastırılmış duyguları saldırgan bir tutumla sergilediğidir. Herhangi bir maddenin etkisinde olmayan ancak günlük yaşamında saldırgan bulunmayan bir birey de kontrol mekanizmasının zayıflaması nedeniyle şiddet davranışında bulunabilir. Alkolün/maddenin kullanım amacı, aile ve çevre yaşantılarında gözlemlenebilecek kişilerarası farklılıklar; beyinde salgılanan kimyasalların değişimlerinin bağımlılıların özgün kişisel yaşantılarıyla ele alınması, biyopsikososyal sebeplerbi ve sonuçları olduğu bilinen bağımlılığın anlaşılmasında bütüncül bir yaklaşımın esas olduğunu bizlere hatırlatmaktadır.

Tedavi Edilebilir mi?

Bağımlılıklarda iyileşmenin karşılığı, daha çok var olan problemin remisyona girmesi, kontrol altında tutularak kişilerin yaşam boyu alışkanlıklarını denetim altında tutabilmesi anlamına gelmektedir. Bunun en temel sebeplerinden biri, dopamin seviyesinin bozulduktan sonra eski işlevselliğine, niteliğine geri dönememesi, stres yaratan problemlerle yeniden karşılaşıldığında nüks edebilme ihtimalidir. Tedavi süresince kullanılan farmakolojik ilaçlar, sonrasında bireylerin psikoterapi desteği alması, sosyal çevrenin de katılımıyla başlayan desteğin artırılması, bununla birlikte bağımlılara algıladıkları sosyal desteğe karşı olumlu bir bakış açısı kazandırılması uzun süreli bir uğraşın gerekliliğini bizlere göstermektedir.

Ancak bizler de şunu unutmamalıyız: Hepimiz birer bağımlı adayıyız.

Kaynakça

Karakuş, B. N., Özdengül, F., Solak Görmüş, Z. I., & Şen, A. (2021). Bağımlılık fizyopatolojisine genel bakış. KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dergisi, 2(3), 158-166. Leshner, A. I. (1997). Addiction is a brain disease and it matters [E. C. Evren, çev., 2021; Bağımlılık bir beyin hastalığıdır]. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni, 7(1), 52-57. Türkmen S. N., & Epsoylu H. (2019). Madde kullanım varlığının, suç işleyen ve işlemeyen hastalarda suç ve şiddet özelliklerine etkisi. Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi, 28, 108-113.

sinem nur Kadıoğlu
sinem nur Kadıoğlu
Sinem Kadıoğlu, psikoloji 3. sınıf öğrencisi olarak eğitim hayatına devam etmekte, bir dijital yayın platformunda ruh sağlığı ve toplumsal konularda haftalık podcast yayıncılığı yapmaktadır. Akademik eğitim hayatı boyunca klinikler, hastaneler ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarında staj deneyimi edinmiştir. İlgi alanlarında, bağımlılık, çocukluk çağı travmaları, depresyon, bilişsel davranışçı terapi ve varoluşçu psikoterapi yer almaktadır. Psikoloji bilimini aktif öğrencilik döneminde başvurduğu araştırma projeleri doğrultusunda keşfetmek, yeni ilgi alanlarına yönelmek ve sonrasında mesleğinde uzmanlaşarak öğrendiği bilgileri diğerleriyle paylaşarak güçlendirmek isteyen yazar, alanında yaptığı okumalara ve çalışmalara devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar