İnsanoğlu yalnızca ilişki kurma değil, aynı zamanda ilişkilerinde süreklilik ve öngörülebilirlik ihtiyacı da duyar. Geçmişte fiziksel olarak gruptan dışlanmak hayatta kalmayı zorlaştırırken, günümüzde sosyal bağlardan kopmak veya aniden reddedilmek psikolojik açıdan benzer tehditler oluşturabilir. Özellikle dijital çağda sıkça karşılaşılan ghosting, yani herhangi bir açıklama yapılmadan iletişimin kesilmesi, bu nedenle basit bir “mesaj atmama” davranışından daha fazlasını ifade eder.
Ghosting, bir ilişkinin herhangi bir açıklama yapılmaksızın sonlandırılması ve partnerin tüm ulaşım kanallarını kapatarak bir “yok olma” eylemiyle karakterize edilen bir ifadedir (Erkan, Şık, & Karataş, 2023). Esasen sosyal dışlanmanın bir çeşidi sayılabilecek bu durum, dilin esnek yapısına ayak uydurmuş ve günümüzde teknolojinin yaygınlaşmasının etkisiyle daha çok sosyal medyada “ghosting” adıyla anılmaya başlamıştır. Sosyal dışlanma, kişi veya grupların ekonomik, toplumsal, politik ve kültürel alanlara katılımlarının engellenmesi ve çeşitli haklardan yoksun bırakılması durumunu tanımlamaktadır. Bu noktada sosyal dışlanma ve ghosting arasında bir ayrım yapmak önemlidir. Sosyal dışlanma, bireyin sosyal bağlardan uzaklaştırılmasını kapsayan geniş bir kavramken, ghosting ise bu sürecin kişilerarası ilişkilerde görülen, herhangi bir açıklama yapılmaksızın iletişimin aniden kesilmesiyle karakterize edilen özgül bir biçimi olarak değerlendirilebilir. Ayrıca sosyal dışlanma çoğunlukla daha görünür ve açık bir reddedilme deneyimi sunarken, ghosting çoğu zaman çatışma veya yüzleşmeden kaçınma amacıyla gerçekleştirilen, daha örtük ve belirsizlik içeren bir dışlanma biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Belirsizlik, kesin bir ayrılıktan daha zor olabilir. İnsan zihni tamamlanmamış durumları açıklama eğilimindedir. Tamamlanmayan şekiller, hikayeler, yüzler ve hatta kimi zaman hızlı geçen bir hareket, beyin tarafından halihazırda mevcut bulunan bir şema ile adlandırılır. İnsan zihni, çevresindeki olayları, nesneleri ve kişileri belirli kategorilere yerleştirerek tanır ve anlamlandırır. Bir çocuğun, babasının sakalı olduğu için tüm sakallı erkeklere “baba” demesi bu olayı anlamak için verilebilecek en basit örnek olabilir. Beynin kendini koruma mekanizması olan bu durum, gerçekleşmediğinde bireyin yaşadığı hayatı ve çevresindeki olayları anlamlandırmasını zorlaştırır ve rahatsızlık hissi veren bir belirsizlik ortaya çıkar. Zihin çekmecelerinden birine yerleştirilemeyen veri, adeta boşlukta dönüp duran bir uyduya benzer; onu bir yere yerleştirme ihtiyacı ise sürekli aynı sorular etrafında dolaşmaya sebep olabilir.
Bu noktada ghosting deneyiminin baş kahramanı olan belirsizlik, iletişimsizlik ve net bir neden olmaması hissi, bireyin yaşananları anlamlandırmasını güçleştirebilir. Yarım kalmış bir iletişim süreci, zihnin bu deneyimi tamamlanmış bir hikâye olarak değerlendirmesini engelleyebilir. Bu sebeple kişi, “Neyi yanlış yaptım?”, “Fark etmediğim bir şey mi oldu?” veya “Acaba geri dönecek mi?” gibi sorular etrafında tekrar tekrar düşünmeye başlayabilir. Bu da döngüyü tetikleyebilir. Süreğen hale geldiğinde bu düşünceler, ruminatif bir döngüyü besleyerek kaygı, kendini suçlama ve duygusal yükün artmasına zemin hazırlayabilir.
Aslında bu durum, Pauline Boss tarafından ortaya atılan belirsiz kayıp (ambiguous loss) kavramıyla da açıklanabilir. Belirsiz kayıpta kişi, fiziksel olarak hayatında olmayan ancak psikolojik olarak varlığını sürdüren bir ilişki ya da kişiyle baş başa kalır. Net bir sonun ve vedalaşmanın olmaması, yas sürecinin tamamlanmasını zorlaştırabilir ve bireyin zihinsel olarak ilişkiye tutunmaya devam etmesine sebep olabilir (Bayraktar Özgeldi ve Gölge, 2018). Ghosting deneyimi de çoğu zaman bu belirsizliğin içinde şekillendiği için, kişi yalnızca bir ilişkiyi değil, aynı zamanda cevapsız kalan soruları ve aslında yas sürecini de farkında olmadan taşımaya devam eder. Belki de ghosting’i bu kadar zor kılan şey, bir insanı kaybetmekten çok, hikayenin ne zaman ve neden bittiğini hiç öğrenememektir.


