Perşembe, Nisan 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Geçmiş Gerçekten Geride Kalır mı?

İnsan bazen kendisine iyi gelmediğini bildiği bir yola yine de geri dönme eğilimi gösterir. Bir zamanlar incindiği bir ilişkiye, hayal kırıklığı yaşadığı bir yola, acı çektiğini bildiği deneyimlere… Mantıksal çerçeveden bakıldığında ne kadar irrasyonel gelse ve hatalardan ders çıkarıp tekrar aynı seçimlerin yapılmayacağı düşünülse de hayat her zaman doğrusal ilerlemez. Psikoanalitik yaklaşımın kurucularından olan Freud, bu konuyla ilgili “tekrar zorlantısı” kavramı üzerine çalışmış ve çıkarımlar yapmıştır. Tekrar zorlantısı çerçevesinde, birey geçmişteki deneyimlerini yaşamakla kalmadığı gibi, farkında olmadan onları yeniden üretir. Zihin anı olarak sakladığını sandığı şeyleri farklı mekanlar ve farklı insanlar aracılığıyla yeniden sahneler. Bunun sonucunda birey kendisini benzer çatışma ve duyguların içerisinde bulabilir.

Güvenli Limanlar Yerine Tanıdık Fırtınalar

İnsan zihni güvenli olanı değil tanıdık olanı seçme eğilimindedir, huzur verdiği ve iyi hissettirdiği için değil, sadece bildiği yol olduğu için… Özellikle erken çocukluk döneminde kurulan ilişkiler bireyin duygusal beklentilerini ve yakınlık kurma biçimini etkiler. Bu nedenle geçmişte kurulan ilişkiler fark edilmese de bağlanma şekli olarak hayatımızda rol edinir. Geçmiş ile, geride bırakılan farklı yüzlerle farklı hikayelerle yeniden karşılaşılır. Kişi değişmek istese bile zihin onu tanıdık olana çekmeye meyilli olur.

Tekrarlamalar alışkanlık olmanın yanı sıra anlamlandırma çabasında da büyük rol oynar. Geçmişte çözümlenmemiş bir duygu, anlaşılmamış bir ilişki ya da ifade edilememiş bir ihtiyaç, zihinde tamamen kapanmış bir sayfa hâline gelmez. Aksine, farklı kişiler ve koşullar aracılığıyla yeniden ortaya çıkabilir. Bu durum bazen bireyin bilinçli bir tercihi gibi görünmese bile psikolojik açıdan geçmişte yarım kalmış bir hikâyeyi yeniden kurma isteği olarak düşünülebilir. Ancak tekrarın bir kaderden fazlası olduğu da unutulmamalıdır. İnsan, yaşadığı deneyimleri tekil olaylar olarak değerlendirdiğinde aralarındaki ortaklığı fark etmek zorlaşır. Oysa tekrar eden duygulara bakıldığında, geçmişten taşınan bazı kalıplar görünür hâle gelir. Farkındalık burada önemlidir. Çünkü birey, kendi duygusal bağlamlarını fark etmeye başladığında tanıdık olan ile gerçekten ihtiyaç duyduğu olan arasındaki farkı da daha net görebilir.

Buradaki en kilit nokta, hayatımızdaki bu tekrarların bilinçli kararlarımızdan ziyade geçmişten taşıdığımız duygusal izlerle bağlantılı olduğunu görebilmektir. Yaşadığımız olaylara birbirinden kopuk anılar gözüyle bakarsak, aralarındaki o görünmez bağı kaçırırız. Hâlbuki benzer duyguların ve tanıdık ilişki dinamiklerinin farklı yüzlerle tekrar karşımıza dikildiğini fark ettiğimiz an, geçmişin bugünkü seçimlerimiz üzerindeki gölgesi de aydınlanır. Artık yaşadıklarımız o ana hapsolmuş tesadüfler dizisi kalmaktan kurtulur; çok daha geniş ve derin bir duygusal zeminde gerçek anlamını bulur.

Döngüyü Kırmak

Tanıdık olanın o karşı konulmaz çekimi tam da bu süreçte ortaya çıkar. Zihnimiz çoğunlukla güvenli limanlara sığınmayı es geçip ezbere bildiği yollara sapmayı tercih eder. Bildiğimiz şeyler bize her zaman huzur vermese de, sırf daha önce o yollardan geçtiğimiz için güvenli hissettirir. Durum böyleyken, kendimizi defalarca benzer duygusal fırtınaların ortasında buluruz. İçimizdeki bu tanıdıklık hissini fark etmediğimiz müddetçe, aynı ilişki döngülerini ve benzer acıları yeni baştan yaşamaya zemin hazırlarız.

Elbette bu tekrarların üzerine yazılmış değişmez bir kader çizgisi olduğunu söyleyemeyiz. Kendi duygusal örüntülerimizi, düştüğümüzo görünmez tuzakları fark etmeye başladığımız an, geçmişten bugüne taşıdığımız bu eğilimleri masaya yatırma şansını yakalarız. Böylece, sırf tanıdık olduğu için bize çekici gelen hislerle, gerçekten içten içe ihtiyaç duyduğumuz şefkat arasındaki fark da tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilir. Geçmişi bir çırpıda silip atmamız imkânsız görünse de, onunla kurduğumuz o karmaşık bağı baştan aşağı yenileme gücüne sahip oluruz.

Belki de bazı kısır döngüleri kırmanın tek yolu, durup onlarla gerçekten yüzleşmekten geçer. Ne de olsa insan, gözünü kapatıp yürüdüğü bir yolu asla değiştiremez; ancak gördüğü ve anladığı bir yolda kendi adımlarını yeniden çizebilir.

Kaynakça

  • Sigmund Freud (1920). Beyond the Pleasure Principle. London: Hogarth Press

  • John Bowlby (1969). Attachment and Loss: Vol. 1. Attachment. New York: Basic Books

  • Judith Lewis Herman (1992). Trauma and Recovery. New York: Basic Books

  • Bessel van der Kolk (2014). The Body Keeps the Score: Brain, Mind, and Body in the Healing of Trauma. New York: Viking

  • Otto Kernberg (1975). Borderline Conditions and Pathological Narcissism. New York: Jason Aronson

Afife Çiçek
Afife Çiçek
Afife Çiçek, Maltepe Üniversitesi’nde İngilizce Psikoloji bölümünde öğrenim görmektedir. Özellikle spor psikolojisi, klinik psikoloji ve nöropsikoloji alanlarına ilgisi vardır. Aynı zamanda podcast yayınlamaktadır. Bunun dışında müzik ve yazı sanat dallarıyla ilgilenip, kendisini ve duygularını sanatla ifade etmeye çalışmaktadır. Okulunda ve sosyal hayatında çeşitli aktivite ve eğitimlere katılmaktadır. Akademik olarak öğrenimine bir süre yurtdışında devam edip, kendisini geliştirmek ve ülkesine faydalı olmak istemektedir. Bilimsel araştırmalar okumayı, onlara ortak olmayı ve psikoloji alanında oluşturulan içerikleri takip etmeyi bir görev bilinci kadar önemsemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar