Cumartesi, Şubat 14, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Gece Beynin Sahneye Çıkışı

Rüyalar, Zihin ve Nöropsikolojinin Sessizce Anlattıkları

Bazen uyanır uyanmaz şunu düşünürüz: “Bu rüya neden bu kadar gerçekti?” Kalbimiz hâlâ hızlı atıyordur, gördüğümüz yüz gözümüzün önünden gitmez, hatta birkaç saniyeliğine nerede olduğumuzu bile anlayamayız. Sonra yavaş yavaş oda belirginleşir, gündüzün mantığı geri gelir. Ama rüya… O, zihnin bir köşesinde kalır. Hiç düşündünüz mü, beynimiz neden bunu yapar? Neden uyurken bizi bu kadar güçlü deneyimlerin içine çeker? Ve belki de daha önemlisi: Neden rüyalar, uyanıkken kurduğumuz düşüncelerden bazen daha etkileyici olur? Bu sorular, yalnızca meraklı bir zihnin değil; nöropsikolojinin de temel sorularındandır.

Uykuya Dalarken Zihin Gerçekten Geri mi Çekilir?

Kendi deneyimimizi düşünelim. Uykuya dalarken çoğu zaman “kontrolü bıraktığımızı” hissederiz. Düşünceler yavaşlar, zihin durgunlaşır ve beden ağırlaşır. Ama tam da bu anda, beyin aslında kontrolü başka bir sisteme devreder. Nöropsikolojik açıdan uyku, beynin kapandığı değil; yeniden yapılandığı bir süreçtir. Gündüz boyunca maruz kaldığımız uyaranlar, duygular, kararlar ve stresler, gece boyunca işlenir ve bilinçaltımız tarafından bize bir görsel şölen hazırlar. Uyku sırasında beyin adeta şunu sorar: “Bunlardan hangisi önemliydi, hangisi geçiciydi?” Ve bu ayıklama sürecinin en çarpıcı sahnesi tabiî ki de rüyalarla açılır.

Gece Beynin Sahneye Çıkışı: Perdeler Kapanmaz, Sadece Işık Değişir

Gece olduğunda sahne boşalmaz. Sadece dekor değişir. Gündüzleri sahnede mantık vardır: zaman çizgileri, neden-sonuç ilişkileri, kurallar, sorumluluklar… Gece ise sahneye duygular çıkar. Korkular, arzular, özlemler, yarım kalmış cümleler, bastırılmış düşünceler ve daha niceleri… Nöropsikolojik çalışmalar bize şunu gösterir: REM uykusunda beyin, neredeyse uyanıkken olduğu kadar aktiftir. EEG kayıtlarında bu durum açıkça görülür. Ama bu uyanıklık, bildiğimiz uyanıklık gibi değildir. Çünkü beynin “kontrol odası” olan prefrontal korteks geri çekilmiştir.

Peki bu ne anlama gelir dediğinizi duyar gibiyim; şu anlama gelir: Rüya sırasında beynin “Bu mantıklı mı?” diye soran realist kısmı susar. Onun yerine “Bu nasıl hissettiriyor?” diyen idealist kısım konuşur. Bu yüzden rüyalar çoğu zaman saçma değil; yoğundur ve şifrelidir. Tıpkı anlaşılmak isteyen bir şiir gibi… Bize bilgi vermezler, ama bir takım duygular ve semboller bırakarak hazineye ulaşmamızı sağlayan birer harita görevi üstlenirler.

Rüyaların Bu Kadar Gerçek Hissettirmesinin Nedeni ne?

Kendi yaşantımızdan biliyoruz: Rüyadayken çoğu zaman bunun bir rüya olduğunu fark etmeyiz. Uçmak, düşmek, kaybolmak, birini kaybetmek… Hatta uyandığımız ilk an bulunduğumuz yeri sorgularız. Hepsi gerçekmiş gibi gelir. Nöropsikoloji bu durumu oldukça net açıklar.

Rüya sırasında:

  • Görsel korteks aktif hâle gelir.

  • İşitsel alanlar ses üretir.

  • Hipokampüs anıları çağırır.

  • Amigdala duyguları yükseltir.

Ama tüm bunları denetlemesi gereken prefrontal korteks ise devrede değildir. Yani beynimiz sahneyi kurar, oyuncuları çağırır, duyguyu yükseltir, ama senaryoyu eleştirecek bir yönetmen yoktur çünkü senaryo her an değişebilecek potansiyele sahiptir. Bu yüzden rüya sırasında her şey “olabilir”.

Laboratuvarda Rüyalar: Bilim, Bu Sessiz Hikâyeyi Nasıl Dinliyor?

Rüyalar öznel deneyimlerdir, evet. Ama nöropsikoloji onları yalnızca anlatılara bırakmaz, bilimsel olarak da bir takım deneylerle kanıtlamaya çalışmıştır.

REM’den Uyandırma Deneyleri Denekler REM uykusu sırasında uyandırıldığında, büyük çoğunluğu ayrıntılı rüyalar anlatır. Aynı kişiler birkaç dakika önce ya da sonra uyandırıldığında ise rüyayı hatırlamaz. Bu deneyler, rüyaların rastgele ortaya çıkmadığını; belirli bir nörolojik eşikte belirdiğini gösterir.

Beyin Hasarı Ve Rüyaların Kaybı Bazı bireyler, beyinlerinin belirli bölgeleri hasar gördükten sonra şunu söyler: “Artık rüya görmüyorum.” İlginç olan şudur: Bu kişiler hâlâ uyur, hâlâ REM evresine girer. Ama rüya yoktur. Bu durum, rüya görmenin yalnızca uyku değil; beynin anlatı üretme kapasitesiyle ilgili olduğunu gösterir.

Peki rüyalar yalnızca REM uykusunun bir ürünü müdür yoksa belirli beyin ağlarının bütünlüğüne bağlı karmaşık bir bilişsel süreç mi? Kaza sonucu yaşanılan beyin hasarı sonrası eskisi gibi rüya göremeyen hatta hiç rüya görmeyen vakaları incelediğimizde bu sorunun nöropsikolojik olarak beyin ağları ve zihin ile karmaşık bir ilişkiye sahip olduğunu söylemek mümkün. Kaza sonucu özellikle ventromedial prefrontal korteks (beynin ön kısmında bulunan duyguları değerlendirme, benlik algısı) ve parieto-oksipital (görsel algı, mekansal farkındalık) bölgelerde oluşan lezyonlar, uyku süresi ve normal uyku dinamiğinin korunmasına rağmen rüyaların tamamen ortadan kalkmasına neden olan sebeplerden biri olduğunu söylemek mümkün.

Peki bu semptomlara sahip olan kişi neden rüya göremez kaza sonucu kişide oluşan TSSB (Travma sonrası stres bozukluğu) mu psikolojik olarak rüya görmeyi yani kişiyi daha fazla travmatize etmemek için duygularını bastırıp rüya görmesini engelliyor olabilir mi yoksa bu durum sadece beyin hasarı yüzünden mi? Tüm bu bulgulardan yola çıkarak rüyaların bastırılmış arzuların tesadüfi sahneler mi veya beynin bilişsel organizasyonun bir parçası mı? Beyin hasarı sonrası rüyanın kaybolması rüyaların hem psikolojik hem de nörolojik temellerinin birlikte ele alınması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Peki Rüyalar Neden Hep Duygulara Dokunur?

Kendi rüyalarımızı düşündüğümüzde şunu fark ederiz: Rüyalar çoğu zaman gün içinde yaşanan olayları birebir tekrar etmez. Onun yerine, o olayların bizde bıraktığı duyguları yeniden sahneye taşır. Bunun nedeni, amigdalanın REM uykusunda aşırı aktif olmasıdır. Amigdala, beynin duygusal alarm sistemidir. Korku, kaygı, heyecan, özlem… Hepsi buradan geçer.

Bu yüzden rüyalar:

  • Bizi rahatsız edebilir.

  • Tekrarlayıcı olabilir.

  • Bazen anlamsız ama etkileyici hissedilir.

Aslında rüyalar, beynin duygusal dosyaları kapatmaya çalıştığı anlardır.

Lucid Rüyalar: Bilincin Kısa Süreli Geri Dönüşü

Bazen rüyadayken bir an dururuz ve şunu düşünürüz: “Bu bir rüya.” İşte bu an, nöropsikoloji açısından son derece değerlidir. Çünkü bu anlarda prefrontal korteks kısmen yeniden devreye girer. Bilinç, kısa süreliğine sahneye geri döner. Bu durum bize şunu gösterir: Bilinç, açılıp kapanan bir anahtar değildir. O, dalgalanan bir süreçtir.

Psikoloji ve Nöropsikoloji Aynı Hikâyeyi Farklı Yerlerden Okur

Psikoloji rüyaların ne anlattığını sorar. Nöropsikoloji ise rüyaların nasıl mümkün olduğunu. Ama ikisi birleştiğinde şu ortaya çıkar: Rüyalar, insan zihninin hem en kişisel hem de en evrensel ürünlerinden biridir.

Peki Rüyalar Neden Bizi Bırakmaz? Rüyalar bize yol göstermez. Ama bizi durdurur. Gündüz hayatın akışında fark etmediğimiz duyguları, gece türlü oyunlarla önümüze koyar. Belki de bu yüzden rüyalar unutulmazdır. Çünkü rüyalar, beynin değil; bizim yaşam öykümüzü anlatır. Ve belki de asıl soru şudur: Uyurken gördüklerimiz mi tuhaf, yoksa uyanıkken görmezden geldiklerimiz mi?

hacer doğan
hacer doğan
Hacer Dogan, 3 Nisan 2003'te Bitlis'te dogdu. Ortaögrenimini Hikmet Kiler Fen Lisesi'nde tamamladi. istanbul Topkapl Üniversitesi Psikoloji Bölümü 3. sinif ögrencisidir. Akademik ilgi alanlari arasinda psikodinamik kuramlar,nöropsikoloji, rüya analizi ve insan zihninin bilinçdisi süreçleri yer almaktadir. Psikolojiyi yalnizca bilimsel bir disiplin olarak degil, ayni zamanda insan deneyimini anlamlandiran bir anlati alani olarak ele alan Dogan, yazilarinda akademik bilgiyi edebi bir dil ve öznel bakis açisiyla harmanlamayl amaçlamaktadir. Dergi yazilarinda zihinsel süreçler, duygulanim ve insanin iç dünyasina dair derinlikli analizlere yer vermektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar