Çocukların davranışları çoğu zaman yalnızca “davranış” değildir. Bir çocuk öfkelendiğinde, içine kapandığında, inatlaştığında ya da kuralları zorladığında aslında çoğu zaman bize bir şey anlatmaya çalışır. Çünkü çocuklar, yetişkinler gibi karmaşık duygularını her zaman net sözcüklerle ifade edemezler. Yetişkinlerin konuşarak çözmeye çalıştığı içsel süreçleri, çocuklar eylemleriyle somutlaştırırlar. Bu nedenle kaygılarını, korkularını, karşılanmamış temel ihtiyaçlarını ve yaşadıkları içsel çatışmaları davranışları üzerinden görünür kılarlar.
Günümüzde ebeveynlerin en sık zorlandığı konuların başında çocukların davranış problemleri geliyor. Özellikle dikkat çekme davranışları, ani öfke patlamaları, kurallara karşı gelme, yalan söyleme, agresif tavırlar ya da yoğun kaygı belirtileri aileleri hem endişelendiriyor hem de zaman zaman çaresiz hissettiriyor. Oysa birçok davranışsal problem, çocuğun yapısal olarak “kötü” ya da “uyumsuz” olmasından değil; derin bir anlaşılma ihtiyacından kaynaklanıyor. Çocuk, dışarıdan bakıldığında kriz gibi görünen bu anlarda aslında ebeveynine “Beni duy, burada yolunda gitmeyen bir şeyler var” mesajını fısıldıyor.
Çocukların sağlıklı psikolojik gelişimi için yalnızca fiziksel ihtiyaçlarının eksiksiz karşılanması yeterli değildir. Güvende hissetmek, görülmek, olduğu gibi kabul edilmek, sevildiğini hissetmek ve duygularını özgürce ifade edebilmek de en az temel bakım ve beslenme kadar hayatidir. Özellikle yoğun eleştiriye maruz kalmak, akranlarıyla kıyaslanmak, baskıcı ebeveyn tutumları ya da duygusal ihmal, çocukların bu temel psikolojik ihtiyaçlarını zedeler ve çocuklarda çeşitli uyum problemlerine zemin hazırlar.
Birçok aile haklı olarak evdeki huzuru korumak adına davranış problemlerini hızlıca durdurmaya odaklanırken, o davranışın altında yatan asıl nedeni gözden kaçırabiliyor. Oysa davranışı sadece bastırmak ya da cezalandırmak kalıcı bir çözüm sunmaz; aksine problemi sadece maskeler. Bazen çocuk sadece duyulmaya, alan açılmasına ihtiyaç duyar. Sürekli “neden böyle yapıyorsun?” diye hesap sorar gibi yaklaşmak yerine, sakin bir merakla “acaba şu an ne yaşıyor ve neye ihtiyacı var?” diye düşünmek ebeveynlik bakış açısını kökten değiştiren sihirli bir eşiktir.
Çocuklarla kurulan ilişkinin niteliği ve güven bağı burada oldukça belirleyicidir. Sürekli kontrol edilen, her adımı eleştirilen ya da cezalandırılan çocuklar zamanla ya daha öfkeli ve isyankar ya da tamamen kendi kabuğuna çekilen içe kapanık bireyler haline gelebilirler. Bunun yerine, çocuğun özgürlük alanını belirleyen net sınırları olan ama aynı zamanda duygusal olarak koşulsuz güven veren bir ilişki modeli kurmak çok daha koruyucu ve iyileştirici bir etkiye sahiptir.
Ebeveynlerin kriz anlarında en sık düştüğü hatalardan biri de çocuğun o anki anlık davranışını kişiliğiyle birleştirmektir. “Sen çok hırçınsın”, “çok problemli bir çocuksun” veya “söz dinlemezsin” gibi etiketleyici ifadeler çocuğun benlik algısını kalıcı ve olumsuz şekilde etkileyebilir. Çocuk bir süre sonra bu rolleri benimser. Oysa çocuklar sabit değildir; değişebilir, gelişebilir ve doğru yaklaşımla duygularını daha sağlıklı yollarla ifade etmeyi öğrenebilirler.
Davranış problemleri karşısında ebeveynin kendi duygu durumunu yönetebilmesi ve sakin kalabilmesi de oldukça önemlidir. Çünkü çocuklar yalnızca bizim onlara söylediklerimizi duymazlar; evin içindeki görünmez duygusal atmosferi ve bizim kaygımızı da aynen hissederler. Kaygılı ve regüle olamamış bir ebeveyn, çocuğun da kaygısını besler. Bu nedenle bazen çocuk kadar, o yoğun süreçte yıpranan ebeveynin de desteklenmeye, anlaşılmaya ve şefkat görmeye ihtiyacı vardır.
Sonuç olarak, çocukların davranışlarını yalnızca bir disiplin sorunu veya kurallara uyma becerisi açısından değerlendirmek yerine, onları anlamlı birer iletişim biçimi olarak görmek gerekir. Her zorlayıcı davranışın altında incinmiş bir duygu ya da çözülmemiş bir çatışma saklıdır. Çocuğu hemen değiştirmeye çalışmadan önce onu anlamaya çalışmak ise ebeveyn-çocuk ilişkisinin yönünü tamamen değiştirir. Unutulmamalıdır ki çocuklar en çok kurallarla sıkıştırıldıkları değil, kendilerini güvende hissettikleri ilişkiler içinde sağlıklı gelişirler. Bazen bir çocuğun ihtiyacı olan şey daha fazla kural değil; sadece biraz daha fazla anlaşılmaktır.


