Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Bireysel Olan Kolektiftir: Agresyonu Kabul Etmemek ve “Günah Keçisi” Oyununu Bozmak

7 dk.okuma süresi
bireysel olan kolektiftir agresyonu konulu Psychology Times psikoloji yazısı görseli

İlişkiler, en küçük sosyal birimlerden, en büyük ölçekli yapılara kadar, sıklıkla fark edilmesi zor psikolojik senaryolara sahne olurlar. Bilinen senaryolardan birisi de “günah keçisi” mekanizmasıdır. Filozof René Girard, Şiddet ve Kutsal adlı çalışmasında bu mekanizmayı, biriken krizin tek bir “kurban” üzerine yansıtılması olarak tanımlar. Bireysel düzeyde bu, psikiyatr Carl Jung’un “gölge benlik” kavramıyla ifade edilebilir; otorite, farkında olmadığı, bastırdığı yanlarını karşısındakine yansıtır. Bu yansıtma anı, genellikle psikolog Daniel Goleman’ın “Amigdala Kaçağı” olarak tanıttığı limbik bir patlamayla gelir.

Otorite, lider figürünün akılcı (rasyonel) beyni (prefrontal korteks) bu anlarda kısa devre yapar ve ilkel, tepkisel bir “savaş modu” devreye girer. Bu makale, bu dinamiğin okullar, işyerleri, aile gibi küçük ölçekli yapılarda ve ülke yönetimleri gibi makro düzeyde nasıl fraktal bir tablo çizdiğini ortaya koyacaktır. Aynı zamanda “savaş, kaç veya don” döngüsünün ötesindeki farkındalıklı bir yolu da analiz edecektir. Bu bağımsız yol, sorumluluğu sahibine bilinçli bir stratejiyle geri vermektir. Böylelikle, “günah keçisi” rolünün hayali prangalarını kıran psikolojik bir özgürleşme meydana getirilir. Neticede hem insanların entelektüel olarak da sömürdüğü “keçinin” hem de “insanın” hakları geri iade edilmiş olur.

Kurbanlığın Anatomisi: Pasifliğin Onay Mekanizması

Esasen efendi-köle dinamiğinin işlemesi için kritik bir koşul vardır: Hedefin, kendisine atanan rolü kabul etmesi. Patlama anında olmasa dahi, sürecin genelinde alttan almak veya sessiz kalmak, dinamik içinde zehirli bir onaya dönüşür. Bu, failin davranışını pekiştirir ve tutsaklığı kalıcı hale getirir.

Psikiyatr Stephen Karpman’ın “drama üçgeni”ne göre, otorite figürü “zalim (persecutor)” rolünü aldığında, hedefteki kişiyi “kurban (victim)” rolüne itmiş olur. Bu rolü kabul etmek, oyunun devam etmesine izin vermektir.

Maalesef günümüzde insanların bir kısmı kendileri pasifize olduğu gibi, diğerlerini de etkisizleştirmeye çabalar. Elbette bu da içsel bir dinamiktir ve kurgunun bir parçasıdır.
Kendi otonomilerini kurma cesareti gösteremeyen kimseler kimi zaman, son derece tutarsız eylemlerde bulunan otorite figürlerini onaylama yoluna gidebilirler. Bu şekilde sorumluluk almaktan kaçınarak, güvenli zannettikleri alanın bozulmaması için, kendi hakkını aramaya yönelen kişileri de haksız çıkartmaya çalışabilirler.

Stratejik De-Eskalasyon: Bilinçli Geri Çekilmenin Gücü

Teoriden pratiğe geçişi, gözlemlemesi zor olmayan bir senaryo üzerinden somutlaştıralım.
Süreç, bir otorite figürünün, yaşadığı limbik bir patlamayla başlar ve bu patlama, seçilen bir hedefe yansıtılır. Hedefteki kişi, patlama anının kaosu içinde yani failin limbik sisteminin devrede olduğu anda, mantıklı bir sınır çizilemeyeceğinin farkındadır. O an sergilediği “alttan alma” tutumu, stratejik bir “de-eskalasyon”dur.

Burada uyaran ile tepki arasında bir boşluk oluşur. O anda sakin kalabilirsek, nörolog Viktor Frankl’ın İnsanın Anlam Arayışı çalışmasında vurguladığı şekilde o “boşluğu” satın alabiliriz. Bilinçli eylemlerimizde büyürüz ve özgürlüğümüz açığa çıkar.

Bilinçli Müdahale ve Sorumluluğun İadesi

Asıl müdahale anı, kaosu sağlıklı bir biçimde yönettikten sonra meydana gelir. Lider pozisyonunda olan kişi, kendisini haklı çıkarmayı merkeze alarak, kurban atamaya çalıştığı kişiyle konuşmak (monolog) ister. Bilinçli kişinin yanıtıysa stratejik olur. Daha açık bir biçimde, oyunun piyonu olmaz; aksine bu rolü atamaya çalışan kişinin kendi “gölgesiyle” karşılaşmasına alan açar.

Kişi, köle rolünü reddeder ve bilinçli olarak yüksek bir tondan başlar. Bu reaktif bir öfke değil; önceden sergilenen agresif davranışın kabul edilemez olduğunu beyan eden bir aynala(ma) (mirroring) eylemidir. Bu, failin beklediği “savaş, kaç veya don” tepkilerinden hiçbiri olmadığı için, bir “kalıp kırma” işlevi görür.

Sınır net bir şekilde çizildikten hemen sonra, stratejinin asıl ustalık kısmı gelir. Konuşmanın tonu, duygusal bir çatışma seviyesinden, kasıtlı olarak analitik ve profesyonel bir seviyeye alçaltılır. Başka bir deyişle günümüzde epey popüler olan “bilinçli farkındalık (mindfulness)” söz konusudur.

Bu aşamada, otoritenin iddiasının mantıksal temelden yoksun olduğu ortaya konur.
Hint mantık geleneğinde, özellikle Nyāya felsefesinde, bu tür temelsiz suçlamalara mantıksal safsata veya görünüşteki neden gibi anlamlara gelen “Hetvābhāsa” denir.

İktidar/Bilgi: “Teşhis” Hamlesinin Dönüştürücü Gücü

Duygusal manipülasyon çeşitlerini tanıdığımızda, bu gizli yapıları etkisiz bırakabiliriz.
Başka bir deyişle bilgiyi içselleştirdiğimizde teori pratiğe taşar.

Nitekim mevzubahis otorite figürleri gibi, insanların çoğu kendilerini özgür veya farklı sanır.
Oysa çürümüş olan bir sistemin kuklasına dönüşmüşlerdir. Aslında bilinçli eylemler, kendisini efendi zanneden köleleri de özgürleştirebilir.

Bir kişinin aktivizmi, belki bir veya birkaç kişiyi dramadan kurtarırken, farkındalığın çoğalmasıyla büyük ölçekli yapılar da etkisizleşebilir. Otoritelerin suçlayıcı sözlerini üzerimize alınmamanın yollarını keşfedersek, uygulamaya çalıştıkları tüm güç ve basınç kendilerinde kalacaktır.

Katılımcı gözlemci olmayı başardığımızda, söz konusu figürlerin ortak, otomatikleşmiş cümle ve eylemlerinden etkilenmeyiz. Öte yandan onlara direnç göstermeyip, sakin kalabilirsek kendi otonomimizi ele geçirmiş oluruz. Bilinçli kişinin “hayır, bu benimle ilgili değil, senin yaralarınla veya yetersizliklerinle ilgili” demesi, bu safsatayı tespit etme ve geçersiz kılma eylemidir. Başka bir deyişle, projeksiyonu kaynağına iade eden “klinik bir teşhis” hamlesidir. Bu hamle, bireyi psikiyatrist Stephen Karpman’ın “drama üçgeninden” kurtararak, “analist” rolüne taşır.

Fraktal Bağlantı: Mikro Otoriteden Makro Ülke Yönetimlerine

“Teşhis” hamlesi, ezber bozan, derin bir felsefi gücü ele geçirme eylemidir. Felsefeci Michel Foucault, İktidarın Gözü analizinde, bilginin iktidardan ayrılamayacağını ifade eder.
Otorite figürü, karşısındakini bastırmaya yöneldiğinde, kendi öfkesi tarafından ele geçirilir.

Düşünsel lobu aktif olan kişi onu ve kendisinde olup bitenleri gözlemleyebilir. Bilinçli kişi, “bana yöneltilmiş bir projeksiyon” diyerek bilgiyi kullanabilir. Bu hamle, iktidar dinamiğini anında tersine çevirir ve otoriteyi yargılayan konumundan, analiz edilen vakaya dönüştürür.

Tıpkı yöneticinin suçu tek bir kişiye yüklemeye çalışması gibi, nasırlaşmış yönetimlerde de suç “dış güçlere” veya “içerideki hainlere” yansıtılır. Sosyal psikolog Muzaffer Şerif’in “Hırsızlar Mağarası Deneyi”, bu kurguyu kanıtlar. Makro yapılara doğrudan müdahale edemiyor olabiliriz; fakat kendi sorumluluğumuzu üstlenerek ve stratejik davranarak onlara dönüşme şansı verebiliriz.

Sonuç: “Kendine Hükmetmek” Yoluyla Özgürleşme

Beden kayıt tutar.
Anlamaya çalışmadan terk ediyor, öç almaya çalışıyor, nefret ediyor, öfke duyuyorsak travmalarımız, ezberlerimiz tarafından ele geçirilmişizdir. Stoaca yaklaştığımızda, kendi dışımızda olan bitene doğrudan müdahale edemesek de kendimiz üzerinde çalışabiliriz.
Bu da “herkesin kendi kapısının önünü veya evini temizlemesi” anlamına gelir.

Gerçek özgürleşme, dış dünyayı kontrol etmekte değil; kendi içsel düzenimizi kurabilmekte gizlidir. Bilinçli farkındalıkla davranmak, hem “günah keçisi” olmayı reddetmek hem de agresyonun döngüsünü kırmaktır. İnsanın kendine hükmetmesi, otoriteye hükmetmenin ötesinde en yüksek özgürleşme biçimidir.

Kaynakça

  • Girard, R. (2024). Şiddet ve Kutsal (Çev. Necmiye Alpay). İstanbul: Alfa Yayınları.

  • Foucault, M. (2023). İktidarın Gözü (Çev. Işık Ergüden). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

  • Karpman, S. B. (1968). Fairy Tales and Script Drama Analysis. Transactional Analysis Bulletin, 7(26), 39–43.

  • Yalkın, E. M. Y. (2017). Antik Çağ – Orta Çağ Hint Felsefesi ve Mantık Çalışmaları. İstanbul: Demavend Yayınları.

  • Sherif, M., Harvey, O. J., White, B. J., Hood, W. R., & Sherif, C. W. (1961). The Robbers Cave Experiment: Intergroup Conflict and Cooperation. Middletown, CT: Wesleyan University Press.

Ejder Atlas Akmaner Ejder Atlas Akmaner
Ejder Atlas Akmaner, disiplinler arası çalışan bir yazar, “Logoterapi ve Varoluşçu Analist, aynı zamanda Somatik Anlam Rehberi”dir. Arkeoloji ve felsefe alanlarında çift diplomalı lisans eğitimi almış, karşılaştırmalı edebiyat alanında tezli lisansüstü eğitimini tamamlamıştır. Pazarlama ön lisans mezunudur; laborant ve veteriner sağlığı ön lisans programından ise etik değerleri doğrultusunda kendi isteğiyle ayrılmıştır. Psikoloji ve ilişkili alanlarda çeşitli uluslararası kurum ve üniversitelerden sertifikalı eğitimler almış, Viktor Frankl Enstitüsü akredite ileri düzey logoterapi ve varoluşçu analiz eğitimini tamamlamıştır. Akmaner, sanatın ve bilimin çeşitli alanlarından yararlanarak geliştirdiği “Somatik Anlam Rehberliği” yaklaşımında anlamı zihinsel, bedensel ve ilişkisel boyutlarıyla birlikte ele alır. Yaklaşımının temelinde logoterapi ve varoluşçu analiz bulunurken; “fasya duyarlı yoga, mindfulness ve nefes çalışmaları” gibi somatik pratiklerden de yararlanır. Somatik Anlam Rehberliği, yerleşmiş düşünce, davranış ve ilişki örüntülerini değişmez yapılar olarak değil; farkındalık, deneyim ve yeni öğrenmelerle yeniden biçimlenebilen süreçler olarak ele alır. Nöroplastisiteye ilişkin bilimsel bulguların ortaya koyduğu deneyime ve öğrenmeye bağlı değişebilirlik kapasitesi de bu yaklaşımın değişime ilişkin bilimsel dayanaklarından biridir. Akmaner çalışmalarını kendi markası “Ejderhane” çatısı altında sürdürmektedir. Aynı zamanda “Dynamic Ving Tshun uygulayıcısı”dır. Bu disiplinde edindiği temas, mesafe, merkez, yönelim, denge, sınır ve tepkiye ilişkin doğrudan beden deneyimlerini eğitimlerinde Somatik Anlam Rehberliği perspektifiyle değerlendirir. Yazarlık ve yaratıcı çalışmalarında “worldbuilding, mit, anlatı, sembolik sistemler ve şiirsel ifade” gibi araçlardan psikolojik ve varoluşsal anlamın araştırılmasında yararlanır. Kimlik, ilişki, değerler, kültür, dönüşüm ve anlam arayışını farklı anlatı ve düşünce modelleri üzerinden inceler. Geliştirdiği “Anlam Atlası” ve “İletişim Çıkmazları” serilerinde ise dilin, tarihsel kavramların, toplumsal kategorilerin, sınırların ve kişilerarası örüntülerin duyarlı canlıların deneyimlerini nasıl biçimlendirdiğini ve bu örüntüler içinde hangi dönüşüm olanaklarının ortaya çıkabileceğini araştırır. Ayrıca “Bedenin Bildiği Anlam” isimli bir podcast serisi bulunmaktadır. University of Iceland ile kurduğu akademik temas doğrultusunda çalışmalarını ileride uluslararası akademik bir yapı içinde geliştirme olasılığına da alan açan Akmaner; bağımsız saha çalışmaları, eğitimleri, yaratıcı üretimleri ve uygulamalarının yanı sıra “Psychology Times” mecrasında yazarlık görevini sürdürmektedir.
Psikolog Rehberi Logoterapi Ve Varoluşçu Analist - Somatik Anlam Rehberi · Çiğli, İzmir · Yüz yüze ve online

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!