Antropologlar, insanların belirsizlik içinde bulunduğu zamanlarda ritüellere yönelme eğiliminde olduklarını uzun zamanlardan beri gözlemlemişlerdir. Bu eğilimin arkasında ise bilişsel yapımız yatmaktadır. Çünkü insan beyni kategorik çalışmaya meyillidir. Beynimiz için ya doğru vardır ya yanlış! Evrimsel açıdan baktığımızda bu mekanizma aslında insanoğlunun hayatta kalması için programlanmıştır. Tam da bu sebeple içinde bulunduğumuz durumda bir belirsizlik varsa bu belirsizlik beynimizi tehdit eder. Bu belirsizlik durumu kaygı ve stres hissetmemize sebep olur. Beynimizin de bu noktada öngörülebilen, kontrol edilebilen şeylere ihtiyacı vardır. İşte o da Toplumsal Ritüellerdir!
2015 yılında yapılan bir çalışmada; stres koşulları altında insanların katılaşmış ve tekrarlayan davranışlara yöneldiği başka bir deyişle ritüelleşmiş davranışlarda bulunma eğilimi gösterdikleri görülmüştür. (Xygalatas, 2020) Bu durum, ritüellerin yalnızca kültürel değil aynı zamanda nörobilişsel bir işlevi olduğunu göstermektedir. Çünkü ritüeller sınırları önceden belirlenmiş, tekrarlar içeren tutarlı ve öngörülebilir davranış kalıplarıdır. Bir nevi beynimizi tehdit eden belirsizliği ortadan kaldırmaya hizmet ederler.
Belirsizlikle Baş Etme ve Toplumsal Dayanışma
Ritüeller yalnızca bilişsel süreçlerimize değil aynı zamanda toplumsal birlik beraberliğimize de hizmet eder. Bireylere anlam, güven, aidiyet duygularını sunarak psikolojik dengeyi sağlar. Toplumsal belirsizlik dönemlerinde ise ritüellere yoğun bir yönelim görülür. Savaşlar, ekonomik kriz dönemleri, doğal afetler gibi durumlar, insanın üzerinde kontrol sahibi olamadığı durumlardır. Bu durumlarda beynimizin ihtiyaç duyduğu kontrolü bize sağlayacak olan ritüeller devreye girer ve kaygıyı kolektif bir şekilde paylaşıma açık hale getirir. Bu da tek başınalık hissini ortadan kaldırır ve dayanışma duygusunu arttırır.
İnsanlık tarihi boyunca toplumlar, yaşamı anlamlandırmak, belirsizliklerle başa çıkmak ve toplumsal düzeni sağlamak için ritüellere yönelmişlerdir. Genelde belli eşik noktalarındaki, bir evreden diğerine geçişteki belirsizlikleri ortadan kaldırmak için belli başlı ritüeller vardır. Bunların kimileri sonlara kimileri de yeni başlangıçlara hizmet eder. Yeni yıla geçiş ritüelleri ise aynı zamanda hem bir sonu hem de bir başlangıcı temsil eder. Geçmişi sembolik olarak kapatmak ve geleceği öngörülebilir kılmak…
Kültürel Ritüellerin Çeşitliliği ve Gelecek Algısı
Yeni yıla giriş ritüelleri toplumdan topluma farklılık gösterse de temelde işlevleri aynıdır: Belirsizliğin yarattığı kaygıyı öngörülebilir, tekrarlayan ve sembolik bazı davranışlar aracılığıyla kontrol altına almak. Örneğin birçok Batı toplumunda yeni yıla girerken yapılan geri sayım, tam gece yarısında yapılan kutlamalar ve havai fişek gösterileri zamanın bölündüğü ve “eski” ile “yeni” nin keskin biçimde ayrıldığı bir geçiş anı yaratır. İspanya’da yeni yılın ilk saniyelerinde on iki üzüm yeme geleneği, Japonya’da tapınak çanlarının 108 kez çalınması, Çin kültüründe kırmızı rengin kötü şansı uzaklaştırdığına inanılması ya da Latin Amerika ülkelerinde yeni yılda farklı anlamlar yüklenen renklerde kıyafetler giyilmesi bu ritüellerin kültürel çeşitliliğine örnek olarak verilebilir.
Bazı toplumlarda yeni yıla girerken evlerin temizlenmesi, eski eşyaların atılması ya da borçların kapatılması gibi pratikler geçmişin sembolik olarak geride bırakılmasına hizmet ederken; dilek tutma, hedef belirleme ve yeni kararlar alma gibi ritüeller ise geleceği daha kontrol edilebilir ve anlamlı kılmayı amaçlar. Ülkemizde ise yeni yıla giriş ritüelleri diğer kültürler ve yerel değerlerimizle harmanlanmış biçimdedir. Yeni yılın ilk anlarında dilek tutmak, ortak sofralar kurmak, nar kırmak, evleri süslemek gibi sembolik bazı ritüel pratikleri vardır.
Yeni yıla giriş ritüelleri toplumdan topluma farklılık gösterse de temelde işlevi aynıdır. Belirsizliğin getirdiği kaygıyı öngörülebilir davranışlarla kontrol altına almak! Yeni yıla girişte havai fişekler, geri sayımlar, tutulan dilekler, tüketilen belli yiyecekler, kırmızı kıyafetler, kurulan yılbaşı pazarları evrensel bir birliktelik sağlar. Milyonlarca insanın dilekler dileyip aynı anda geri sayım yaparak yeni bir yıla adım atması, daha büyük bir toplumsal yapıya ait hissetmeyi sağlar. Gelecek olan belirsiz günler anlam kazanır ve yeni yıla güvenle adım atılır. Sonuç olarak modern dünyada, yıllardır süre gelen bu ritüellerin devamlılığını sağlamasının iki temel sebebi vardır. Bunlardan birincisi bilişsel yapımız, yaşamı kontrol etme arzumuzdur. İkincisi ise sosyal bir varlık olarak var olduğumuz dünyada, toplumsal aidiyet duygusuna olan ihtiyacımızdır.


