Perşembe, Nisan 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bize Ait Olan mı, Bize Bulaşan mı?: Soyaçekim Ve Psikolojik Miras Üzerine

“Geçmiş bedenimizde yaşar; hatırlamasak bile hissettirir.”

Bessel van der Kolk

Günlük hayatta çoğu insan zaman zaman kendine şu soruyu sorar: “Ben neden böyle hissediyorum?” Bazen her şey yolunda gibi görünürken içimizde açıklayamadığımız bir huzursuzluk olur. Bazen de aynı ilişkileri, aynı sorunları, aynı duygusal çıkmazları tekrar tekrar yaşadığımızı fark ederiz. İşin ilginç yanı, bu tekrarların çoğu zaman bilinçli bir tercih olmamasıdır. Danışmanlık sürecinde sıkça karşılaşılan cümlelerden biri şudur: “Ben aslında böyle biri değilim ama kendimi hep bu döngünün içinde buluyorum.” İşte bu noktada, yalnızca bireysel deneyimlere değil, kişinin ailesinden taşıdığı duygusal mirasa da bakmak gerekir. Psikolojide bu durumu soyaçekim ya da psikolojik miras kavramlarıyla açıklarız.

“İnsan, geçmişinin tutsağı olmak zorunda değildir; ama onunla yüzleşmeden de özgürleşemez.”

Irvin D. Yalom

Soyaçekim denildiğinde çoğu kişinin aklına önce genetik gelir. Oysa psikolojik miras, genlerden çok daha fazlasını kapsar. Aile içinde öğrenilen ilişki biçimleri, duygularla baş etme yolları, konuşulmayan travmalar ve görünmez beklentiler de kuşaktan kuşağa aktarılabilir. Örneğin; çocukluğunda ağır bir kayıp yaşamamış bir bireyin, yetişkinlikte yoğun terk edilme korkusu yaşaması ilk bakışta anlamsız gelebilir. Ancak ailesinde erken kayıplar, ani ayrılıklar ya da sürekli “bir şey olacak” kaygısıyla yaşayan yetişkinler varsa, bu duygusal iklim çocuğa fark edilmeden geçebilir. Araştırmalar, travmatik yaşantıların ve yoğun stresin sonraki kuşakların duygu düzenleme biçimlerini etkileyebildiğini göstermektedir (Yehuda & Lehrner, 2018).

Psikolojik miras bazen de roller üzerinden aktarılır. Bazı ailelerde herkes “güçlü olmak” zorundadır. Bazılarında sorun çıkarmamak, susmak ve idare etmek en güvenli yoldur. Bu evlerde büyüyen bireyler, yetişkinlikte kendi ihtiyaçlarını geri plana atmayı normal zannedebilir. Oysa bu durum çoğu zaman bir kişilik özelliğinden ziyade, öğrenilmiş bir hayatta kalma stratejisidir. Aile sistemleri kuramı, bireyin yaşadığı psikolojik zorlukların yalnızca kendi öyküsüyle değil, ait olduğu sistemle de ilişkili olduğunu vurgular (Bowen, 1978). Yani kişinin yaşadığı kaygı, suçluluk ya da aşırı sorumluluk duygusu bazen “kendisiyle ilgili” değil, ailesinden devraldığı bir dengeyi sürdürme çabasıyla ilgilidir (Minuchin, 1974).

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Soyaçekim, kader değildir. Psikolojik mirası fark etmek, aileyi suçlamak ya da geçmişi reddetmek anlamına gelmez. Aksine, bu farkındalık bireye ilk kez gerçek bir seçim alanı açar. Kişi, hangi duygunun kendi deneyimlerinden doğduğunu, hangisinin taşınan bir yük olduğunu ayırt etmeye başladığında psikolojik esneklik artar. Travma ve beden ilişkisi üzerine yapılan çalışmalar, fark edilmeyen duygusal yüklerin hem ruhsal hem de bedensel belirtilerle kendini gösterebildiğini ortaya koymaktadır (van der Kolk, 2014). Sürekli gerginlik, açıklanamayan yorgunluk ya da tekrarlayan ilişki sorunları bazen bugüne değil, geçmişten taşınanlara işaret eder. Günlük hayatta bunun karşılığı çok nettir: “Hayır” demekte zorlanmak, herkesi memnun etmeye çalışmak, kendi sınırlarını fark edememek ya da sürekli aynı tür ilişkilerin içinde bulmak kendini… Bunların hepsi, fark edilmediğinde kişinin hayatını yöneten görünmez kalıplara dönüşebilir.

Aileden Gelen Yükler: Kader mi, Seçim mi?

Aileden gelen yükler söz konusu olduğunda birçok kişi farkında olmadan kaderci bir noktaya savrulur. “Bizim ailede herkes böyledir”, “Annem de böyleydi”, “Babam da aynı şeyi yaşadı” gibi cümleler, bu yüklerin değişmez olduğu inancını güçlendirir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, aileden aktarılan her şey kader değildir; çoğu zaman fark edilene kadar otomatikleşmiş bir seçimdir. Kişi, ailesinden devraldığı sorumlulukları, duygusal rollerini ya da baş etme biçimlerini bilinç düzeyine çıkardığında, ilk kez durup düşünme şansı elde eder. Bu noktada yükler ikiye ayrılır: taşımaya devam etmek istedikleri ve artık kendisine ait olmadığını fark ettikleri. Psikolojik danışmanlık sürecinde asıl dönüşüm de burada başlar. Çünkü birey, geçmişin izlerini silmez ama onları yönetmeyi öğrenir. Böylece aileden gelen yükler, kişinin hayatını belirleyen bir kader olmaktan çıkar; bilinçli olarak yeniden düzenlenen bir seçim alanına dönüşür.

“İnsan olmak, geçmişten gelen yükleri fark edip onlara rağmen kendin olabilmeyi göze almaktır.”

Doğan Cüceloğlu

Bize ait olanla bize bulaşanı ayırt etmek kolay değildir. Çünkü tanıdık olan, çoğu zaman güvenli hissettirir. Ancak psikolojik mirası fark etmek, kişinin kendi hayatıyla daha bilinçli bir ilişki kurmasını sağlar. Geçmişin izlerini inkâr etmeden, onları bugünün tek belirleyicisi olmaktan çıkarmak mümkündür. Soyaçekim kavramını anlamak, “ben kimim?” sorusuna daha sahici bir cevap verebilmeyi sağlar. Kişi, geçmişten gelen yükleri tanıdıkça, hangilerini taşımaya devam edeceğine, hangilerini bırakacağına karar verebilir. Bu da bireyin kendi hayatını, otomatik tekrarlar yerine bilinçli seçimlerle şekillendirmesinin önünü açar.

Kaynakça

  1. Bowen, M. (1978). Family therapy in clinical practice. New York: Jason Aronson.

  2. Minuchin, S. (1974). Families and family therapy. Cambridge, MA: Harvard University Press.

  3. Yehuda, R., & Lehrner, A. (2018). Intergenerational transmission of trauma effects. World Psychiatry, 17(3), 243–257.

  4. van der Kolk, B. (2014). The body keeps the score. New York: Viking.

  5. Kağıtçıbaşı, Ç. (2010). Benlik, aile ve insan gelişimi. İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları.

  6. Doğan, O. (2016). Aile sistemleri ve kuşaklararası aktarım. Türk Psikoloji Yazıları, 19(38), 45–58.

Gizem Alabey
Gizem Alabey
Gizem Alabey, uzman psikolog ve yazar olarak çocuk gelişimi, aile danışmanlığı ve oyun terapisi alanlarında çalışmalar yürütmektedir. Çiftler ve ailelerle geniş bir deneyime sahip olup, çocukların duygusal gelişimini destekleyen yaratıcı projeler üretmektedir. Psikoloji ve kişisel gelişim alanında dijital içerikler hazırlayarak ebeveynler, çiftler ve uzmanlar için rehberlik etmekte; bilinçli ebeveynlik, sağlıklı ilişkiler ve çocuk ruh sağlığı üzerine farkındalık yaratmaktadır. Sanat terapisi gibi alternatif yöntemleri kullanarak bireylerin duygusal dünyalarını keşfetmelerine yardımcı olmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar