Perşembe, Ocak 29, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ben Kimim ve Benden ne Bekleniyor?

Modern Kimlik Arayışında Görünmeyen Yükler

Günümüz insanı, belki de tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çok sayıda rolün kesişim noktasında yaşıyor. Birey olmak, ebeveyn olmak, çalışan olmak, partner olmak ve sosyal dünyanın beklentilerine yanıt vermek… Tüm bu roller kişiye bir yandan yön gösterirken, diğer yandan “Ben kimim?” ve “Benden gerçekten ne bekleniyor?” sorularını her geçen gün daha da yakıcı hale getiriyor. Toplumsal normlar, aile dinamikleri ve performans kültürü iç içe geçtikçe, kimlik artık yalnızca bireyin içsel bir deneyimi olmaktan çıkarak, dışsal baskıların yoğun biçimde şekillendirdiği bir yapıya dönüşüyor. Bu makale, modern kimlik oluşumunu etkileyen görünmeyen yükleri, roller arası gerilimleri ve bireyin kendi öz benliğiyle yeniden temas kurabilmesi için hangi psikolojik süreçlerin destekleyici olduğunu ele almaktadır.

Kimliğin İnşasında Toplumsal Kalıpların Rolü

Kimlik, bireyin içsel deneyimlerinden doğsa da toplumsal çevre tarafından sürekli yeniden şekillenir. Beklentiler çoğu zaman açıkça ifade edilmez; “iyi anne”, “başarılı çalışan”, “güçlü erkek”, “uslu çocuk” gibi kalıplar, bireyin kendini değerlendirme biçimini sessizce belirler. Bu kalıpların görünmeyen yönü, kişinin kendi ihtiyaçlarıyla toplumun talepleri arasında sıkışmış hissetmesidir. Zamanla kişi, neyi gerçekten kendisi istediğini, neyi ise yalnızca “uyum sağlamak için” yaptığını ayırt etmekte zorlanır.

Roller Arası Gerilim ve İçsel Çatışma

Her birey aynı anda birçok rolü taşır; ancak bu roller her zaman uyumlu değildir. Örneğin: İş yaşamında yüksek performans beklentisi, ev içinde kusursuz ebeveynlik ideali, ilişkide sürekli anlayışlı ve dengeli olma sorumluluğu, sosyal medyada sürekli üretken, enerjik ve pozitif görünme baskısı… Roller arası çatışma, kimlikte parçalanmışlık hissi yaratır. Birey, bir rolünü güçlendirdiğinde diğerinde eksik kaldığını düşünür ve bu döngü zamanla kronik yetersizlik duygusuna dönüşebilir.

“Ben”in Sesinin Bastırılması

Modern dünyada bireyin en çok zorlandığı noktalardan biri, kendi iç sesini duymayı sürdürebilmektir. Dış beklentilerin gürültüsü o kadar yüksektir ki kişinin kendi duygu, ihtiyaç ve sınırlarını fark edebilmesi giderek güçleşir. Bu durum özellikle şu alanlarda belirginleşir:

  • Duygusal baskı: “Güçlü olmalıyım”, “Şikayet etmeyeyim”, “Herkes benden memnun olsun.”

  • Bilişsel baskı: “Doğru karar bu olmalı”, “Mantıklı olanı seçmeliyim.”

  • Davranışsal baskı: “Her şeye yetişmeliyim”, “Yetmiyormuşum gibi daha fazlasını yapmalıyım.”

Kişinin kendi benliğine yabancılaşması, çoğu zaman tükenmişlik, anksiyete, düşük öz şefkat ve kendine güvensizlik şeklinde kendini gösterir.

Beklentilerden öze Dönüş: Psikolojik Dayanıklılık ve Farkındalık

Dışsal beklentilerin içsel baskıya dönüşmesini engellemenin yolu, öz farkındalığı artırmaktan geçer. Bireyin kendi değerlerini, sınırlarını ve ihtiyaçlarını keşfetmesi; rollerini yeniden müzakere edebilmesine olanak tanır. Bu süreçte: Kişisel değerlerin belirlenmesi, rol önceliklendirme, sınır koyma becerisi, öz şefkat geliştirme, duygu düzenleme stratejileri kişiyi içsel olarak güçlendirir. Böylece kimlik, yalnızca toplumsal beklentilerin şekillendirdiği bir yapı olmaktan çıkar, kişinin kendi yaşamına yön veren bir rehbere dönüşür.

Sonuç

“Ben kimim ve benden ne bekleniyor?” sorusu, hızlı değişen modern dünyanın bireye yüklediği çoklu roller içinde giderek daha karmaşık bir hâl alıyor. Toplumsal normlar, aile sistemleri ve performans kültürü; bireyin kendi benliğini tanıma sürecini zaman zaman gölgeleyebiliyor. Ancak kimlik, yalnızca dış dünyanın bir ürünü değildir. Kişi, öz farkındalık düzeyini artırarak, sınırlarını tanıyarak ve iç sesiyle yeniden bağlantı kurarak kendi kimliğinin etkin öznesi olabilir. Sonuç olarak, kimlik gelişimi bir varış noktası değil; kişinin kendini tanıdığı, sınırlarını koruduğu ve dış beklentilerle kendi özünü uyumlu hâle getirdiği dinamik bir süreçtir. Toplumsal roller değişse de bireyin en sağlam dayanağı, kendi benliğiyle kurduğu bu bilinçli ve dengeli ilişkidir.

asena başer
asena başer
klinik psikolog ve yazar olarak; psikoterapi alanında ve akademik çalışmalar alanında geniş bir deneyime sahiptir. Lisansını eğitimini Psikoloji alanında yapıp, yüksek lisansını Klinik Psikoloji üzerine tamamlamıştır. Aile Danışmanlığı, Çift Terapisi, Oyun Terapisi, Yeme Bozukluğu ve Bireysel Terapi alanlarında uzmanlaşmıştır ve kendi ofisinde hizmet vermektedir. Dijital mecralarda düzenli olarak psikoloji ve kişisel gelişim üzerine yazılar kaleme almakta ve içerik üretmektedir. Psikolojiyi insanların daha iyi anlayabilmesini ve insanların daha kolay erişebileceği bir hale getirmeyi misyon edinmiş, bireylerin ruh sağlığını anlamak ve yardımcı olmayı hedeflemiştir. İnsanlara iyi gelecek içerikler üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar