Kadınlar ve erkekler çoğu zaman aynı ilişkiyi farklı bakış açılarından görerek yaşantılarlar. Aynı cümleler, birlikte oturulan aynı sofralar, aynı insanlar ama anlamlandırdıkları ve duyduklarını karşılama şekilleri farklılaşır. Evliliğe giden yol da tam olarak bu farkların arasında şekillenir. Farklı bakış açılarının buluştuğu ortak noktada ismi belirsiz bir adım atılır.
Farklı Bakış Açılarında Farklı Anlam Arayışları
Kadınlar ilişkilerde genellikle anlamı ve yönü daha erken sorgulayan bir tarafta olur. Bir ilişkinin ilerleyen süreçte ne şekilde sonuçlanacağı, yalnızca merak konusu değil, duygusal güvenliğin bir parçasıdır. Aileyle daha sık görüşülmesi, çevreye birlikte girilmesi, gelecek planlarının içine dâhil edilmek… Kadın için bunlar bağlayıcı ve güvenli alanı tahsis eden durumlarlar. Daha sosyolojik bir taraftan baktığımızda ise bir şeyler ciddileşiyorsa bunlar olur diyen bir yaklaşım bulunmaktadır. Geleneklerin beraberinde getirdiği yaklaşımlar, belirsizliği ortadan kaldırmaya yardımcı olur. Çünkü bilinen, öğrenilen yaklaşımların sırasıyla kendi hayatında varlığını gözlemliyor olmak aslında netleştirmek için görünmeyen basamaklardır.
Erkekler ise çoğu zaman ilişkiyi isimlendirmekten ziyade anın içinde ilişkiyi tanımlamaya çalışır. Onlar için evlilik düşüncesi deneyimle netleşen bir durumdur. Zihinlerinde görünmeyen bilinçdışı soruların cevaplarını ararlar aslında. Birlikte geçirilen zamanın huzurlu olması, sorunlarla baş edebilme, özgürlük alanının tamamen kaybolmaması gibi hususlar belirsizliği netleştirmeye götürür. Bu nedenle erkekler belirsiz alanları çoğu zaman deneyim alanı olarak yaşantılar. Henüz sözler verilmeden, farkında olmadan evli olmanın gündelik hâllerini test ederler.
Aynı Gelenek Farklı Zihin İçinde
Toplumumuzda aynı davranış biçimleri kadın ve erkek için farklı anlamlar taşıyabilir. Erkek için doğal akışında gerçekleşen olaylar, kadın için farklı anlamlara varabilir. Ailelerle yakınlaşmak, kadın açısından evliliğe atılmış bir adımken, erkek için ilişkinin huzurlu ilerlediğinin işaretçisi olabilir. Belirsiz hamlenin çatışma noktası da tam burası olabilmektedir. Taraflar aynı geleneğin içinden geçerken, farklı beklentilerle yürür.
Adı Yok Ama Adını Koymak İçin Alan Var
‘Henüz ismini koymadık, birbirimizi tanıyoruz’ cümlesi, kadın ve erkek ilişkilerinde sıkça duyulmaktadır. Bu cümle, erkek için baskıyı azaltan bir alan açarken, kadın için ne şekilde neticeleneceğini bilmediği bir bekleyişe dönüşebilir. Eğer bu belirsizlik süresi uzarsa ve ilişki içindeki bireyler beklentilerini şeffaf bir biçimde birbirleriyle paylaşıp iletişime geçmezse, beklentilerin farklılığında ilişki içinde anlamlandırılamayan dalgalanmalar yaşanabilir.
Niyet Okumadan Konuşarak İlerlemek
Geleneklerimiz evliliği yumuşak geçişlerle başlatır ama ilişkiyi taşıyan ve ilerleten şey geleneklerin getirdikleri değil, kişilerin nasıl şekillendirmeye karar verdiğidir aslında. Kadın için güvenli alan erkeğin sözleriyle, davranışına yansıttıklarıyla oluşur. Erkek için kararlılık, ilişkinin sürdürülebilirliği ve nasıl ilerleyeceğinin netleşmesiyle oluşur. Bu iki ihtiyacın dengelenmesi, belirsizliği ortadan kaldırmaya götürür. Evlilik çoğu zaman tek bir anda verilen ve bir kişinin tek başına verebileceği bir karar değildir. Kadın ve erkeğin, farklı hızlarda, farklı zihinsel süreçlerinde, aynı yöne yürümeyi birlikte kabul etmesiyle oluşur.
Aynı Yolda Birlikte
Psikolojik olarak evliliğe giden yol, farklı iki bakış açısının birbirini zorlamadan yakınlaşabildiği noktada açılır. Kadının beklentisi, erkeğin temkinli adımlarını tehdit olarak görmediğinde; erkek, kadının netlik ihtiyacını baskı olarak algılamadığında ilişki dengelenir. Belirsizlik böylece kaçınılacak bir boşluk olmaktan çıkar, bilinçli bir geçiş alanına dönüşür. Evlilik, tam da bu geçişte doğar. Birinin hızlanmasıyla değil, diğerinin yavaşlamasıyla değil aksine iki tarafın da kendi iç dünyasında hazırlandığı ve aynı yönü birlikte seçtiği anda.
Bu noktadan sonra ilişki, sadece duygusal bir yakınlık olmaktan çıkarak ortak bir zihinsel zemine oturmaya başlar. Kadın, artık yalnızca hissettiğiyle değil, gördüğüyle de güvende hissetmek ister. Erkek ise ilişkinin geleceğine dair sorumluluğu, bir zorunluluk olarak değil, doğal bir aidiyet olarak algılamaya başlar. Bu dönüşüm ani değildir; küçük davranışların, tutarlı duruşların birikimiyle oluşur. Kadın için bu süreç, karşısındaki erkeğin yalnızca yanında olmasını değil, yön göstermesini de kapsar. Erkek içinse evlilik fikri, özgürlüğün kaybı değil, paylaşılan bir düzenin mümkün olduğuna dair içsel bir ikna hâli haline gelir. Her iki taraf da kendi korkularıyla yüzleşirken, karşısındakinin beklentini düşman değil, yol arkadaşı olarak görmeyi öğrenir.
Dengede kalınmaya başlanıldığında, kadın, sürekli bekleyen tarafta kalmaktan çıkar. Erkek ise sürekli kaçan konumunda olmadığını fark eder. İlişki artık acaba ne olacak sorusuyla değil, nasıl olabilir düşüncesiyle ilerler. Bu aşamada belirsizlik, kaygı üreten bir boşluk olmaktan çıkarak, ortak bir netliğine doğru ilerler.

