Bazı şehirler vardır; daha önce hiç gitmemiş olsan bile seni hatırlar gibidir. Sokaklarında yürürken bir yabancılık değil, gecikmiş bir karşılaşmanın huzursuz tanıdıklığı eşlik eder sana. Sanki o şehir seni beklemiş, sen de onu… Belki de bu yüzden insan bazen bir yere gitmez; bir yere “geri döner.”
Bir Yere mi Yoksa Bir Hisse mi Aitiz?
Aitlik hissi, yalnızca bir mekâna kök salmakla açıklanamayacak kadar derin bir deneyimdir. Psikoloji literatürü, aitliği insanın en temel ihtiyaçlarından biri olarak tanımlar. İnsan, anlamlı ve süreklilik taşıyan bağlar kurmaya yönelir; bu bağlar yalnızca kişilerle değil, zamanla mekânlarla da kurulur (Baumeister ve Leary, 1995). Ancak burada dikkat çeken nokta şudur: Bizi bir yere bağlayan şey, o yerin kendisinden çok, bizde uyandırdığı duygulardır.
“İnsan, yaşadığı yere mi benzer, yoksa yaşadığı yer mi insana?” Bu soru, yer kimliği kavramının merkezinde yer alır. Birey, içinde bulunduğu fiziksel çevreyi yalnızca deneyimlemez; onu kimliğinin bir parçası hâline getirir. Bir sokak, bir koku, bir ses… Hepsi benliğin içine yerleşir. Bu yüzden bazı şehirler bize yalnızca güzel değil, aynı zamanda “bizden” gibi hissettirir (Proshansky, Fabian ve Kaminoff, 1983).
Yolda Olmanın Özgürlüğü
Yolculuk ise bu yerleşik anlamları sarsan bir eylemdir. Alıştığın şehirden uzaklaştığında, seni tanımlayan roller de çözülmeye başlar. Tanıyan gözlerin yokluğunda, kim olduğunu değil, kim olabileceğini deneyimlersin. Bu, varoluşsal bir boşluk gibi hissettirebilir; ama aynı zamanda büyük bir özgürlük alanıdır. Çünkü insan bazen en çok, kimsenin onu tanımadığı yerlerde kendisi olabilir.
Aidiyet İçimizde Yeşerir
Bir şehre ait hissetmek, çoğu zaman o şehirde geçirilen zamandan bağımsızdır. Bazen bir gün, bazen bir an bile yeterlidir. Bir kafede otururken, bir vapurda rüzgârı hissederken ya da hiç bilmediğin bir dilin içinde yürürken… İçinde bir şey “tamam” der. Bu deneyim, yer bağlanması yalnızca fiziksel değil; duygusal ve bilişsel süreçlerin birleşimiyle oluştuğunu gösterir (Scannell ve Gifford, 2010).
Edebiyat da bu hissi sıkça dile getirir. Bir şehri “ev” yapanın duvarlar değil, hatıralar olduğunu anlatır bize. Çünkü şehirler, yaşadıklarımızın sessiz tanıklarıdır. İçinde güldüğümüz, kaybolduğumuz, yeniden başladığımız yerlerdir. Bu yüzden bir şehirden ayrılmak bazen yalnızca bir mekândan değil, o mekândaki “kendimizden” ayrılmak gibi hissettirir.
Zamanla fark edilir ki aitlik, sabit bir yer değil; hareketli bir anlamdır. İnsan değiştikçe, ait hissettiği yerler de değişir. Dün “benim yerim” dediğin bir şehir, bugün sana yabancı gelebilir. Ya da hiç beklemediğin bir yer, sana ev gibi hissettirebilir. Bu durum, bireyin süreklilik ve kimlik ihtiyacıyla doğrudan ilişkilidir (Twigger-Ross ve Uzzell, 1996).
İçimizdeki Evren
Belki de bu yüzden asıl soru şudur: İnsan gerçekten bir yere mi aittir, yoksa ait hissettiği anları mı biriktirir? Bazı insanlar için aitlik bir şehirde kök salmakken, bazıları için yolda olmaktır. Hareket hâlinde kalmak, değişmek, dönüşmek… Ve her gittiği yere kendinden bir parça bırakmak.
Sonunda insan şunu fark eder: Aitlik, dışarıda bulunan bir şey değil; içeride kurulan bir bağdır. Şehirler bu bağın yalnızca yansımalarıdır. Ve belki de en derin aidiyet, insanın kendine dönebildiği o içsel yerde saklıdır.
Şehirler bu noktada birer ayna gibi çalışır. İçinde bulunduğun ruh hâline göre sana farklı yüzlerini gösterirler. Kalabalık bir şehirde kendini yalnız hissedebilirsin ya da kimsenin seni tanımadığı bir yerde derin bir özgürlük duygusu yaşayabilirsin. Bu yüzden “hangi şehir bana ait?” sorusu kadar, “ben kendime ne kadar aitim?” sorusu da önemlidir.
Bu yüzden bazı şehirler bize tanıdık gelir. Çünkü aslında tanıdık olan, şehrin kendisi değil; o şehirde karşılaştığımız “kendimizdir.”
Kaynakça
Baumeister, R. F., & Leary, M. R. (1995). The need to belong: Desire for interpersonal attachments as a fundamental human motivation. Psychological Bulletin, 117(3), 497–529.
Proshansky, H. M., Fabian, A. K., & Kaminoff, R. (1983). Place-identity: Physical world socialization of the self. Journal of Environmental Psychology, 3(1), 57–83.
Scannell, L., & Gifford, R. (2010). Defining place attachment: A tripartite organizing framework. Journal of Environmental Psychology, 30(1), 1–10.
Twigger-Ross, C. L., & Uzzell, D. L. (1996). Place and identity processes. Journal of Environmental Psychology, 16(3), 205–220.


