Aile… Herkesin hayata ilk adım attığı andan itibaren yanı başında olan ve belki de hayata karşı ilk izlenimleri elde ettiği yer… Bazen iyi şeyleri, bazen ise kötü deneyimleri gördüğümüz kurumdan bahsetmek istiyorum bugün sizlere. Genelde herkes günlük yaşamında ya da kişiler arası ilişkilerindeki diyaloglarında gerek yakınarak gerek heyecanlanarak ailesinin kendisinden beklentilerini anlatır. Peki aslında bir birey ailesinden neler bekler?
Her şeyden önce madem ki bu yapı toplumun en küçük yapıtaşı ve aynı zamanda bizlerin hayata ilk adımını attığı an itibari ile organik bir bağının olduğu yer; o halde ailenizin sizden beklentileri olabileceği gibi sizlerin de ailenizden bazı beklentilerinin olmasının oldukça doğal olduğunu kabul ederek konuya başlangıç yapmak pek de yanlış olmayacaktır.
Kabul ve Onay
Hem seanslardaki gündemlerde hem de gündelik yaşantıda birçok kez kişilerin hayatında en çok kaygı hissettiği ya da kaygı hissetmesine neden olan kararları vermesinde kabul ve onay arayışları bulunuyor. Örneğin bir kişi sürekli olarak kişiler arası ilişkilerinde bir çeşit kabul görme çabası ve onay arayışında bulunuyor diyelim. Bu kişinin geçmiş yaşam öyküsüne baktığınızda emin olun ki aile yapısında belirli alan ya da dönemlerde kabul görmek ya da ailesi tarafından onaylanmak konularında belirgin eksikliklere maruz bırakıldıkları ile karşılaşacaksınız. Neden mi? Çünkü çoğu kişinin üzerinde düşünmediği şekilde, en başta da belirttiğim gibi hayata dair ilk bilgileri o ilk içine doğduğunuz çatıda edinirsiniz. Kabul ve onay görmek eğer o çatının altında sizin için bir tür mücadele ya da alışverişe dönüşmüşse, bilin ki aile içerisinde edindiğiniz bu alışkanlığı yetişkinlik yaşantısına da taşıyacaksınızdır.
Şefkat
Her insan doğuştan şefkatle karşılanmayı ve hoşgörüyü hak eder. Ancak maalesef ki her zaman karşılaşılan tutumlar bu şekilde olmayabilir. Bu başlık altında aslında biraz da “öz şefkat” kavramına bakıyor olmak faydalı olacaktır. Çünkü kavramın karşılığı aslında bize kişinin kendine yönelik davranış biçiminin önemini de vurgular nitelikte. Öz şefkat temelinde kişinin kendisine gereksinimi olan duygusal bakımı verebilmesi, aynı zamanda olumsuz bir durum karşısında da bu bakımı sağlama becerisini sürdürebilme durumudur. İçinde bulunduğunuz aile kurumu ya da bakım veren kişiler size yeterli düzeyde şefkat ile yaklaşmaması durumunda ise belli bir müddet sonrasında sizin kendinize olan yaklaşımınız ve kendinizle kurduğunuz ilişki de bundan etkilenecektir.
Kapsayıcılık
Yine bir diğer önemli konu ise kapsanma gereksinimidir. Sizi koşulsuz şartsız kabul etmesini beklediğiniz kişilerin size ve hayatınızda gerçekleşen olaylara karşı gerekli ve yeterli düzeydeki kapsayıcılığı sunması sizin değerli ve yeterli hissetme noktasındaki temeli önemli ölçüde tayin edecektir.
Yetersizlik Duygusu
Burada konu sanki biraz kişinin ailesinden beklentilerinden ziyade olmaması gerekenlere kaymış gibi görünüyor olabilir. Ancak dış dünya ile aranızdaki sınır olan kapıdan girip size ait bir dünya olan o dört duvarın arasında olduğunuz zaman aralığı içinde sürekli olarak yetersiz hissettirildiğinizi, sürekli olarak eksik ve olumsuz taraflarınızın dile getirildiğini düşünün. Kulağa ne kadar da duygusal açıdan emniyetsiz geliyor değil mi? Süreğen eleştiriler ve objektif olmayan şekilde sadece negatif yönlerinin bireye söylenmesi ona yetersiz olduğunu ve ilerleyen zaman dilimlerinde kendisini başkaları ile kıyaslamasına, adım atmaya ve ilerlemeye dair kaygılara ve hayatın içinde olmaktan uzaklaşma sebebiyet verecektir.
Ayrışma ve Bireyselliğe Saygı
Birçok kültüre bakıldığında genellikle aileye mensup fertlerin yetişkinlik çağına geçiş süreçlerinde ve bireysel bir yaşam inşa etmeleri safhalarında benzer sorunlar ve çatışmalar ortaya çıkabilmekte. Bu noktada ilk unutulanlar arasında kişinin farklı ve bağımsız seçimlere sahip olabilme hakkıdır.
Güven Duygusu ve Tutarlılık
“Söylem ve eylem tutarlı olmalıdır”. Bunu muhakkak her fırsatta ve hayatın her alanında vurgularım. Bir insanın size güvenebileceğini dile getirmek kıymetlidir. Ancak daha kıymetli olan bir şey varsa o da dile getirdiğiniz bu güven konusunu pratikte de uyguluyor olmanızdır. “Her zaman yanındayım” diyen ama akut bir kriz anında yok olan bir aile çok da kişiye güven veriyor diyemeyiz. Kişinin aileye güven konusunda yaşayacağı buna benzer hayal kırıklıkları elbette dış dünya ile bağına da sirayet edecektir.
Yani buraya kadar anlattıklarıma göre bence aile içinde birisinden ne istediğiniz değil; ona neler vermeniz gerektiğini de düşünmek gereklidir. Bir bireyin bugününde ona sergilediğiniz davranışlar çoğu zaman gelecekte de iz bırakır…


