Pazar, Haziran 14, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Öz Saygı Düşüklüğünün Maskeleri: Aşırı Uyum, Mükemmeliyetçilik, Onay Arama

Öz saygıyı, bireyin kendisi hakkındaki olumlu düşünme arzusu ve kendisi ile alakalı pozitif ve negatif tutumların toplamı olarak tanımlayabiliriz. Kendimize duyduğumuz saygının hayatımızda önemli bir konumu vardır çünkü duygu durumlarımızı düzenlememize yardımcı olur, mutluluğu yakalamamızı kolaylaştırır ve karşılaştığımız hayal kırıklıklarıyla ve değişimlerle başa çıkmamıza yardımcı olur. Sahip olduğumuz benlik saygısı düzeyi, düşüncelerimizden davranışlarımıza kadar hayatımızın neredeyse her alanını etkiler. Ancak her zaman açıkça görünmez. Kimi zaman bir kişinin sessizliği, uyum çabası ya da “başarı tutkusu”, derinlerde yatan bir öz saygı eksikliğinin izlerini taşıyor olabilir. Bu yazıda, düşük öz saygının en sık karşılaşılan üç “maskesini” ele alacağız: aşırı uyum, mükemmeliyetçilik ve onay arama davranışı.

Aşırı Uyum: “Aman Ağzımızın Tadı Kaçmasın Ali Rıza Bey!”

Her duruma uyum sağlamak her ne kadar olumlu bir davranış gibi gözükse de temelinde sınır problemi yatmaktadır ve bireyin kendi ihtiyaçlarını sürekli ikinci plana atmasına neden olmaktadır. Oluşabilecek tartışmalardan kaçınan, kendi ihtiyaçlarını dile getirmekte ve ‘’hayır’’ demekte zorlanan bireyler kendi sınırlarını korumakta güçlük çekmektedir. Aşırı uyumlu bireyler, genellikle “önemli olan başkaları” düşüncesiyle hareket ederler. Bu davranış kalıbı, değersizlik hissiyle baş etmenin bir yoludur. “Ben ancak başkalarını memnun ettiğim sürece değerliyim” inancı yaygındır. İlk bakışta fedakâr, uyumlu veya anlayışlı gibi görünseler de, bu davranış biçimi çoğu zaman öz saygı eksikliğinin bir sonucudur.

Mükemmeliyetçilik: “Kusursuz Olduğum Sürece Değerliyim”

Mükemmeliyetçilik çoğu zaman başarıyla ilişkilendirilse de, bireyin kendisine sürekli yüksek ve çoğu zaman gerçekçi olmayan standartlar koymasıdır. “Eğer kusursuz olursam, eleştirilmem, sevilirim.” düşüncesinin altında değersizlik hissi yatmaktadır.
Mükemmeliyetçilik düzeyleri, bireyin kendisine duyduğu koşullu kabulün göstergesidir. Rogers (1951) benlik kavramını ideal benlik ve gerçek benlik olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Bir kişinin sahip olması gereken özellikler ideal benlik olarak tanımlanırken; gerçek benlik, bireyin mevcut durumunu ifade eder. Yapılan araştırmalara göre ideal ile gerçek benlik arasında tutarlılık olmadığında mükemmel olma ihtiyacı devreye girmektedir ve bu tutarsızlık öz saygı eksikliğine sebep olmaktadır.

Onay Arama: “Beni Beğenirlerse Kendimi İyi Hissederim”

Öz saygı düşüklüğünün belirtilerinden bir diğeri olan dış onaya bağımlı olmak da temelinde sınır problemini barındırmaktadır. Başkalarının ne düşündüğüne odaklanıldığında ve temel hedef ‘’sevilmeye çalışmak’’ olduğunda birey kendi kimliğinden uzaklaşmaya başlar.
Yaptıkları işten değil, o işin başkaları tarafından nasıl değerlendirileceğinden beslenirler. Sıklıkla sosyal medya beğenilerine, otorite figürlerinin geri bildirimlerine ya da romantik partnerlerinin ilgisine bağımlı hale gelirler. Bu durum, ideal benlik ile gerçek benlik arasında çatışmalar oluşmasına neden olur ve bu çatışmalar öz saygı eksikliğine sebep olmaktadır.

Maskelerin Ötesine Bakmak

Bu davranış biçimleri ilk bakışta uyumlu, titiz veya fedakâr görünebilir. Ancak altlarında yatan değersizlik hissi ele alınmadıkça, kişi gerçek ihtiyaçlarını bastırır ve zamanla tükenmişlik, öfke veya depresyon gibi daha derin sorunlarla karşı karşıya kalabilir. Öz saygı, dışarıdan görünmese de yaşamın birçok alanını etkileyen bir beceridir. Bu beceri, farkındalıkla geliştirilebilir. Çünkü gerçek öz saygı, başkalarının gözünde kim olduğumuzdan çok, kendi gözümüzde ne kadar yeterli, değerli ve sevilebilir olduğumuzu bilmekle ilgilidir.

Kaynakça

• Flett, G. L., & Hewitt, P. L. (2002). Perfectionism and maladjustment: An overview of theoretical, definitional, and treatment issues. In G. L. Flett & P. L. Hewitt (Eds.), Perfectionism: Theory, research, and treatment (pp. 5–31). American Psychological Association.
• Rogers, C. R. (1951). Client-centered therapy; its current practice, implications, and theory. Houghton Mifflin.
• Rosenberg, M. (1979). Conceiving the Self. New York: Basic Books.

Seçil Sönmez
Seçil Sönmez
Psikoloji lisans ve Klinik Psikoloji yüksek lisans eğitimini tamamlayan Seçil Sönmez, psikoterapi alanında çeşitli klinik deneyimlere sahiptir. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yaklaşımı üzerine uzmanlaşmış olup, bu alandaki uygulamalarını bilimsel araştırmalarla desteklemektedir. Psikoloji alanında güncel literatürü yakından takip ederek araştırmalar yapmakta, akademik ve uygulamalı içerikler üretmektedir. Seçil Sönmez, psikolojik bilgiyi toplumla buluşturmayı amaçlayan içeriklerine devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar