Pazartesi, Ağustos 24, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

DÖNGÜYÜ KIRMAK | DEĞİŞEBİLMEK

‘’Ben böyleyim’’ derken değişebilmek üzerine… Nesiller boyu aktarılan bazı öğretiler nesillerin en sağlam hapishanesidir. Bu ne demek oluyor peki? Olaylara verdiğimiz tepkiler ve yansıttığımız duygular belki de bize ailemizden kalan öğrenilmiş davranış kalıplarıdır. ‘’Öfkeliyiz, inatçıyız, kimseye güvenmeyiz, sevgimizi göstermeyiz; ‘’bizim aile böyledir…’’ Senelerce aktarılan, değiştirilemez sandığımız bu özellikler zamanla bizim kimliğimiz haline geliyor. Çünkü tekrar edilen özellikler zamanla kimliğe dönüşebiliyor.

KİMLİK Özellikle kimlik oluşumunun başladığı ergenlik döneminde, aile ile genç arasında sık sık tartışma yaşanabiliyor. Yetişkinliğe geçişteki dönemde ‘’Ben Kimim’’, ‘’Hayattaki Yerim Neresi’’ gibi soruların peşinde belirsizlik yaşanabiliyor. Ailesinden bağımsız bir kimlik üretmek isteyen fakat yine de kopamadığı özellikleri benimseyebilen, bunları almak ve almayı istememek arasında fırtınalı bir dönemdir ergenlik. Bu evreye ‘’ Kimlik Kazanmaya Karşı Rol Karmaşası’’ der Erikson. Elbette sadece ailesinden etkilenmez; sosyal medyadan, akranlarından, okuduklarından veya dinlediklerinden de etkilenerek rol model alabilir. Özellikle kendisini değerli ve özel hissettiren topluluklar veya kişiler ona ‘’ böyle olursan daha değerlisin’’ telkinleriyle istedikleri kimliği dayatabiliyorlar. Kendisini en yalnız ve anlaşılmaz olduğunu hissettiği dönemde olan genç; farklı olma, kendisinin veya ailesinin beklentilerine ayak uyduramama duygularıyla mücadele eder. Söylenen sözleri, davranışları çok ciddiye aldıkları için kendilerini bir koruma iç güdüsü olarak içe kapatma veya aşırı tepki gösterme eğiliminde olabilirler. Burada ergenlik döneminde oluşan bazı problemlerden ve yetişkin halimizde oluşan özelliklerin benimsendiği kritik dönemden bahsettim. Çünkü birey kendisinde değiştiremez sandığı davranış kalıplarının nasıl oluştuğunu öğrenirse nasıl yerine başka bir şeyi koyabileceğini de öğrenir.

ZİNCİR Babası ona sevgisini yeterince göstermeyen bir çocuk baba olduğunda çocuğuna aynı şekilde davranmasını ‘’Benim babam da böyleydi, içinde yaşardı duygularını, böyle geldi böyle gider…’’ gibi ifadelerin arkasında açıklayabiliyor. Farkındalığı yükselmiş bir yetişkin ise sahip olduğu kimliğin arkasına saklanmıyor. Bu kimliğin nasıl oluştuğunu, faydalı ve faydasını yitirmiş özellikleri biliyor ve artık onları bırakabilecek zihin olgunluğuyla hareket ediyor. ‘’ Böyle geldim’’ diyebilir ancak ‘’Böyle gitmek zorundayım’’ demez. Değiştirebileceği şeyin geçmişi değil tam da bugünü olduğunu bilir. Geçmiş bize bir başlangıç verebilir ancak sonunu belirlemek zorunda değildir. Aile boyu aktarılan bu döngünün zincirini kıran nesil en büyük özgürlüğü de sahiplenir.

HAYAT DÖNGÜLERİ Bir şeylerin bizden önce başlamış olması bizimle devam etmek zorunda olduğu anlamına gelmez. Hikâyenin sonunu değiştirmek isteyen bir kişi koca bir nesli bir döngüden çıkarabilir. Döngüler biz onları fark edene kadar görünmezler. Kendisine sürekli benzer soruları soran birini düşünelim. ‘’Neden sürekli negatifteyim?’’ diyor. Çünkü onu aynı ruh haline götüren bir yaşam düzeni var. İnsanlar bu döngüleri benim kaderim böyle gibi ifadelerle açıklasa da bazen kader dediğimiz şey bizim farkında olmadan tekrar ettiğimiz davranışların birikmiş halidir. Başımıza her zaman aynı olaylar gelmiyor. Her defasında aynı seçimleri yaptığımız için farklı yolların sonunda yine aynı yere çıkıyoruz. Aynı kırmızı bayrakları görmezden geliyoruz, aynı yerde susuyor, aynı yerde öfkeleniyoruz, aynı dürtüyle karar veriyoruz.

FARKINDALIK Görmek ilk adımdır. Görmeye başladığın şeyi dönüştürebilirsin. Çünkü müdahale edebileceğin noktaları bilirsin. Gerçek bir farkındalık şu soruları sordurur: Bu döngü ne zaman başlıyor? Beni ne tetikliyor? O anda ne hissediyorum? Hangi davranışı yapıyorum ve bu bana ne kazandırıyor? Uzun vadede benden ne götürüyor? En sonunda hangi sonuç yeniden ortaya çıkıyor? Benzer olarak, sık tekrar eden yaşam döngülerinde kısa süreli ödül sistemini kullanıyor da olabiliriz. Bir duygudan kaçmak için kısa süreli rahatlık veren bir davranışa sığınmak gibi düşünebiliriz. ‘’Bu işi neden sürekli erteliyorum?’’ Çünkü ertelemek başarısız olma ihtimaliyle yüzleşmekten kısa süreliğine kurtarıyor. ‘’Neden bütün düzenimi bozuyorum?’’ Çünkü kaos tanıdık geliyor, huzur ise yabancı’’ İnsan her zaman kendisine iyi geleni seçmez. Bazen sadece kendisine tanıdık gelen şeyi seçer. Burada başımıza gelenlerin bizim seçimlerimiz olduğundan bahsettim. Aynı zamanda bizim seçimlerimiz olmadığı gibi. Bizim sorumluluğumuz ise başımıza gelenler değil neyi sürdürmeye devam ettirdiğimizdir. Hangi davranışı, hangi duyguyu, kimi…

HAREKETE GEÇMEK Sadece sözle değil hareketle bu döngüyü kırabiliriz. Negatifteysek ‘’O zaman pozitif düşünmeliyim’’ yerine o negatifliği başlatan düzeni değiştirmeliyiz. Uyku düzeni mesela. Tükettiğimiz gıdalar ya da bizi tüketenleri. Yeni bir düzen eski düzeni yıkmakla inşa edilir. Zarar veren şeyi eskisinden daha sağlam bir sistemle yenebiliriz. Örneğin, tembelliği daha fazla motivasyon videosu izleyerek değil; her gün küçük bir işi bitirmeye başlamakla yenebiliriz. İnsanların onayına bağımlıysak küçük bir hayır demeyle başlayabiliriz. Yahut konfor alanından çıkamıyorsak bir anda radikal bir değişim yerine adım adım sınırı genişletmek sağlam bir zemin oluşturur.

KIRILMA ANI Her döngü içinde bir kırılma noktası taşır. Davranıştan önceki son beş dakika, öfkeyle mesaj göndermeden önceki boşluk, alarmı kapatmadan önceki son saniye gibi. Küçük bir kırılma noktası sonucu değiştiren olur. Farkındalık bize kapıyı gösterebilir. Ancak kapıyı irade açar. Sağlam kurulan sistem ise eski döngüye dönmeyi engeller. Gerçek bir başarı bir zayıflığı kabullenişle başlar. Bilinçli bir insan hayatın seyircisi değildir, kendi hayatının mimarıdır. Aynı döngüden çıkmak için döngünün içindeki aynı kişi olmaktan vazgeçmeliyiz.

Sevgiyle; Psikolog Semanur Mirza

Semanur Mirza
Semanur Mirza
Psikolog Semanur Mirza, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi İngilizce Psikoloji bölümünü Onur derecesiyle tamamlamıştır. Klinik psikoloji alanındaki uzmanlığına devam ederken insanların iç dünyalarını duyma, görme ve anlamlandırma çabasıyla besleyen dingin ve derin bir yaklaşımla sürdürmektedir. Mesleki duruşunun merkezinde, insanın yaradılıştan getirdiği yetenekleriyle büyüme gücünün yan yana var olabileceğine duyduğu inanç yer alır. Bu nedenle çalışmalarında bilimsel bilgiyi temel alsa da, insan deneyimini yalnızca kavramlarla değil; sezgi, empati ve ruhun ritmini gözlemleyen bir hassasiyetle ele alır. Yazılarında ise psikolojiyi yüksek bir yerden değil, insanın kendi kalbine en yakın yerden anlatmayı amaçlar. Her metninde, okurun içsel dünyasına sessizce dokunan, olup biteni adlandıran ve kendi içinde bir nefes aralığı açan bir anlatım dili tercih eder. İnanır ki insan, kendisini anlamaya yöneldikçe yalnızca iç dünyasını değil, hayatla kurduğu ilişkiyi de yeniden keşfetmeye başlar. Yazılarının ve çalışmalarının temelinde ise bu anlayış vardır: insanın kendi iç sesine yeniden yaklaşabilmesine eşlik etmek.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar