Çarşamba, Temmuz 22, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Elimizde Olmayanı Kontrol Etmeye Çalışmak

Valizini üç kez kontrol ettin. Hava durumunu beş kez açtın. Yol tarifini ezberledin, alternatif güzergahı da not aldın, “ya trafik olursa” diye bir B planı, “ya uçak gecikirse” diye bir C planı hazırladın. Sabah saat 6’da uyandın çünkü zihnin gece boyunca olası aksaklıkları tek tek elemeye devam etti. Sonunda yola çıktın ve tüm o planlamaya rağmen, hiç hesaba katmadığın küçük bir şey oldu: taksi geç geldi. O an hissettiğin şey belki de şaşkınlıktan çok bir tür haksızlık duygusuydu. “Bu kadar düşündüm, bu kadar hazırlandım, nasıl olur da yine bir şey ters gider?”

Bu sahne tanıdık geliyorsa yalnız değilsin. Çoğumuz hayatın belirsiz kısımlarını, sanki yeterince düşünürsek kontrol altına alabilirmişiz gibi ele alıyoruz. Ve işte tam burada, kaygının en sinsi motorlarından biri devreye giriyor; kontrol yanılsaması.

Kontrol Yanılsaması Nedir?

Kontrol yanılsaması, aslında elimizde olmayan şeyler üzerinde bir etkimiz olduğuna dair zihnimizin bize oynadığı bir oyundur. Başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğü, bir toplantının nasıl geçeceği, bir ilişkinin nereye varacağı, yarının ne getireceği bunların hiçbiri tam olarak elimizde değil. Yine de zihin, özellikle kaygılı olduğunda, bu belirsizlik alanlarını “eğer yeterince düşünürsem, öngörürsem, hazırlanırsam kontrol edebilirim” cümlesiyle doldurmaya çalışır.

Bunun nedeni aslında oldukça insani. Beynimiz belirsizliği tehlike olarak kodlar. Evrimsel olarak bakıldığında bu mantıklı: bilinmeyen, atalarımız için gerçekten tehlikeli olabilirdi; hangi bitkinin zehirli olduğunu bilmemek, hangi sesin yırtıcı hayvana ait olduğunu kestirememek gibi. Ama modern hayatta belirsizlik çoğu zaman fiziksel bir tehdit değil, sadece bir bilinmezliktir. Zihnimiz bu farkı her zaman ayırt edemiyor. Bu yüzden “yarın ne olacağını bilmiyorum” duygusu, bedende neredeyse “yarın tehlikedeyim” duygusuyla aynı alarmı tetikleyebiliyor.

Kontrol yanılsaması, işte bu alarma verdiğimiz bir yanıt. “Eğer her ihtimali düşünürsem, alarmı susturabilirim” diye fısıldar zihin. Ve kısa vadede bu bir işe yarıyormuş gibi hissettirir; plan yapmak, listeler çıkarmak, senaryoları önceden kurgulamak anlık bir rahatlama getirir. Sorun, bu rahatlamanın kalıcı olmamasıdır.

Aşırı Planlama

Aşırı planlama, kontrol yanılsamasının en gündelik ve en görünür hâllerinden biri. Bir seyahat öncesi düşünelim: uçuş saatleri, bagaj kuralları, hava durumu, alternatif ulaşım, “ya bu olursa” senaryoları… Bir yere kadar planlama faydalıdır elbette; biletin, konaklamanın, temel ihtiyaçların düşünülmesi gerçek bir işlev görür. Ama kontrol yanılsamasının devreye girdiği nokta, planlamanın huzur için değil, kaygıyı susturmak için yapıldığı andır.

Bu ayrımı fark etmek zor olabilir çünkü ikisi de aynı davranışla, yani planlamayla kendini gösterir. Ancak altındaki motivasyon farklıdır. Sağlıklı planlama, “elimden geleni yaptım, gerisi zaten öngörülemez” diyerek bir noktada durabilir. Kaygı temelli planlama ise durmaz çünkü zihin her yeni ihtimali düşündüğünde geçici bir rahatlama alır, sonra hemen yeni bir “ya şu olursa” sorusu üretir. Bu bir döngüdür: düşün, hafifçe rahatla, yeni ihtimal bul, tekrar kaygılan, tekrar düşün.

İşin ironik yanı da tam burada ortaya çıkıyor. Bu kadar çok düşünmek, kaygıyı azaltmak yerine büyütüyor. Çünkü her yeni senaryo, zihne “demek ki bu konuda endişelenecek bir şey varmış” mesajını veriyor. Ne kadar çok ihtimal düşünürsen, dünyanın o kadar öngörülemez ve tehlikeli olduğuna dair inancın da o kadar pekişiyor. Ve en sonunda, bütün o planlamaya rağmen hesaba katılmayan bir şey olduğunda; taksi gecikir, toplantı iptal olur, biri beklenmedik bir şey söyler; zihin bunu bir “başarısızlık” olarak değil, “demek ki yeterince düşünmemişim” olarak yorumlar. Bu da bir sonraki sefer daha fazla planlama, daha fazla kontrol çabası anlamına gelir.

Kontrolü Bırakmak Neden Bu Kadar Tehdit Edici Hissettiriyor?

Burada mantıklı bir soru akla geliyor: madem bu kadar yorucu, neden bırakmıyoruz? Cevap, çoğu zaman belirsizliğe tahammülümüzün ne kadar düşük olduğuyla ilgili. Bazı insanlar için “bilmemek” durumu, bedende gerçek bir tehlike sinyali gibi işleniyor. Bu insanlar için “bir şey yapmazsam kötü bir şey olur” inancı çok güçlü; sanki kontrol çabası, kötü bir sonucu gerçekten engelleyebilirmiş gibi bir hissiyat var.

Bu inanç genellikle çok erken yaşta, belirsizliğin gerçekten tehlikeli olduğu deneyimlerden şekillenmiş olabilir. Öngörülemez bir ev ortamı, güvenilir olmayan bir ilişki, ya da geçmişte “hazırlıksız yakalanıldığında” gerçekten kötü bir şey yaşanmış olması, bunların hepsi zihne “kontrol = güvenlik” denklemini öğretebilir. Bu yüzden kontrolü bırakmak, sadece “rahatla” demekle çözülecek kadar basit bir şey değil. Zihin için bu, gerçekten bir güvenlik stratejisinden vazgeçmek anlamına geliyor ve hiçbir zihin, kendini güvende hissettiren bir stratejiden kolay kolay vazgeçmez.

Ne Yapılabilir? Bir Reçete Değil, Gözlem

Burada net bir “beş adımda kontrol yanılsamasından kurtul” listesi vermek cazip olabilir, ama gerçek şu ki bu tür bir kaygı, didaktik tavsiyelerle değil, fark etmekle yumuşuyor. En işe yarayan şey belki de şu basit ayrımı görebilmek: elimde olan ile elimde olmayan arasındaki çizgiyi.

Elimde olan: hazırlığımı yapmak, bir noktaya kadar düşünmek, sonra durabilmek. Elimde olmayan: sonucun kendisi, başkasının tepkisi, evrenin bana ne sunacağı. Bu ayrımı yapabilmek, tuhaf bir şekilde bir rahatlama getiriyor çünkü kişi artık imkânsız bir işi (her şeyi kontrol etmek) başaramadığı için kendini suçlamıyor. Sadece zaten mümkün olmayan bir şeyi bırakıyor.

Bu fark etme anı bir kerede olmuyor tabii. Zihin eski alışkanlığına geri dönmeye devam edecek, yeni bir “ya şu olursa” sorusu üretmeye devam edecek. Ama her seferinde “bu düşünce beni güvenceye mi götürüyor, yoksa sadece kaygıyı mı besliyor?” diye sorabilmek, küçük ama gerçek bir alan açıyor. Kontrolü tamamen bırakmak değil, bu sadece kontrol edilemeyecek olanı kontrol etmeye çalışmanın yorgunluğunu biraz azaltmak.

Kendine sorabileceğin bir şey

Belki de şu an aklına gelen bir şey vardır, üzerinde durmadan geçtiğin ama aslında elinde olmadığını bildiğin bir konu. Bir ilişkinin gidişatı, bir kararın sonucu, bir insanın sana nasıl davranacağı. Kendine sorabileceğin basit bir soru şu olabilir: Bunu bu kadar düşünmem, gerçekten bir şeyi değiştiriyor mu, yoksa sadece kaygımı biraz oyalıyor mu?

Cevap her zaman net olmayabilir. Ama sorunun kendisi bile, zihni bir an için otomatik pilottan çıkarıp gerçek bir seçime davet ediyor: kontrol etmeye çalışmaya mı devam edeceksin, yoksa belirsizliğin biraz da olsa hayatın doğal bir parçası olduğuna izin mi vereceksin?

Hüsna Oktay
Hüsna Oktay
Atlas Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunudur ve aynı üniversitede Klinik Psikoloji Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir. Psikolojik süreçleri toplumsal bağlam içinde değerlendirebilmek amacıyla İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde ikinci lisans eğitimini sürdürmektedir. Klinik yetkinliğini Ebru Şalcıoğlu’ndan aldığı Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) eğitimiyle güçlendiren Oktay, çeşitli klinik ve hastane stajları ile gönüllü destek çalışmalarında görev alarak saha deneyimini zenginleştirmiştir. Klinik ve sosyolojik perspektifleri bir araya getirerek kanıta dayalı çalışmalar üretmeye odaklanmaktadır. Psikolojiyi bilimsel temelde anlaşılır ve ulaşılabilir kılmayı amaçlayan çalışmalar yapmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar