Salı, Temmuz 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İnsan Neden Kendini Terk Eder?

İnsan hayatındaki en acı terk ediliş, çoğu zaman başkalarının gidişi değildir. En derin yara, farkına varmadan kendi sesini susturduğu, kendi ihtiyaçlarını görmezden geldiği ve kendi varlığını ikinci plana ittiği anlarda oluşur. Çünkü insan, başkaları tarafından terk edilmeden çok önce, bazen kendini terk etmeye başlamıştır.

Kendini terk etmek, dramatik bir olay değildir. Sessizce gerçekleşir. “Hayır” demek istediğiniz halde “Evet” dediğiniz her an biraz daha kendinizden uzaklaşırsınız. Yorulduğunuzu bildiğiniz halde dinlenmediğinizde, kırıldığınız halde bunu dile getirmediğinizde, sadece kabul görmek uğruna gerçek düşüncelerinizi sakladığınızda, içinizdeki benliğin kapısını yavaş yavaş kapatırsınız.

Bu davranışın kökeni çoğu zaman çocukluk yıllarına uzanır. Bir çocuk, sevgiyi koşullu olarak deneyimlediğinde önemli bir ders öğrenir: “Olduğum gibi kabul edilmem için değil, beklendiği gibi davranmam için sevilirim.” Bu mesaj açıkça söylenmeyebilir; bazen ebeveynlerin yüksek beklentileri, bazen sürekli eleştiri, bazen de duygusal ihmal aynı inancı oluşturur. Çocuk zamanla kendi ihtiyaçlarını bastırmayı, duygularını gizlemeyi ve başkalarının beklentilerine göre yaşamayı güvenli bir strateji olarak benimser.

Yetişkinlikte bu strateji artık otomatikleşmiştir. Kişi herkesi memnun etmeye çalışır ama kendisini memnun etmeyi unutur. Sürekli fedakârlık yapar, sınır koyamaz, yalnız kalmaktan korktuğu için istemediği ilişkilerde kalır. Dışarıdan bakıldığında uyumlu, yardımsever ve güçlü görünür. Oysa iç dünyasında sessiz bir yalnızlık büyümektedir. Çünkü insan, kendi duygularını sürekli reddettiğinde, en yakın olduğu kişiden, yani kendisinden uzaklaşmaya başlar.

Psikoloji bunu bazen “öz-yabancılaşma” olarak tanımlar. Kişi artık ne hissettiğini, ne istediğini ya da neye ihtiyaç duyduğunu ayırt etmekte zorlanır. Hayatını sürdürür, görevlerini yerine getirir, hatta başarılı olabilir. Ama bütün bunların ortasında sık sık şu soruyla karşılaşır: “Ben gerçekten bunu mu istiyorum, yoksa sadece başkalarını hayal kırıklığına uğratmamak için mi yaşıyorum?”

Kendini terk etmenin en sinsi tarafı, bunun çoğu zaman erdem gibi görünmesidir. Toplum fedakârlığı alkışlar, herkese yetişebilen insanı över ve kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atan kişiyi “iyi insan” olarak tanımlar. Oysa sürekli kendinden vazgeçmek, şefkat değil; uzun vadede tükenmişliğin ve kimlik kaybının habercisidir. Başkalarına verdiğiniz değeri kendinizden esirgediğinizde, içinizde görünmeyen bir boşluk oluşur. Hiçbir başarı, hiçbir ilişki ve hiçbir onay bu boşluğu kalıcı olarak dolduramaz.

İyileşme ise çoğu kişinin düşündüğünden farklı başlar. Büyük değişimlerle değil, küçük fark edişlerle. “Hayır” demeyi öğrenmekle, dinlenmeye izin vermekle, suçluluk hissetmeden ihtiyaçlarını ifade edebilmekle başlar. Kendine şu soruyu sorabilmek bile güçlü bir adımdır: “Bugün başkaları için yaptığım kadar kendim için ne yaptım?”

Belki de en zor yüzleşme şudur: Çocukken kendini korumak için geliştirdiğin davranışlar, bugün seni korumuyor olabilir. Bir zamanlar hayatta kalmanı sağlayan uyum, yetişkinliğinde seni kendi hayatının seyircisine dönüştürebilir. Bu gerçeği görmek acı vericidir; ama aynı zamanda özgürleştiricidir. Çünkü fark ettiğin anda, değiştirme gücü de başlar.

Kendini yeniden seçmek bencillik değildir. Bu, ruhunun uzun zamandır beklediği sadakattir. Kendine sadık kalabilen insanlar, başkalarını daha az değil, daha sağlıklı severler. Çünkü sevgi, insanın önce kendi varlığını inkâr etmeden kurabildiği bir bağdır.

Belki bugün kendine şu soruyu sormanın zamanıdır: Hayatın boyunca seni kaç kişi terk ettiğinden önce, sen kendini kaç kez yarı yolda bıraktın?

İyileşme, bu sorunun cevabından utanmadan başlayabilir. Çünkü insan bazen en uzun yolculuğunu yeni bir yere gitmek için değil, yıllar önce terk ettiği kendi benliğine geri dönebilmek için yapar.

Arzu Eylül Coşkunkan
Arzu Eylül Coşkunkan
Arzu Eylül Coşkunkan, Lefke Avrupa Üniversitesi Psikoloji Bölümü 2. sınıf öğrencisidir. Eğitim sürecinde; Travma ve EMDR, Aşkın Psikopatolojisi, Bütüncül Psikoterapi Yaklaşımıyla Vaka Analizi ve Travmanın Bedensel Yansımaları gibi çeşitli seminer ve eğitimlere katılarak akademik birikimini güçlendirmiştir. Psikoloji alanındaki literatür çalışmalarını toplumsal fayda ile birleştirmeyi önemseyen Coşkunkan, "Öğrencim Olur Musun?" platformunda gönüllü olarak dergi ekibi üyesi görevini yürütmektedir. Oyun terapisi, bağlanma, yalnızlık ve aşkın psikolojik boyutları gibi temalarda kaleme aldığı makaleler farklı platformlarda yayımlanmıştır. Bu çalışmalarıyla teorik bilgisini pratiğe dökme ve alanı çok yönlü analiz etme becerisi kazanmıştır. Psikolojinin dinamik yapısını yakından takip eden Coşkunkan, akademik donanımını ve alandaki yetkinliğini her geçen gün daha ileri taşımayı hedeflemektedir

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar