Son zamanlarda hem çevremde hem de danışan görüşmelerinde en sık duyduğum cümlelerden biri şu: "Kendimi sürekli yorgun hissediyorum." İlginç olan ise bu hissin her zaman yoğun bir yaşam temposundan kaynaklanmaması. Gün içinde fiziksel olarak çok fazla efor harcamamış kişiler bile akşam olduğunda enerjilerinin tamamen tükendiğini söylüyor. Bu durum bize önemli bir şeyi hatırlatıyor: İnsan yalnızca bedeniyle değil, zihniyle de yorulur.
Yorgunluk denildiğinde çoğumuzun aklına ilk olarak uykusuzluk, yoğun çalışma temposu ya da sağlık sorunları geliyor. Bunların hepsi elbette etkili olabilir. Fakat bazen asıl yük, gün boyunca hiç durmadan çalışan zihindir. Sürekli bir sonraki adımı planlamak, olabilecek ihtimalleri hesaplamak, geçmişte yaşanan konuşmaları tekrar tekrar düşünmek ya da henüz gerçekleşmemiş olaylar için endişelenmek fark edilenden çok daha fazla enerji harcar.
Kaygı aslında yaşamımız için gerekli bir duygudur. Tehlikeyi fark etmemizi, hazırlıklı olmamızı ve gerektiğinde hızlı hareket etmemizi sağlar. Ancak alarm sistemi sürekli açık kaldığında, ortada gerçek bir tehdit olmasa bile beden kendini güvende hissedemez. Bu da zamanla hem zihinsel hem de fiziksel bir tükenmişliğe dönüşebilir.
Çoğu kişi bu döngünün içinde olduğunu fark etmeyebilir. Çünkü sürekli düşünmek zamanla alışkanlığa dönüşür. Sabah uyanır uyanmaz yapılacakları zihinde sıralamak, gün boyunca yetişememe hissi yaşamak ve gece yatağa uzanıldığında bile düşünceleri susturamamak birçok insan için sıradan hale gelmiştir. Oysa dinlenmesi gereken sadece beden değildir; zihin de mola ister.
Bu yoğun zihinsel yük zamanla bedende de kendini göstermeye başlar. Boyun ve omuzlarda gerginlik, çeneyi sıkma, sık baş ağrıları, mide şikâyetleri ya da kaliteli uyuyamama bunlardan sadece birkaçıdır. Kimi insanlar saatlerce uyusalar bile sabah dinlenmiş hissetmez. Çünkü uyuyan beden olsa da sinir sistemi gece boyunca tam anlamıyla gevşeyememiş olabilir.
Özellikle çocukluğundan itibaren güçlü olmak zorunda hisseden, herkese yetişmeye çalışan ve kendi ihtiyaçlarını sürekli erteleyen kişilerde bu tabloya daha sık rastlanır. Dışarıdan bakıldığında sorumluluk sahibi görünmek takdir edilen bir özellik olabilir. Ancak kişi kendi sınırlarını görmezden geldikçe, beden bu yükü bir süre sonra yorgunlukla anlatmaya başlar.
Dinlenmek çoğu zaman hak edilmesi gereken bir ödül gibi görülüyor. Oysa dinlenmek, tıpkı uyumak ya da beslenmek gibi temel bir ihtiyaçtır. Kendinize gün içinde birkaç dakikalık sessizlik alanı oluşturmak, kısa bir yürüyüş yapmak, ekranla geçirilen süreyi azaltmak ya da günün sonunda "Bugün elimden gelen buydu." diyebilmek bile zihnin yükünü hafifletmeye yardımcı olabilir.
Sürekli yorgun hissetmek her zaman isteksizlik ya da tembellik anlamına gelmez. Bazen bu his, uzun zamandır durmadan çalışan bir zihnin ve dinlenmeye fırsat bulamamış bir bedenin verdiği en sessiz mesajdır. Belki de ilk yapılması gereken, bu mesajı bastırmaya çalışmak yerine gerçekten ne anlatmak istediğini dinlemektir.


