Kimdir bu oyuncular? Gücü elinde bulunduran, gücü elinde tutmak için her türlü entrikaya başvuran, güçlü gibi görünen güya güçlü olanları da himayesi altına alanlar ve gerçekte güçlü insanlara da ihtiyacı olmayanlardır. Peki, oyuncular ne yapar? Düzeni kurarlar, ancak bu senin bildiğin bir düzen değildir. Bu, kendilerinin tasarladıkları ve oyunlarının içinde piyonları ana hedeflerinin içinde gösterip, ancak gerçek-mutlak prensipleri için ve kendi yaşam felsefeleri için bir oyunu tasarlayanlardır. Burada bu oyuncular için mutlak piyonlar lazımdır. Piyonlar olmazsa oyuncuların işleri hiçbir koşulda yerinde gitmeyecektir. Oyuncular katı bir demirden halka gibidir. Şimdi katı dememizin asıl anlamı şudur: Halka yuvarlaktır. Bunu dairesel bir çember şeklinde de düşünebiliriz ki piyonlar her zaman çemberin, halkanın veya dairenin içindedir. Çünkü oyuncular birer sert bir demirden halkanın, dairesel çemberin kendisidir. Oyuncular, piyonları kendi merkezinde tutmuştur ve her birine de birbirinden uzak mesafeler, özgürlükler, imkânlar vermiştir. Her bir piyonun bir bacağı o dairenin, demirden halkanın bir yerinde bağlıdır. Oysa piyonlar kendilerini özgür sanmaktadır. Bir diğer bacağıyla bu piyonlar yürüdüklerini sanıyor; kendi hedeflerine ulaştıklarını ya da ulaşacaklarını düşünüyor. Oysa durum bundan da vahimdir, çünkü piyonlara belli bir sorumluluk verdikten sonra onların güven hissini güçlendiriyorlar. Peki, bunu nasıl yapıyorlar? Oyuncular, piyonlarına akıl oyunu kuruyor.
Oyuncuların Piyonlara Verdikleri Güven Hissi
Oyuncular, piyonlara güvenin ne demek olduğunu ve nasıl eyleme dönüştürebileceklerini öğretiyor. Peki, bunu nasıl veriyorlar? Piyonlarına en değerli diye gösterdikleri bir şeylerini emanet ederler, onları farklı makamlara getirirler ya da onlara başarabilecekleri bir ana hedef, amaç belirliyor. Bu bir tasarıdır. Oyuncular tasarlayandır. Bir tasarı felsefesi üzerine yaşamlarını kurarlar; acımaları yok, tavizleri yok ve sahte olarak gösterdikleri duygusal tutumları ya da insancıl yönleri yoktur. Bu tutumların birazını dahi gösterdiklerinde piyonlar bunlara kanar ve piyonlar bunlara her istediklerini vermeye başlar. İşte piyonlar bu oyuncuların yaşamlarının konforu için doğmuştur. Hâlbuki kaderleri böyle değildir, ancak yine de piyonlar bunu böyle sanıyor.
Oyuncuların Piyonlarına İhtiyacı Var mıdır?
Oyuncuların duyguları yalnızca işlerine geldikleri gibi oluşmaktadır. Bu diplomaside de ve ekonomik iş çevirmelerinde de böyledir. Bu yüzden oyuncular, piyonlarına ihtiyaç duyar gibi davranır ve oyunu buna müteakip tasarlar. Öyle ki piyonların bu oyunculara karşı duygusal bağı başlar ve neredeyse onlar için üzülürler. Bu bir oyuncu için oldukça zekice bir taktikten sadece bir tanesidir. Oyuncuların, kendilerini piyonlarının gözünde güçsüz göstermeleri ancak bir ehemmiyettir. Kendilerini başka nereden ve nasıl bir tarzda acındırabilirler ki? Oyuncular bu tür klasik ancak zekice taktikleri uyguladıkları sürece daimî piyon kazanırlar ve oyuncuların piyonları hiçbir zaman da eksik olmayacaktır. Zira piyonları satın almak, onları kendi işleri dahilinde kullanmak ve onları kendilerinden daha bir ustaca göstermek ve dahi onlara bu tür becerikli, yetenekli, kendilerine güvenen bireyler olduklarını onlara inandırmak oyuncuların başka tür bir tasarısıdır.
Oyuncuların Piyonlarına Karşı Oyunu Nasıl Tasarlar?
Oyuncular için oyun bir bütün olmalıdır ve oyunun eksik olması sonucunda kendilerinin aleyhinde gelişeceğinden emindirler. Oyuncular, piyonları için tüm bu tür tutumları sergilediğinde piyonlarının onlara inanmasını sağlarlar. Bu oyuncular ile piyonlar arasındaki bir tür güven teminatıdır. Tasarının gerçek parçalarını ta ki bir bütün oluşturana kadar böyle aşamalı devam ettirirler. Oyuncular bu tür tutumları sergilediğinde onlara iyilik yaptıklarını düşünürüz. Bütün sorumluluklarını tüm piyonlarının üstüne attıklarında her bir piyonun kendisine verilmiş bu tür sorumluluğu karşısında az da olsa kendileriyle gurur duyacağı bir sorumluluğu yerine getirdiklerini düşünürler. Böylece oyuncularına karşı yaptıkları tüm sorumluluklarının aslında boş bir hizmet olduğunu hiç mi hiç akıllarına getirmez. Oyuncular, piyonlarına iş yükünden, dertlerinden, acılarından, sorumsuzluklarının bedellerinden başka bir şey vermediklerini ve veremeyeceklerini piyonlar hiç mi hiç anlamayacak ya da anlamak istemeyecektir.
Gereksiz Bir Hizmetin Karşısında Piyonun Piyon Olarak Kalması
Oyuncuların sevgiye, aşka, korunmaya ya da zavallı piyonlar gibi anlaşılmaya ihtiyacı yoktur. Zira oyuncular, piyonlarına bunlara ihtiyacının olduğunu ısrarla göstermeye çalışırlar. Burada bir duygu sömürüsünü aktive ederler ve piyonlarının tüm akıllarından ve de kalplerinden geçene odaklanır. Evet, tüm ihtiyaçlarını piyonlarından karşılayan oyuncuların sizi ele geçirmek uğruna neleri muhakeme edeceklerini bir düşünelim. Evet, şimdi hangi birine sorsak ki sen oyuncu mu olmak istersin yoksa piyon mu, doğrusu o hemen ikisi de aynıdır diyecektir. Eğer böyle düşünen varsa ki o halde o piyon, oyuncuları huzurunda daimî piyon kalmaya devam edecektir. O piyon gereksiz bir hizmetin içinde olduğunu, anlamsız bir gayretin içinde bulunduğunun farkında değildir. Yahut da o kendi ruhunun yansımasından, zihninin başkalarının itaati altında olması dâhilinde daha üretken olmadığının ve gücünün de sırf salt kendisinden başka birilerinin verdiği etkiden, sorumluluktan, hizmetten ya da iltifattan dolayı çıkmadığının bilincinde değildir. Çünkü güç de tıpkı ruh gibi mutlak kişiye aittir. Zira aklın da kendi karakterine müteakip üretken olması ve üretken olması dahilinde de kendine imkân, koşul bulması yine kendisinin karakterinin, seçimlerinin ve dahi itaati altında bulunduğu oyuncuların tasarısına karşı çıkmanın kendisine verdiği özgüvene bağlıdır.
Bir Piyonun Tutumu Nasıl Olmalıdır?
Bir piyonun içinde en başta merhamet vardır. Ondan talep edileni geri çevirmek onların aklından geçse dahi yine de bunu yapmaya gönülleri rıza göstermiyor. Bir piyonun içinde kötü, karanlık ve hatta kapkaranlık bir kalp yoktur. Olsa bile telafi etmeye çaba gösterir. Çünkü bu saydıklarımızın hepsi bir oyuncunun kalbinde, karakterinde ve hatta huyunda mevcuttur. Kalp üretir, karakter de kalpte bulunanı geliştirir ve bunlar da huyda sürekli yapılan edinilen bir eylem haline gelmektedir. Evet, demek ki bir piyon küçük şeyleri hesap edemeyeceği sürece oyuncunun kendisine sevgi, aşk, güven, dostluk, sadakat, özgüven ve iyi niyet arz eden sorumluluk gibi tutumları bir -iyi niyet- olarak görecektir. Kendisine verilen sorumlulukta bir şeyleri başardığına ya da başarabileceğine inanmasına sebep olmaktadır. Oysa bu ne bir başarıdır ve ne de bir özgüven hissidir. Bu bir kabullenme bile değildir. Çünkü piyon başkalarının kabullenmeleriyle yaşamaktadır. Oysa kendi kabullenmelerini ertelemeye alışmıştır. Daha da kötüsü oyuncularının takdirlerine, onaylamalarına göre karakterini şekillendirmektedir ve hayatlarını bu uydurma hislerle yönlendirmektedir.
Piyonlar Oyuncular için Birer Kukladır!
Oyuncular, piyonlarının gerçek cesaretini, aşkını, inancını, masumiyetini ve dahi tüm özgüvenlerini çalar. Oyuncuların imrendikleri ne varsa piyonlarından eksiltir ve onlardan çalar, eksiltir ve zamanla çok şefkatle davranıp piyonlarının tüm aile bağlarını ve manevi hislerini de ele geçirir. Piyonlar birer kukladır; ellerini, bacaklarını ve tüm uzuvlarını oyuncularının eline fark etmeden teslim eder. Piyonlar bazı zamanlar bundan hoşnut kalır ve bunu yaptıklarını düşündüklerinde az zamanda çok şey başardıklarına inanır. Oysa tüm zamanlarını başkalarının boyunduruğu altında geçirmekle bitirir. Piyonlar karşı çıkamadığı sürece o oyuncuların tasarısından parçalar eksilmeyecektir. Eksilmediği sürece de oyun, oyuncuların elinde sürekli güncelleyecektir. Piyonlar bütünü farklı algılar; eksik algıladıkları gibi oyuncuların elindeki kötülüğü de basit algılar. Piyonlar, oyuncuların kendilerine güvendiğini sanır. Piyonlar burada sadece zavallıdır. Masum olsalar dahi yine de zavallı olduklarını ısrarla kabullenebiliriz. Oyuncular tarafından tebrik edilseler, ödüllendirilseler ve dahi korunsalar dahi yine de kendi bağımsızlıklarını, kendi iradesini ve kendi özgüven farkındalığının verdiği sorumluluklarını yerine getiremedikleri için zavallıdır. Ne yaparlarsa yapsınlar yine de sırf salt kendileri için değil, kendi yaşam felsefesini bir kenara itip başkalarının oyunlarının tasarısına hizmet ettikleri için zavallıdır. Oyuncular bunu fark eder ve kendi esirleriyle çalışmaya devam ederler. Çünkü zamanla bu piyonlar, bu oyuncular gibi aralarından cılız olanlarından sıyrılıp, içlerinden oyuncuları gibi bir karakter bürümeye başlar. İşte oyuncular bunları kendi dostlarıymış gibi onunla maddi değer veya manevi değer yönünden gayri safi çalışmaya başlar. Çünkü oyuncular kendileri gibi birileriyle akıl danışır ve iş güzergâhı yapar. Bu ise bambaşka bir aşamadır. Çünkü oyuncular ancak kendileri gibi oyuncu olanlarla layık bulduğu işi yapmaya başlar; gururları zedelenmesin diye kendilerine denk gelecek olanlarla dostluk kurar. Tabii bu dostluk da menfaati olduğu sürece devam edecektir. Oyuncuların yine de dostları ve düşmanları kendileri gibi oyuncu olanlardır. Ve oyuncuların hepsi piyonları sayesinde kazanır. Kendileri gibi oyuncu olanlar sayesinde değil. Ve eğer dünyada yoksulluk bitseydi, oyunculara itaat eden pek az piyon bulunurdu. Çünkü piyonlar zorda kaldıkları için kötülüğün bir ürünü olur. Ve kötülük ise oyunculara verilen hizmetin, itaatin ve cebri de olsa bu boyunduruğun sonucunda çıkmaktadır. Her insan oyuncu olarak çıkmadığı gibi her insanın da bir piyon olarak çıkmadığından hepimiz eminizdir. Devletler oyunculara rehberlik etmez; ancak mütemadiyen en büyük fırsatları ellerine verdiklerinden demek oluyor ki onlara verdiği en büyük imkânlardan sonuç çıkarabiliriz.


