Pazar, Haziran 14, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

PARA VE PSİKOLOJİ İLİŞKİSİ

‘Tarihler boyunca insanlığın en çok ihtiyaç duyduğu şey, güvende hissetme duygusu olmuştur.’ desem kimsenin itiraz edeceğini pek sanmıyorum. Bu güvende hissetme uğruna ne bedeller ödenmiş, ne topraklar alınıp verilmiştir. Dikkat ettiyseniz ‘almak ve vermek’ üzerine bir ifadede bulundum; bize iyi hissettiren şeyi kontrolümüzde tutmak ve bırakmak, hepsi güvende hissetme uğruna verilen mücadelenin davranışa dökülmüş yansımalarıdır.

Asırlar öncesinden yola çıkalım; bir insanın güvende kalmasını sağlayan en temel faktörler, karnını doyurabilecek besine ulaşması ve gece en savunmasız anındayken başını sokacağı bir alanının olmasıdır. Tüm bunlar karşılığında insan, mesela bir ekmek alırken karşılığında bir şey vermiştir; belki bir buğday çuvalına karşılık bir patates çuvalı, belki de başının üstündeki damı almaya karşılık tüm gün beden gücünü vermiştir tarlayı sürerek. Bu alma-verme meselesi zamanla ‘para’ adı verilen bir resmi birime dönüşmüştür; bu dönüşüm, Türkiye sınırları içinde kalan Lidya’nın Kralı Alyattes tarafından gerçekleştirilmiştir.

En başta bu alışveriş simgesi olarak adlandırılan paranın anlamı neyse, hala benzer anlamları taşıyor çoğumuz için. Ancak bazıları için para, ‘güvende hissetmek’ten daha farklı anlamlar yükleniyor ve kişiyi kendisinin kölesi haline getirebiliyor. Bu noktada insanın parayla ilişkisini bir spektrum olarak değerlendirirsek, ‘cimrilikten aşırı savurganlığa’ uzanan iki uçtan bahsedebiliriz. Bu iki ucun optimal sınırları, tabi ki makul olan ‘yeteri kadar’ bilincine sahip olmaktır. Ancak her birimiz için ‘yeteri kadar’ kavramı farklı anlamlar taşıyabilir. Biz perspektifimizi şimdilik ‘cimrilik ve aşırı savurganlık’ üzerine çevirip bunların altındaki motivasyona bakacak olursak, şu alt başlıkları sıralamak mümkün olacaktır:

  • Boşluk hissi: İnsanlığın en büyük susuzluğu güvende hissetmeyedir. Bu duygu, birey için yeterince sağlanamadığı durumlarda iç dünyasındaki zemin kaymasını parayla kurduğu ilişki üzerinden sağlama almaya çabalayabilir. İç dünyadaki boşluğu, parayla satın alınabilen dış dünyaya ait materyallerle doldurmaya çalışabilir. Sonuç genel anlamda tatmin edici değildir; sadece bireye anlık hazlar sağlamaktadır.
  • Doyumsuzluk ve açgözlülük: Bu konu bir nebze boşluk hissiyle örtüşebilir. Ancak doyumsuzluğun tek sebebi boşluktan kaynaklanmaz; bazen bir hırs, bazen kıyaslamalar bu doyumsuzluğa sebep olur ve birey, elinde var olmayanlar uğruna elinde var olanları riske atarak daha fazlasına sahip olmak ister. Burada bir risk unsurundan bahsetmek yanlış olmaz; çünkü doyumsuzluk ve açgözlülük özünde hep bir risk barındırır.
  • Belirsizliğe tahammülsüzlük: Parayla kurduğumuz ilişkide bir diğer belirleyici faktör, belirsizlik karşısındaki tutumumuzdur. Hayatın kendisinin bilinmezlerle dolu bir denklem olduğunu varsayarsak, zaten ne yaparsak yapalım hiçbir zaman tam anlamıyla belirli, beklenen bir gelecek yaşamayacağız. Ancak bazılarımız için bu belirsizlik hali, baş edilemeyecek kadar kaygı uyandırır ve para, yatırım, hisse senetleri gibi güvenlik önlemleri, alınabilecek en mantıklı önlemlerdir. Yani parayla olan bağlantımızda ‘gelecekteki belirsiz fırtınalara ne kadar açığız veya onlardan ne kadar çekiniyoruz?’ sorusu etki edebilir.
  • Aşırı hırs: Yeteri kadar kavramı her birimiz için değişiklik gösterirken, bireyi gereğinden fazlasına sahip olmak gibi diğer bir uç noktaya taşıyabilir. Burada ihtiyacın çok ötesinde ve hırstan kaynaklanan bir sahip olma güdüsünden bahsetmek doğru olabilir. Yüksek risk unsuru içeren ve elindekileri kaybetme potansiyeli fazla olan bir noktadan bahsedebiliriz. Ancak birey genelde yoğun ‘elde etme’ duygusundan ‘kaybetmenin’ eşiğinde olduğunu görememektedir. Çünkü risk ve şans ikiz kardeşleri gibidir ve bir anda büyük bir hırs ve şans eseri elde ettiğiniz tüm yatırımınız kaybetme riskine en yakın olduğunuz noktadadır. Hırs çoğunlukla yakan, dürtüsel ve rasyonel kararlarınızı alıkoyan bir elde etme ve büyüme arzusundan kaynaklanır. Sebebi anlamlandırılıp yaşamın doğru yerine kanalize edilmediğinde bireyi istemediği noktalara sürükleme ihtimali fazladır.
  • Kıskançlık: Kıskançlık, bireyin kendisini başkalarının sahip olduklarına göre kıyaslaması sonucu ortaya çıkan durumlardır. Kıyaslama olmadığı durumlarda kıskanmaktan bahsetmek doğru olmaz. Bu noktada ‘özenmek, kıskanmak ve haset etmek’ üçlemesini karıştırmamakta fayda var. Özenmek, karşımızdaki kişinin sahip olduğundan mutluluk duyarak bizde de olmasını umut etmektir. Kıskanmak, onda var ama bende yok öfkesi duyup kendini eksik hissetmeye kadar götüren bir duygudur. Haset ise ‘ben de yoksa ondan da olmasın’ diyebilecek kadar kinlenmek ve değersiz hissetmektir. Aslında kıskançlık ve haset duyguları, aşırı hırsın zeminini oluşturabilir.
  • Aşağılık kompleksi: Bireyin iç dünyasında kendini eksik, yetersiz ve/veya değersiz hisseden yanlarının, toplum içinde görünür olma, var olma ihtiyacını parayla, elde edilen servetle veya eşyalarla ortaya koyma çabasıdır. Diğer alt başlıklarda olduğu gibi bir ‘aşırılık’tan söz edebiliriz. İç dünyada eksik hisseden bir yanın, dış dünyada aşırıya kaçarak kendisini var etme çabası demek de mümkün olabilir. Bu kendini var etme çabasına, para, eşya veya servet elde etme arzusu sadece bir aracı olarak hizmet eder ve bireyin kendini olduğundan daha büyük, daha üstün görme arzusunu doyurur. Ancak diğer başlıklarda da belirttiğimiz gibi bu durum, iki uçtan birine tekamül eder; aşağılık kompleksi nezninde ise aşırı savurganlığa gidebilir.
  • Değersizlik duygusu: Değer, ilk olarak ailede temelleri atılan bir duygudur. Bir çocuk olarak ne kadar değerli veya değersiz olduğumuzu, bir ötenşin gözlerindeki ışıltıyla ölçmeye çalışırız. Eğer bize ilk bakım verenlerin gözlerindeki ışıltı, bize atfettikleri anlam koşulsuzsa, yani ne yaparsak ve nasıl davranırsak değer vermeye devam ediliyorsa, sırf varlığımız için önemli hissediyorsak, o zaman her şey yolunda gider. Fakat değerimiz, güzelliğimiz, başarılarımız, anne-babamızın bizimle ilgili kafasındaki imaja bağlı olarak belirleniyorsa, o zaman işler biraz karışabilir ve biz hayatla kurduğumuz ilişkide değeri alabilmek için hep bir ötekinin bizi görmek istediği gibi olmaya çalışabiliriz. Bu noktada para, büyük bir şeye aracılık eder; bizi, diğerlerinin görmek istediği şekle dönüştüren adeta bir tılsımdır. Diğerlerinin gözünde daha şık, daha güzel, daha zengin, daha elit görünmek için parayı dönüştürebiliriz. Eğer size verilen değer sadece bu sahip olunanlar üzerinden tanımlanıyorsa, siz de ona dönüşmeye ve değerli hissetmeye çalışabilirsiniz.

Tüm bu tanımlar, bireyin parayla ilişkisindeki iki uca (cimrilik ve aşırı savurganlık) işaret eden olası alt metinlerdir. Bir de parayla ilişkimizde bu spektrumun orta noktaları var. Bu kısım, ‘makul’ kavramıyla örtüşebilir. Bizden beklenene dönüşmeye çalışmak yerine, bize ‘makul’ gelen, ‘yeteri kadar’ gelene sahip olmak, spektrumun ortalarında yer aldığımızı gösterebilir. Bu kısımda iç dünyamızda para, aşırı anlamlardan sıyrılmış, olması gerektiği yerde durmaktadır.

Begüm Sayan
Begüm Sayan
lköğretim ve lise eğitimimi İstanbul'da tamamladıktan sonra lisans eğitimimi ODTÜ'de tamamlayarak 2012 yılında mezun oldum. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilimdalı, GATA Psikiyatri Anabilimdalı ve NP İstanbul Psikiyatri Hastanesi'nde Stajyer Psikolog olarak görev aldım. 2016 yılında Klinik Psikoloji eğitimimi Üsküdar Üniversitesinde tamamlayarak ;Klinik Psikolog; ünvanı almaya hak kazandım. Ankara ve İstanbul'da rehabilitasyon merkezi ve anaokulu deneyimlerinden sonra 2014 yılında Lüleburgaz Özel Medikent Hastanesinde görev aldım. Sonrasında Yeryüzü Doktorlarının yürüttüğü ‘Ruh Sağlığı ve Psikososyal Destek’ projesinde Klinik Psikolog olarak görev aldım. Ardından aynı projeyi yürüten Dünya Doktorları Derneği’nde önce Klinik psikolog sonrasında Klinik Süpervizör olarak devam ettim. Bu görevimden sonra coterapist/danışman olarak kurumsal eğitim, seminer ve grup çalışmaları gerçekleştirdim. Son olarak Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığının ortak yürüttüğü Sağlık Sistemininin Güçlendirilmesi Projesinde Klinik Psikolog olarak görev aldım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar