Öyle bir insanla tanışırız ki, en küçük etkileşimleri bile tekrar tekrar düşünmemize neden olur. Detaylarda umut ışığı ararız. Aklımızdan istesek de, zorlansak da çıkaramayabiliriz. Bu duruma genelde aşk denilir ama bu, gerçek aşk veya sevgi değildir. Birine karşı duyulan sevgi; huzur ve güven hissettirir. Oysa bu durum, belirsizlikten, karışıklıktan ve zihinsel yükten beslenir. Yani sevgiden çok “saplantılı” duyguları ifade eder.
Peki, bu durumun tanımlanan bir ismi var mıdır?
Evet, psikolojide bu durumu tanımlayan bir kavram vardır: limerence. Dr. Tom Bellamy, limerence kavramını şöyle tanımlıyor: “En iyi şekilde değişmiş bir zihin durumu olarak tanımlanabilir.” Başlangıçta harika hissettirdiğini, doğal bir coşku hali olduğunu ve kişiye artan enerji ile iyimserlik verdiğini ekliyor. “Ve bu yüzden bağımlılık yapıyor. Düşünceleriniz hızla akıyor ve genel olarak daha iyimser ve coşkulu hissediyorsunuz.” (Gorman, 2026)
İlerleyen zamanlarda ise coşkulu olma hali, takıntılı olma haline dönüşüyor. Takıntı hâline gelen kişi, “limerence nesnesi” (Object Relations Theory) haline geliyor. En küçük etkileşimleri tekrar tekrar düşünme ve umut ışığı arama davranışları da bu aşamada ortaya çıkıyor.
Neden bu duruma aşk demiyoruz?
Çünkü birine aşık olduğunuzda, göz teması veya kaş kaldırma gibi her duygusal ipucunu takıntılı bir şekilde düşünmezsiniz. Aynı şekilde, bu ipuçlarını sürekli analiz etme eğiliminde olmazsınız. Bu duyguyu mantık çerçevesine sığdırmaya çalışmazsınız. Aşk dediğimiz duygu, akış içinde gerçekleşen bir deneyimdir. Bazen aşık olduğumuz kişiye neden aşık olduğumuzu bile anlayamayız.
Aşk ile limerence arasında temel bir fark vardır. Limerence, belirsizlikten beslenir. Bu belirsizlik, duyguların karşılık bulup bulmayacağıyla ilgilidir. Kişi, bu belirsizlik, umut ve özlem aşamasında takılı kalır. Duygularının ve ilişkinin karşılık bulması umuduyla devam eder. Karşılık bulduğunda yoğun bir sevinç, bulmadığında ise derin bir hüzün görülür. Bunun sonucu olarak duygusal dalgalanmalar yaşanır ve bireyin hayat kalitesi önemli ölçüde etkilenir. Aşk ise karşılıklılık ve güven duygusu içerir. Belirsizlikten beslenmez; tam aksine ilişkinin netliği, gerçekliği ve samimiyeti ön plandadır. İlişki içerisindeki kişi, sürekli olarak analiz etme ve cevap arama ihtiyacı duymaz. Duygular daha stabil yaşanır. Her ilişkide olduğu gibi iniş çıkışlar yaşanır; ancak limerence durumundaki kadar yoğun bir şekilde yaşanmaz.
Limerenceden nasıl kurtuluruz?
Harekete geçmek için önce duygularımızı fark etmemiz ve yaşadığımız durumu kabul etmemiz gerekir. Çünkü farkına varmadan ve durumu kabul etmeden bu durumdan kurtulmamız zorlaşacaktır. Aklımızdaki küçük umutlar bile bizi olduğumuz yerde tutmaya yeterlidir.
Limerencede en küçük etkileşimlerin öneminden bahsettik. Limerenceden kurtulmak için etkileşim vermememiz ve gelen etkileşimleri de engellememiz gerekir. Yoğun duygular hissettiğiniz birine karşı sınır koymak zor olabilir; ancak her türlü temastan kaçındığımızda, saplantılı olma hâlini beslemeyi bırakmış oluruz.
Son olarak, karşınızdaki kişiye duygularınızı ve düşüncelerinizi doğrudan söylemek işe yarayacaktır. Bu kişi manipülatif biri değilse, size doğal bir şekilde kendini açıklayacaktır ve sağlıklı bir iletişim kurulacaktır. Net bir reddedilme veya kabul görme olduğu zaman belirsizlik ortadan kalkacağı için limerence durumu da sona erecektir. Aklımızdaki her ihtimal bitecektir.


