Pazartesi, Haziran 8, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Beni Seviyor mu, Yoksa Benden Besleniyor mu?

İlişkilerde Narsisistik Dinamiklere Psikolojik Bir Bakış

Bazı ilişkiler başlangıçta büyüleyici hissettirir. Kişi kendini ilk kez bu kadar görülmüş, özel ve “seçilmiş” hissedebilir. Yoğun ilgi, bitmeyen mesajlar, büyük sözler ve hızlı bir yakınlık hissi… Ancak zamanla ilişkide görünmeyen bir dengesizlik oluşmaya başlar. Bir taraf sürekli anlamaya, alttan almaya ve ilişkiyi korumaya çalışırken, diğer taraf giderek daha fazla ilgi, onay ve hayranlık bekler hâle gelir. İşte bu noktada çoğu zaman “narsisistik ilişki dinamikleri” karşımıza çıkar.

Narsisizm, günlük hayatta sıklıkla “kendini çok sevmek” olarak tanımlansa da, psikolojik açıdan mesele bundan daha karmaşıktır. Narsisistik örüntüler çoğu zaman yalnızca büyüklenmecilikten değil, kırılgan bir benliği sürekli dışarıdan besleme ihtiyacından doğar. Bu nedenle ilişkilerde görülen narsisistik davranışların temelinde çoğu zaman yoğun bir onaylanma ve görülme ihtiyacı bulunur.

İlişkide Partneri “Ayna” Olarak Kullanmak

Psikanalist Heinz Kohut, benliğin gelişiminde “aynalanma” ihtiyacının öneminden söz eder. İnsan yalnızca sevilmek değil, aynı zamanda görülmek ve değerli hissettirilmek ister. Ancak narsisistik dinamiklerin baskın olduğu ilişkilerde partner, eşit bir ilişki kurulan kişi olmaktan çok, benliği besleyen bir “ayna” işlevi görmeye başlayabilir. Bu durumda ilişki, iki kişinin duygusal yakınlığından çok, bir kişinin sürekli onay ihtiyacını düzenlediği bir alana dönüşür. Partnerin görevi zamanla; sürekli anlamak, desteklemek, hayran olmak, alttan almak ve ilişkiyi ayakta tutmak hâline gelir. İlişkide duygusal alan giderek tek taraflı çalışmaya başlar.

Eleştiriye Tahammülsüzlük ve Kırılganlık

Narsisistik dinamiklerin en dikkat çekici özelliklerinden biri, eleştiriye karşı gösterilen yoğun hassasiyettir. Dışarıdan özgüvenli görünen kişi, en küçük bir eleştiriyi bile değersizlik tehdidi gibi algılayabilir. Bu nedenle ilişkide basit bir geri bildirim bile beklenmedik ölçüde büyük tepkiler yaratabilir. Partner çoğu zaman kendini şu cümleleri kurarken bulur: “Yanlış mı söyledim?”, “Abartıyor muyum?”, “Bir şey demesem daha mı iyi?” Zamanla ilişki içinde doğal iletişim yerini dikkatli davranmaya bırakır. Çünkü kişi karşısındakinin kırılganlığını yönetmeye çalışırken kendi duygularını geri plana iter.

Yakınlık mı, Kontrol mü?

Sağlıklı ilişkilerde yakınlık, kişinin kusurlarıyla birlikte görülebilmesini de içerir. Ancak narsisistik örüntülerde gerçek yakınlık çoğu zaman zorlayıcıdır. Çünkü yakınlık, kontrol kaybı ve incinebilirlik anlamına gelebilir. Bu nedenle bazı insanlar ilişkide sevgi kurmaktan çok, ilişki üzerindeki kontrolü korumaya çalışır. Partnerin ilgisi azaldığında huzursuz olabilir, yeterince öncelik görmediğinde yoğun öfke yaşayabilir ya da duygusal mesafe koyarak karşı tarafı yeniden ilişkiye çekmeye çalışabilir. İlişkinin merkezinde çoğu zaman karşılıklı bağ değil, terk edilme, değersizleşme ya da yeterince önemli hissedememe korkusu bulunur.

İlişkide Görünmezleşen Partner

Bu ilişkilerde zamanla en sessiz değişim partnerin kendi benliğinde ortaya çıkar. Çünkü sürekli karşı tarafın ihtiyaçlarına odaklanmak, kişinin kendi duygularıyla temasını azaltabilir. Partner bir noktadan sonra, sürekli açıklama yapan, alttan alan, kendi ihtiyaçlarını erteleyen ve “sorun çıkarmamaya” çalışan kişiye dönüşebilir. Bu durum dışarıdan “fedakârlık” gibi görünse de, uzun vadede kişinin duygusal olarak tükenmesine neden olabilir. İlişkide bir taraf sürekli görülmek isterken, diğer taraf giderek görünmezleşebilir.

Narsisizm Her Zaman Kendini Sevmek midir?

Toplumda narsisizm çoğu zaman aşırı özgüvenle ilişkilendirilir. Oysa birçok narsisistik davranışın altında yoğun bir kırılganlık ve değersizlik korkusu bulunur. Büyük görünme ihtiyacı bazen tam da içsel olarak yeterince değerli hissedememekten doğar. Bu durum elbette incitici davranışları haklı çıkarmaz. Ancak ilişkilerde yaşanan dinamikleri anlamaya çalışırken yalnızca davranışa değil, davranışın psikolojik işlevine de bakmak gerekir. Çünkü bazı insanlar ilişkilerde gerçekten sevilmekten çok, sevilerek kendilerini değerli hissetmeye ihtiyaç duyar.

İlişkilerde Asıl Soru

İlişkiler yalnızca sevme biçimimizi değil, kendimizle kurduğumuz ilişkiyi de görünür kılar. Bu nedenle bazen mesele “Beni seviyor mu?” sorusundan çok, ilişkinin içinde nasıl hissettiğimizdir. Kendimizi sürekli yetersiz, suçlu, dikkatli ya da görünmez hissediyorsak, ilişki yalnızca yakınlık değil, aynı zamanda psikolojik bir yük de taşıyor olabilir. Belki de asıl soru şudur: Bir ilişki içinde gerçekten seviliyor muyuz, yoksa yalnızca bir başkasının kırılgan benliğini ayakta tutmaya mı çalışıyoruz? Çünkü sevgi, yalnızca hayranlık görmek değil; iki insanın da görünür olabildiği güvenli bir alan kurabilmesidir.

Ceyda Çeşmecioğlu
Ceyda Çeşmecioğlu
Ceyda Çeşmecioğlu, İstanbul Medipol Üniversitesi’nde eğitim dili İngilizce olan Psikoloji bölümünden mezun olup, mesleki çalışmalarını psikolog olarak sürdürmektedir. Eğitim sürecinde birçok seminere ve eğitime katılıp kendini geliştirmenin yanı sıra alanında uzman birçok psikologla da çalışmıştır. Şu an aktif olarak oyun terapisi vermekte ve bu alanda kendini geliştirmektedir. İlgi alanları arasında çocukluk dönemi duygusal gelişimi, bağlanma süreçleri ve erken dönem deneyimlerinin ruh sağlığı üzerindeki etkileriyle birlikte çocuklarda duygusal düzenleme, davranış sorunları ve aile-çocuk etkileşimi yer almaktadır. Aynı zamanda bireyin ruh sağlığı üzerine de çalışmalar yapmaktadır. Yazılarında akademik bilgiyi sade bir dille sunmayı, kuramsal çerçeveyi klinik gözlemlerle birleştirmeyi amaçlar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar