Pazar, Mayıs 17, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bağımlılık: Haz Arayışı mı, Acıdan Kaçış mı?

Bağımlılık çoğu zaman yalnızca bir maddeye ya da davranışa duyulan yoğun istek gibi görünür. Oysa insan, bazen haz almak için değil, içindeki acıyı kısa süreliğine susturabilmek için bu döngüye girer. Kişi, fiziksel ya da ruhsal olarak kendisine zarar verdiğini fark etse bile, o davranışı sürdürmeye devam edebilir. Çünkü bağımlılık, çok kısa bir an için bile olsa ruhsal boşluğu, yalnızlığı ve içsel acıyı durduruyormuş gibi hissettirebilir. Bu durum, kişiye geçici bir rahatlama, sahte bir güvenlik ve boşluğun dolduğu yönünde bir yanılsama verir.

İnsan hayatında çoğu zaman büyük bir boşluk hisseder ve bu boşlukla birlikte gelen ruhsal bunalımdan kurtulmak ister. Bu nedenle, bazen kendini maddeye, toksik ilişkilere ya da zarar veren alışkanlıklara yönelirken bulabilir. Çünkü yönünü kaybettiğinde, kısa süreli rahatlama sağlayan şeylere tutunma eğilimi artar. Bizi bu tür alışkanlıklara iten şey çoğu zaman manevi yoksunluk ve bu yoksunluğu doldurma arzusudur. Aynı zamanda kişi kendisini diğer insanlardan soyutladığında ve yalnızlaştığında, içsel olarak bir “yardımcıya” ihtiyaç duyar. Böylece zamanla motivasyon, aslında zarar veren bağımlılıkların etrafında şekillenmeye başlayabilir.

Burada mesele sadece bir davranışa yönelmek değil, ona duyulan özlemdir. Çünkü bağımlılığın içinde saklı olan şey, çok kısa bir an için bile olsa insanın tüm boşluklardan, varoluşsal acılardan ve özlemden uzak başka bir dünyayı deneyimlediğini düşünmesidir. İnsan, kendi dünyasından daha iyi olduğunu sandığı bu kaçış hissini tekrar yaşamak ister. Ve bu döngü zamanla daha büyük bir acı bırakır.

İnsan Bağımlı Olduğunu Nasıl Anlar?

Kişi, kendisine verdiği zararın farkındaysa ve bunu açıkça görebiliyorsa, buna rağmen o davranışı sürdürüyorsa; yani sonucunu bilmesine rağmen durmak istemiyorsa, burada bağımlılıktan söz edilebilir. Çünkü çoğu zaman kişi kendine söz verir ama bu sözleri yerine getiremez. Aynı zamanda davranış sırasında içsel bir acı hissediyor ve sonrasında daha büyük bir boşluk, yalnızlık ya da kendinden uzaklaşma yaşıyorsa, bu da önemli bir işarettir.

Kişinin kendine sorması gereken bir diğer soru şudur: Bu davranıştan sonra sevdiği insanlara daha mı yakın hissediyor, yoksa daha mı uzaklaşıyor? Ve belki de en önemlisi: Bu davranış onu kendine yaklaştırıyor mu, yoksa kendinden uzaklaştırıyor mu?

Tutku ile Bağımlılığın Farkı

Çoğu zaman bağımlılık ve alışkanlıklar tutkuyla karıştırılır. Çünkü her ikisi de yoğun haz verebilir. Ancak tutku ile bağımlılık aynı şey değildir. Tutku besler, geliştirir ve kişiyi büyütür. Bağımlılık ise tüketir. Bağımlılık zamanla sadece davranışı değil, kişinin kendisini de yıpratır. Önce karakteri, sonra ilişkileri, ardından çevresiyle olan bağları zayıflatır. Kişi çoğu zaman fark etse bile bu döngüden çıkmakta zorlanır ve giderek kendinden uzaklaşır.

Ayıklık: Gerçeğe Dönme Hali

Bağımlılık, insanı hayattan soyutlarken aslında onu bir tür “sarhoşluk hali” içinde tutar. Kişi, o davranışı yapmadığı anlarda bile zihinsel olarak bulanık, kopuk ve huzursuz hissedebilir. Bunun tersi ise ayıklıktır. Ayıklık, sadece bir şeyi bırakmak değildir. Zihnin berraklaşması ve hayata daha doğrudan temas edebilme halidir. Kaçmadan, bastırmadan, olduğu gibi yaşayabilmektir. Bu yüzden bağımlılığı bırakmak, sadece bir davranışın sona ermesi değil, hayatı daha gerçek bir şekilde görmeye başlamaktır.

Çıkış Yolu

Peki çözüm nedir? İlk adım, davranışı fark etmek ve ona yeni bir isim verebilmektir. Kişi kendine şunu hatırlatabilir: “Tam da şu anda bunu yapmam gerektiğini düşündüğüm şey, aslında gerçek bir ihtiyaç olmayabilir.” Çoğu zaman bize, o davranışı yapmazsak hayatımıza devam edemeyecekmişiz gibi gelir. Oysa bu, gerçek bir ihtiyaçtan çok zihnin oluşturduğu bir inançtır.

İkinci adımda kişi kendine şunu söyleyebilir: “Şu anda hissettiğim bu istek, zihnimin ürettiği bir sinyal olabilir ama bu doğru olmak zorunda değil.” Bu farkındalık, otomatik döngüyü bir anlığına kırar. Üçüncü adım ertelemedir: “Bunu şimdi değil, iki dakika sonra yapacağım.” Bu küçük geciktirme bile çoğu zaman döngüyü zayıflatır. Dördüncü adım ise yüzleşmedir: “Bu davranış bana ne kazandırdı ve neler kaybettirdi?” Bu sorunun cevabı görüldüğünde, davranışın gerçek yüzü daha net ortaya çıkar. Bu adımlar basit görünür ama aslında insanın kendi otomatik döngülerini fark etmesi için güçlü bir başlangıçtır.

Merve Akkaya
Merve Akkaya
Merhaba, ben Merve Akkaya. Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde mezuniyet aşamasındayım. Lisans eğitimim boyunca NP İstanbul Beyin Hastanesi, NP Feneryolu Tıp Merkezi, Moodist Hastanesi ve Kim Psikoloji’de staj yaparak klinik gözlem ve psikoterapi alanında deneyimler edindim. Uzm. Psk. Gizem Çetinden Temel BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) eğitimini ve Prof. Dr. Nevzat Tarhan koordinatörlüğünde nörobilim temelli pozitif psikoterapi eğitimimi tamamladım. Aynı zamanda lisans eğitimim devam ederken uluslararası süpervizyon programlarıyla mesleki gelişimimi destekledim. Şu anda Dr. Cengiz Demirsoy süpervizyonluğunda NP Feneryolu Tıp Merkezi’ndeki stajıma devam etmekteyim. Bununla birlikte, Moodist Hastanesi'nde genel psikiyatri alanında asistan psikolog olarak görev yapmaktayım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar