Çarşamba, Mayıs 13, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ergenlik: Yeni Bir Benliğin Doğum Sancısı

Hiç ektiğiniz bir tohumun ertesi gün fidana dönüştüğüne şahit oldunuz mu? Kulağa ütopik gelir. Oysa ergenlik tam olarak böyledir; dışarıdan bakıldığında hızlı, ani ve kontrolsüz bir değişim gibi görünse de aslında uzun, sessiz ve sabır gerektiren bir dönüşüm sürecidir. Biz yetişkinler, çocukluktan yeni çıkmış bireylerin ergenliğe geçiş sürecini çoğu zaman “bir anda değişti” şeklinde yorumlarız. Oysa doğadaki hiçbir dönüşüm tek bir anda gerçekleşmez; her şey zaman, hazırlık ve içsel bir olgunlaşma gerektirir.

Doğada bir ağacın ağaç olabilmesi için geçmesi gereken bir döngü vardır. Tohumun toprağa düşmesi, kök salması, zamanla filizlenmesi, dış dünyaya karşı dayanıklılık kazanması ve en sonunda gövdeleşmesi gerekir. Bu süreçte sabır, direnç ve uyum temel unsurlardır. Eğer bu süreç erken müdahalelerle kesilirse, bitki ya gelişemez ya da zayıf kalır. Ergenlik de insan yaşamında buna benzer bir dönüşüm alanıdır. Bu dönem; beklemeyi, kırılmayı, yeniden yapılanmayı, kimlik sorgulamalarını ve içsel çatışmaları içinde barındırır. Kısacası ergenlik, yeni bir benliğin doğum sancısıdır.

Bebekken çıkan ilk dişler nasıl doğal bir gelişim sürecinin parçasıysa, ergenlikte yaşanan duygusal dalgalanmalar, ani öfke değişimleri, içe kapanmalar ve kimlik arayışları da aynı şekilde doğaldır. İlk adımlarını atarken düşen bir çocuk nasıl gelişiminin olağan bir aşamasını yaşıyorsa, ergen de kendi iç dünyasında benzer bir deneme-yanılma sürecinden geçer. Sınırlarını test eder, kim olduğunu anlamaya çalışır, bazen geri çekilir, bazen aşırı ileri gider. Ancak burada yaşanan dönüşüm yalnızca fiziksel değildir; zihinsel ve duygusal olarak da derin bir yeniden yapılanma vardır.

Ergenlik döneminde birey artık çocuk değildir; fakat henüz tam anlamıyla yetişkin de sayılmaz. Bu nedenle karşımızda ne tamamen bağımlı ne de tamamen bağımsız bir birey vardır. Aksine, kendi kimliğini inşa etmeye çalışan, içsel olarak yön arayan bir insan vardır. Bu süreçte çatışmalar kaçınılmazdır. Çünkü ergen bir yandan “ben” demeye, kendi sınırlarını çizmeye ve bağımsızlığını ilan etmeye çalışırken, yetişkinler de kendi düzenlerini, kurallarını ve kontrol alanlarını korumaya çalışır.

İşte tam bu noktada ilişkilerde gerilimler ortaya çıkar. Özellikle ebeveyn-ergen ilişkilerinde yaşanan anlaşmazlıklar çoğu zaman bir güç savaşına dönüşür. Her iki taraf da kendi doğrularını koruma çabası içine girdiğinde iletişim zayıflar, anlayış azalır ve ilişki bir mücadele alanına dönüşür. Oysa ilişkilerde temel amaç haklı çıkmak değil, bağ kurabilmektir. Haklı olmaya çalışmak çoğu zaman ilişkiyi güçlendirmek yerine zayıflatan bir unsur haline gelir. Bu durum, bataklıkta yürümeye benzer; atılan her adım kişiyi daha da içine çeker ve çıkışı zorlaştırır.

Ergenle kurulan ilişkide en önemli unsur güç mücadelesine girmemektir. Çünkü ergenin en temel ihtiyacı kontrol edilmek değil, anlaşılmak ve görülmektir. Bu dönemde birey, kendisini ifade edebileceği, duygularını güvenle paylaşabileceği, yargılanmadan dinlenebileceği bir alana ihtiyaç duyar. Sürekli eleştirilmek, yönlendirilmek ya da baskı altında tutulmak, ergenin içe kapanmasına veya daha sert tepkiler vermesine neden olabilir.

Oysa geri adım atmak her zaman kaybetmek anlamına gelmez. Bazen geri çekilmek, daha sağlıklı bir ilişkinin kapısını aralar. Ergenle kurulan ilişkide bu geri adım; dinlemek, anlamaya çalışmak, alan tanımak ve güven vermek anlamına gelir. Güvenli bir iletişim ortamı sağlandığında ergen birey kendini daha rahat ifade eder, kimliğini daha sağlıklı biçimde inşa eder ve gelişim sürecini daha dengeli tamamlar.

Sonuç olarak ergenlik, bir kriz dönemi olarak değil, bir yeniden yapılanma süreci olarak ele alınmalıdır. Her ne kadar sancılı, karmaşık ve zaman zaman zorlayıcı olsa da bu dönem, bireyin yetişkinlik hayatına taşıyacağı en temel psikolojik ve duygusal altyapının oluştuğu evredir. Sabır, empati ve anlayışla yaklaşıldığında ergenlik, bir kayıp değil; aksine güçlü bir kazanım sürecine dönüşür. Bu süreçte birey hem kendini hem de çevresini yeniden tanımlar. Yetişkinler için bu dönemi yönetmek sabır, anlayış, esneklik ve empati gerektirir. Çünkü ergenlik bir çatışma değil, doğru yönetildiğinde bir yeniden doğuş sürecidir. Ve her doğum gibi, bu süreç de sancılı ama son derece değerlidir. Bu nedenle ergenliği anlamak, yalnızca gençleri anlamak değil; insanın değişim kapasitesini, gelişim potansiyelini ve yeniden doğabilme gücünü anlamaktır.

FATMA GÜZEL
FATMA GÜZEL
Fatma Güzel, Sosyal Hizmet lisans mezunu ve Aile Danışmanıdır. İlişkiler, ergenlik dönemi ve bireylerin ruhsal dinamikleri üzerine danışmanlık, yazarlık ve içerik üretimi alanlarında çalışmalar yürütmektedir. Bütüncül yaklaşımlar ve pozitif psikoloji temelli bakış açısıyla bireylerin içsel süreçlerini, ilişkisel örüntülerini ve gelişim evrelerini ele alan yazılar kaleme almaktadır. Yazılarında, bireysel deneyim ile toplumsal dinamikleri bir araya getirerek okuyucuyu hem düşünmeye hem de içsel bir yüzleşmeye davet eder. Aynı zamanda atölye çalışmaları, psikososyal etkinlikler ve online danışmanlık süreçleri yürütmekte; psikolojiyi anlaşılır ve derinlikli bir dille okuyucuyla buluşturmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar