Havalar ısınmaya başladığında yalnızca doğa değil, ilişkiler de hareketlenir. İnsanlar daha çok dışarı çıkar, sosyalleşir, yeni tanışmalar artar. Uzun süredir sessiz olan mesaj kutuları canlanır, eski flörtler “tesadüfen” hatırlanır, bazı ilişkiler hızla yakınlaşırken bazıları da beklenmedik şekilde çatırdamaya başlar. Pek çok kişi bu dönemde kendine şu soruyu sorar:
“Bende mi bir değişiklik var, yoksa herkes mi böyle?”
Psikolojik açıdan bakıldığında bu hareketlilik tesadüf değildir. Ancak her duygusal dalgalanmayı yalnızca “bahar havasına” bağlamak da eksik bir açıklama olur. Çünkü bu dönem, bireyin ilişki kurma biçimini ve bağlanma örüntülerini daha görünür hâle getirir.
Bahar aylarıyla birlikte artan gün ışığı ve hareketlilik, biyolojik düzeyde de bazı değişimleri beraberinde getirir. Araştırmalar, güneş ışığının artmasının serotonin ve dopamin gibi nörotransmitterler üzerinde etkili olduğunu göstermektedir (Lambert et al., 2002). Bu da kişinin enerjisinin yükselmesine, daha umutlu ve girişken hissetmesine yol açabilir.
Ancak psikolojik açıdan asıl mesele burada başlar: Enerji yükseldiğinde, bastırılmış ihtiyaçlar da daha net hissedilir.
Uzun süredir yalnız olan biri, bu dönemde daha çok yakınlık arayabilir. İlişkisi olan biri, ilişkisindeki eksikleri daha görünür fark edebilir. “Aslında ben böyle bir ilişkide mutlu değilim” ya da “Ben daha fazlasını istiyorum” gibi düşünceler bu dönemde sıklaşır. Çünkü hareketlilik, insanın kendisiyle temasını da artırır.
Burada sık yapılan bir hata vardır: Bu değişimleri yalnızca dış koşullara bağlamak. Oysa çoğu zaman bahar, var olanı büyütür; olmayanı yaratmaz.
Bağlanma kuramı bu noktada önemli bir çerçeve sunar. Güvenli bağlanan bireyler, ilişki hareketliliğini daha dengeli yaşarken; kaygılı ya da kaçıngan bağlanma örüntüsüne sahip kişiler için bu dönem daha karmaşık olabilir (Bowlby, 1988). Örneğin kaygılı bağlanan biri, artan flört ihtiyacını yoğun beklentilere dönüştürebilirken; kaçıngan bağlanan biri yakınlaşmanın artmasıyla geri çekilme ihtiyacı hissedebilir.
Günlük hayatta bunun karşılığı çok tanıdıktır. Bir taraf “bir anda çok soğuduğunu”, diğer taraf ise “bir anda çok bağlandığını” söyler. Oysa çoğu zaman yaşanan şey ani bir değişim değil, daha önce var olan bağlanma biçiminin görünür hâle gelmesidir.
Flört dönemlerinde bu etki daha da belirgindir. Baharla birlikte başlayan hızlı yakınlaşmalar, kısa sürede yoğun duygulara dönüşebilir. Ancak bu yoğunluk, her zaman sağlıklı bir bağlanmayı işaret etmez. Bazen bu durum, yalnızlık korkusunun ya da onay ihtiyacının geçici olarak ilişkide karşılık bulmasıyla ilgilidir.
Psikoloji literatürü, hızlı başlayan ve yoğun yaşanan ilişkilerin, bağlanma kaygısı yüksek bireylerde daha sık görüldüğünü göstermektedir (Hazan & Shaver, 1987). Bu tür ilişkilerde kişi, karşısındakiyle değil; hissettiği duyguyla bağ kurabilir. Duygu yatıştığında ise hayal kırıklığı kaçınılmaz olur.
Öte yandan bazı ilişkilerde tam tersi bir tablo görülür. İlişki ilerledikçe geri çekilme, mesafe koyma ve “bunalmış hissetme” ortaya çıkabilir. Bu da sıklıkla kaçıngan bağlanma örüntüsüyle ilişkilidir. Kişi, yakınlığın artmasını özgürlük kaybı olarak algılayabilir.
Bu nedenle bu dönemde sıkça sorulan “Bahar etkisi mi, bağlanma sorunu mu?” sorusunun cevabı çoğu zaman şudur:
Her ikisi de.
Bahar, psikolojik süreçleri başlatmaz; hızlandırır. Kişinin ilişkiyle kurduğu bağ, bu dönemde daha net görünür hâle gelir.
İlişkilerde yaşanan bu hareketlilik, bir krizden çok bir farkındalık fırsatı olarak da ele alınabilir. Kişi bu dönemde kendine şu soruları sorabildiğinde, ilişkileriyle daha sağlıklı bir bağ kurabilir:
“Ben gerçekten ne istiyorum?”
“Yakınlık beni heyecanlandırıyor mu, yoksa korkutuyor mu?”
“Bu ilişki beni ben yapıyor mu, yoksa bir boşluğu dolduruyor mu?”
Baharın getirdiği umut duygusu, ilişkilerde yenilenme için güçlü bir zemin sunar. Ancak bu umut, bağlanma biçimleriyle yüzleşmeden kalıcı bir tatmine dönüşmez. İlişkilerdeki karmaşa çoğu zaman dış koşullardan değil, kişinin kendi iç dünyasıyla kurduğu ilişkiden beslenir.
Bu dönemi sağlıklı şekilde geçirmek, duyguları bastırmak ya da kontrol etmeye çalışmakla değil; onları anlamaya çalışmakla mümkündür. Çünkü ilişki hareketliliği, aslında bireyin kendisiyle kurduğu bağın bir yansımasıdır.
Kaynakça
-
Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. New York: Basic Books.
-
Hazan, C., & Shaver, P. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511–524.
-
Lambert, G. W., Reid, C., Kaye, D. M., Jennings, G. L., & Esler, M. D. (2002). Effect of sunlight and season on serotonin turnover in the brain. The Lancet, 360(9348), 1840–1842.
-
Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2016). Attachment in adulthood. New York: Guilford Press.
-
Geçtan, E. (2019). İnsan olmak. İstanbul: Metis Yayınları.


