Pazar, Nisan 26, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Anne Karnındaki Hafıza: Daha Doğmadan Başlayan Hikaye

“Bu yazıda ‘anne’ ifadesi, gebeliği taşıyan ve rahim içi deneyimi fizyolojik olarak şekillendiren kişiyi ifade etmektedir. Kavram bu durumu biyolojik olarak ifade ele almaktadır.”

Bir bebek dünyaya geldiğinde gerçekten boş bir sayfa mıdır? Yoksa, hikayesi ilk nefesinden önce mi yazılmaya başlar?

Anne karnındaki yaşam sadece fiziksel bir gelişim süreci değil, aynı zamanda duyuların ve bazı duygusal izlerin gelişmeye başladığı bir dönemdir.

Peki, bebekler anne karnındayken her şeyi hisseder mi?

Fetüsün Duyusal Dünyası: Ne Zaman Ne Hisseder?

Bebek rahimde karanlıkta değildir, ritim ve sesle çevrili bir dünyadadır.

7–8. haftada dokunma duyusu başlar. Dokunma duyusunun gelişmesi, fetüsün dünyayı bilinçli algıladığı anlamına gelmez, bu durum sinir sisteminin temel refleks devrelerinin çalışmaya başladığını gösterir.

18–20. haftada işitme sistemi gelişmeye başlar. Annenin kalp atışı ve ses tonu, rahim içinde sabit ve akustik bir ortam oluşturur. Yenidoğanların süpürge sesi gibi, akustik ve tekrarlı seslerde rahat uyuyabilmeleri gibi örnekler, ‘rahim içi anı’dan ziyade duyusal ve fizyolojik bir tanıdıklık duygusu olarak değerlendirilir.

25–28. haftada anne sesine tepki artar. Yapılan bazı çalışmalar, fetüsün belirli ses kalıplarına alışabildiğini ve doğum sonrasında o ses kalıplarına karşı daha organize tepki verdiğini göstermiştir.

Anne’nin Duyguları Bebeğe Geçer mi?

Anne kalp atışı, rahim içi sabit ritim sağlar. Bunun yanı sıra stres esnasındaki kalp atış düzeyinin değişimi de rahim içinde oldukça hissedilir. Bu durumda annenin stresine bağlı kortizol artışı plasenta yoluyla fetüse ulaşır. Uzun süreli ve yoğun yaşanan herhangi bir stres fetal gelişimi etkileyebilir, ancak kısa süreli duygusal değişimler ‘travma’ anlamına gelmez ve fetüs üzerinde kalıcı bir etki bırakmaz.

Anne adaylarının yaşadığı her üzüntü bebeğe zarar verir gibi bir söylem bilimsel değildir, önemli olan sürecin nasıl yürütüldüğüdür ve yaşanan kronik, yoğun stres düzeyidir.

Anne Karnında Hafıza Var mı?

Anne karnındaki bebek pek çok ses, titreşim ve harekete maruz kalır. Tüm bu seslerin yanında anne adayının ve dışarıdan gelen pek çok kişinin sesini de duyar ancak bunca sesin içerisinde bebeğe en güçlü ulaşan ses, annesinin sesidir. Özellikle doğumdan sonra bebeklerin, bakımverenlerinin sesini duyduktan sonraki sakinleşme hali, anne karnında bu sesle çok fazla temas halinde olduğunu gösterir.

Annenin gebelik esnasında maruz kaldığı stres, heyecan ve olumlu-olumsuz duygu değişimleri, fetüsün hormonal ve beyin gelişimi açısından oldukça etkili olmaktadır.

Stres, tüm bireylerin insani olarak maruz kaldığı bir duygu ve baskı sonucu hissedilen bir zorlanma halidir. Bu durumun oldukça doğal olması kadar, fazla olduğu taktirde zarar verme olasılığı da oldukça yüksektir. Çünkü, bireyler sevindirici bir haber aldığında dahi, bu tür durumlar da strese sebebiyet verebiliyor. Fetüslerin anne karnında, anneyle geçirdikleri bu süreçte, ruh, beden ve zihin bağlamında bir olduklarını ve doğum sonrasında da fetüsün içeride duyduğu seslere verdiği tepkileri ele alırsak, bebeklerin huzursuz, düzensiz ve çok fazla ağlayan bebeklere dönüşebilme olasılıkları çok yüksektir.

Bu bağlamda annenin ve annenin çevresindeki herkesin, hem kendi duygu durumunu ve hormonlarını, hem de bebeğin bilişsel, zihinsel ve duygusal gelişimini düşünerek gebelik sürecine yön vermelidir.

Duygusal Bağın İlk Temelleri

Belki de güven duygusunun ilk hali, bir kalp atışını dinleyerek başlar.

Anne karnındaki bir bebek dünyayı bizim algıladığımız biçimde deneyimlemez; ancak annenin bedeni onun ilk çevresidir. Annenin stres düzeyi, hormonları ve fizyolojik ritimleri rahim içindeki ortamı şekillendirebilir ve fetüs bu değişimlere kendi gelişim kapasitesi ölçüsünde biyolojik tepkiler verebilir. Yine de bu durum, annenin her duygusunun bebeğin kaderini belirlediği anlamına gelmez. Doğuma giden bu uzun süreçte, annenin ve çevresinin sürece olabildiğince hassas yaklaşması gerektiği dikkate alınmalıdır. Bir kadının, kendi organlarının yanında, rahminde bir birey büyüttüğünü ve bununla beraber fiziksel ve psikolojik olarak her noktadan etkilenebileceğini göz ardı etmemek gerekir. Anne ve bebek arasındaki ilişki, tek yönlü bir aktarım değil; sürekli uyum sağlayan, hassas ve dinamik bir biyolojik diyalogdur. Belki de insanın dünyayla ilk teması tam olarak burada, henüz doğmadan başlayan bu sessiz karşılıklı etkileşimde kurulmaya başlar.

Bebekler anne karnında dünyayı bilmezler; ama ritmi, sesi ve biyolojik ortamı tanırlar.

Anne karnındaki hafıza, bir anı defteri değil; bir başlangıç ayarı gibidir.

Kaynakça

Hepper, P. G. (1991). An examination of fetal learning before and after birth. The Irish Journal of Psychology, 12(2), 95–107.

Kisilevsky, B. S., Hains, S. M. J., Brown, C. A., Lee, K., Cowperthwaite, B., Stutzman, S. S., Swansburg, M. L., Lee, D., & Xie, X. (2003). Fetal sensitivity to properties of maternal speech and language. Infant Behavior and Development, 26(4), 507–519. https://doi.org/10.1016/j.infbeh.2003.08.002

İremsu Eryılmaz
İremsu Eryılmaz
İremsu Eryılmaz, lisans psikoloji eğitimini hâlen sürdürmekle birlikte, yazarlık, çeşitli gönüllü çalışmalar ve stajlarıyla alanında geniş bir deneyime sahiptir. Özellikle Ankara Bölge Denetimli Serbestlik Müdürlüğü’nde yaptığı gönüllü çalışma sayesinde, hükümlü kişiler ve suça sürüklenen çocuklar üzerine önemli düzeyde bilgi ve gözleme sahiptir. Bilişsel Davranışçı Terapi, Travma Terapisi, Çocuk-Ergen Psikolojisi, Oyun Terapisi ve Yetişkin Terapisi gibi alanlarda deneyim kazanmıştır. Bilgi ve düşüncelerini zengin içeriklerle paylaşmayı amaçlayan yazar, bireyin kişisel gelişimini ve ruh sağlığını güçlendirmeyi, kişinin kendine iyi gelmesini desteklemeyi ve çocuk-ergen psikolojisi üzerine içerikler üretmeyi sürdürmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar