Pazartesi, Nisan 27, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kendimize Verdiğimiz Sözler

Bazen ortada hiçbir sebep yokken çocuk olmak isteriz. Tekrar 7. yaşımıza dönüp 1 günlük de olsa dertsiz bir hayata uyanmayı… Derin düşüncelerle beraber kendimizi düşünürüz, şu an nerede olduğumuzu, aslında nerede olmamız gerektiğini ve kendimize, o yaşımıza verdiğimiz sözleri. İçsel konuşmalarımızın önüne geçemeyiz böyle zamanlarda: Sözümü tutabildim mi? Yoksa tutamadım mı? İstediğim veya düşündüğüm yerde miyim? Hayalim bu muydu ki? Bu sorularla beraber çocukluğunuzla karşılaşmak hatta yüzleşmek hayatınız boyunca hem en istediğiniz hem de en istemediğiniz şeylerden biri olmaya aday bir durum olabilirdi. Düşünün, çocuk olan sizi karşınıza alıp bir konuşma gerçekleştirseniz neler olurdu acaba? Belki de çocukluğunuzun hayali tam olarak burada olmaktı ve siz kendinizi yeterince takdir edemediniz. Ya da hayallerinizle zıt bir hayat yaşıyor ve bu konuda suçlu hissediyorsunuz.

Ama her iki durumda da çocukluğunuz sizi en yargılamayacak kişi olurdu muhtemelen. Gözlerinde göreceğinizi düşündüğünüz, çekindiğiniz onca duygunun -hayal kırıklığı, hayranlık, gurur, pişmanlık- yanında bir duygu daha çok ön plana çıkabilirdi: o da anlayış. Hangi duyguyu hissedeceğini bilemeseniz bile yapmış olduğunuz her şeyi en iyi anlayan kişinin o olacağını söyleyebilirim sizlere. Çünkü attığımız iyi ya da kötü tüm adımların sebeplerini en iyi o anlardı. “Neden kendimi bu duruma soktum? Neden bu insanla konuştum? Neden bu yolu seçmedim/seçtim?” gibi soruları sadece çocukluğumuz eksiksiz yanıtlayabilirdi. Hayatımızın en yakın gözlemcisi, hangi yollardan geçtiğimizi bileceği ve yargılamayacağı için bizi suçlamaz, destek olurdu. Hatta bence konuşmazdı bile. Sadece gözlerimize “biliyorum” der gibi bakardı.

“Biliyorum, ne hissediyorsan ona göre davrandın. Elinden gelenin en iyisini yaptın ama bazen olmaz işte. Anlıyorum, kendini suçlama.”

Öz-Şefkat ve İçsel Kabul

Öz-şefkat kişinin hata yapma ya da yetersizlik yaşadığı anlarda kendisine karşı anlayışlı, nazik ve destekleyici olmasıdır. Ve böyle bir tutumun kaynağı sadece her yaşımızı bilen, ayağımıza değen taşı ya da yüzümüze gülen güneşi bilen bir yerden gelebilir: çocukluğumuz. Yaşadığımız stresli olaylar, travmalar, mutlu olduğumuz anlar ve yanında gülmekten ağladığımız insanlar; hepsinin birebir şahidi, destekleyicisi, eleştireni çocukluğumuzdur. Her ne kadar eleştirse bile yargılamaz, suçlamaz. Bizse bazen onun sesini bile bastırarak kendimizi yargılar hatta hüküm giydiririz bile. Kim olduğumuzu unuttuğumuz, kafamızı karıştıran her andan çocukluğumuzu hatırlayarak ve ona ses vererek kurtulabilecekken iç sesimizi dinleyip suçu üstlenmek daha doğru gelir. Eleştirir, suçlar, yargılar ve elimizdeki her şeyle kendimize saldırmaktan geri durmayız. Çünkü suçu üstlenerek düzeltebilmek daha kolay gelir. Ortada bir suçlu varken hatayı telafi etmek daha kolaydır. Çocukluğumuza ses verdiğimizdeyse bazen hatanın en sevdiklerimizde olduğunu görebiliriz ya da bazen hata kimsede değil zamanlamadadır. Böyle olduğundaysa suçu kimseye atamadığımız için düzeltemeyeceğimize inanmaya başlarız.

Aslında yapılabilecek şeylerden biri kesinlikle kendimize öz-şefkatle yaklaşmaktır. Kristin Neff’e göre bu kavram üç temel bileşenden oluşur; öz-sevecenlik, ortak insanlık bilinci ve bilinçli farkındalık. Kişinin acı çekerken arkadaşına göstereceği şefkati kendine de göstermesi (öz-sevecenlik), yaşanan zorlukların insan olmanın doğal bir parçası olduğunu fark etmesi (ortak insanlık bilinci) ve son olarak olumsuz duygu ve düşünceleri bastırmadan dengeli bir şekilde fark edebilmesi (bilinçli farkındalık) kişinin suçu kimsede aramadan sürece güvenerek yaşayabilmesinin yollarından biridir.

Geçmişin İzinde Dönüşüm

Yaptığımıza deli gibi pişman olduğumuz hatalar her yönüyle bugün olduğumuz kişiyi işaret eder. Bugün o hatayı düşündüğümüzde hissettiğimiz her şey hatanın dönüştürdüğü kişiye aittir. Yaşadığımız her şey ve olduğumuz insansa kendimize duymamız gereken şefkatin bir göstergesidir sadece. Psikolojik iyilik hali, geçmişin yüklerini sırtlanmak değil, o çocukla el ele tutuşup bugünün değerini fark edebilmektir.

Azra Üstüntaş
Azra Üstüntaş
Azra Üstüntaş, Psikoloji Bölümü 3. sınıf öğrencisi olarak lisans eğitimine devam etmekte ve insan iletişimi ile analizine yönelik sosyal deneyimlere sahiptir. Sosyal psikoloji ile çocuk ve gelişim alanlarında kendini geliştirmeyi ve uzmanlaşmayı hedeflemektedir. Çocuk gelişimi alanında bilgi edinmek ve çocukların davranışlarını gözlemleyebilmek amacıyla TEGV’de gönüllü çalışmalar yürütmektedir. Kişisel gelişim üzerine yazı denemeleri bulunan Üstüntaş, psikolojinin yalnızca bilimsel bir alan değil, aynı zamanda gündelik yaşamın bir parçası olduğunu; bireylerin iyi oluşlarının kimi zaman kendi iç dünyalarında saklı olabileceğini anlatan içerikler üretmeyi amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar