Pazartesi, Nisan 27, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Tavşan ve Yıkılan Kule: Eşliğin Psikolojisi

Cori Doerrfeld’in The Rabbit Listened (Tavşan Dinledi) adlı çocuk kitabında küçük bir çocuk, Taylor, büyük bir emekle yaptığı blok kulesinin bir anda yıkılışına tanıklık eder. Kuleyle birlikte emeği, umudu ve verdiği anlam da çöker. Taylor kalakalır. Ardından yanına çeşitli hayvanlar gelip gitmeye başlar. Biri öfkeyi körükler, biri kuleyi yeniden yapmasını önerir, biri hiçbir şey olmamış gibi devam etmesini söyler. Her biri bir şey yapmaya, bir çözüm sunmaya çalışır. Fakat Taylor’ın içindeki karmaşa dağılmaz; hâlâ orada, olduğu yerde durur.

En son bir tavşan gelir. Tavşan konuşmaz, akıl vermez, düzeltmeye çalışmaz. Taylor’ın yanında kalır. Ve tam o zaman Taylor ağlamaya, kızmaya, anlatmaya başlar. Tavşan onunla kaldıkça, Taylor’ın içindeki karmaşa yavaş yavaş sakinleşir ve bir süre sonra kulesini yeniden kurma cesareti bulur.

Bu hikâye bir çocuk kitabı olsa da, ilişkilere ve insan ruhsallığına dair önemli bir şeyi görünür kılar. Belki de diğer hayvanların aklına gelmeyen şey şudur: Taylor’ı hemen düzeltmeye çalışmak yerine, onunla birlikte sakince kalıp gerçekten dinlemek. Çünkü yoğun duygular karşısında kendimizi her zaman tek başımıza toparlayamayız. İç düzenleme gücümüzün zayıfladığı, ne hissettiğimizi bile seçemediğimiz zamanlar olur. Böyle anlarda, bizimle kalabilecek ve hissettiklerimize yer açabilecek birine ihtiyaç duyarız. Bazen yeniden başlayabilmek için, güven veren ve duygular karşısında geri çekilmeyen birinin varlığı gerekir.

Bir Duygunun Yanında Kalabilmek

Duygularla kalabilmek, dışarıdan pasif bir bekleyiş gibi görünse de aslında oldukça aktif ve çok katmanlı bir ruhsal süreçtir. Rahatsız edici hisler karşısında onları yok saymadan ya da hemen değiştirmeye çalışmadan bekleyebilmeyi içerir. İlişkiyi terk etmemek, karşıdaki kişinin duygusal hızını kendi hızımıza zorlamamak ve şefkatli bir dikkati sürdürebilmektir.

Ancak bir başkası için böyle kalabilmek, öncelikle kişinin kendi duygularıyla kurduğu ilişkiyle yakından bağlantılıdır. Kendi kaygısına, öfkesine ya da çaresizliğine tahammül etmekte zorlanan biri, çoğu zaman karşısındakinin duygusunu da bastırmaya ya da hızla düzeltmeye yönelir. Kendi duygumuzu tanıyabildiğimiz ve anlamlandırabildiğimiz ölçüde, bir başkasının duygusuna da eşlik edebiliriz.

Duygular Nasıl Sakinleşir?

Yoğun duygular karşısında çoğu insan hemen bir şey yapma eğilimine girer. Bu refleks çoğu zaman karşıdakini değil, kendi içimizde yükselen kaygıyı yatıştırma çabasıdır. Birinin hayal kırıklığına, öfkesine ya da çaresizliğine tanık olmak kolay değildir. Bu nedenle “boş ver”, “güçlü ol”, “takma kafana” gibi sözler ya da hızlı öneriler devreye girer. Oysa bir durumun onarılabilmesi için önce yaşananların anlaşılması ve hissedilmesine yer açılması gerekir. Burada ihtiyaç duyulan şey; kabullenici bir merak, yargısız bir dikkat ve güven veren bir varlıktır. Tavşanın yaptığı da tam olarak budur. Taylor’ın yıkılan kulesini hemen yeniden inşa etmeye çalışmaz; onun yıkılmışlığının yanında kalır.

Böyle bir eşlikte duygu, dağınık ve taşkın bir halden daha anlaşılır bir yaşantıya dönüşür. Söze döküldükçe ve bir başkasının dikkatinde yer buldukça yoğunluğu azalır; kişi ne hissettiğini ayırt etmeye ve iç dünyasını yeniden toparlamaya başlar.

Güven Veren Bir İlişkinin Gücü

Psikoloji literatürü, duyguların yalnızca bireysel bir süreç olmadığını; ilişki içinde anlam kazandığını vurgular. Özellikle erken dönem kuramlar, kişinin henüz işleyemediği yoğun ve dağınık duyguların güvenli bir başkasının varlığında daha anlaşılır bir hale gelebildiğini belirtir¹. Güvenli bir ilişkinin sunduğu kapsayıcı ortam, bireyin hem duygularını adlandırmasını hem de kendi kendini yatıştırma kapasitesini geliştirmesini mümkün kılar².

Bu süreç yalnızca kuramsal bir önerme değildir. Sosyal nörobilim alanındaki araştırmalar, güven duyulan bir kişinin varlığının stres tepkisini azalttığını göstermektedir. Tehdit edici bir durum sırasında güvenilen birinin elini tutmanın bile fizyolojik gerginliği belirgin biçimde düşürdüğü bulunmuştur³.

Bu yaklaşımların ortak noktası şudur: İnsan, duygularını yalnızca kendi içsel kapasitesiyle değil, güvenli bir ilişki içinde daha sağlıklı biçimde düzenleyebilir.

Terapi Odasında Eşlik

Terapi odasında bu eşlik hali bilinçli ve çerçeveli bir biçimde yürütülür. Terapist için yorumlama ya da teknik bilgi kadar, hatta çoğu zaman onlardan önce, insani ilişkinin kurulması belirleyicidir. Danışanın yaşadığı duygunun ortaya çıkmasına ve dile gelmesine yer açılır. Bu güvenli ilişki içinde kişi, ne hissettiğini daha net fark edebilir ve iç dünyasını yeniden toparlama gücünü kendinde bulabilir.

Gündelik Yaşamda Eşlik

Bir arkadaşın hayal kırıklığında, bir çocuğun öfkesinde ya da bir partnerin umutsuzluğunda… “Yanındayım” diyebilmek ve gerçekten orada kalabilmek. Çoğu zaman en iyileştirici olan, karşımızdakinin yoğun duygusu karşısında hemen bir şey yapmak değil; o duyguyla birlikte durabilmektir. Çünkü insan, güvenli bir başkasının varlığında sakinleşir.

Zaman geçer; kuleler yapılır, yıkılır, yeniden kurulur. İnsan, çoğu zaman yıkılan kulesini yeniden kurabilecek potansiyel gücü içinde taşır; ancak bu gücün ortaya çıkmasında yanında kalanların payı büyüktür.

İşte bu yüzden “eşlik etmek” sadece bir söz değil, ilişkisel bir sorumluluktur.

Kaynakça

Bion, W. R. (1962). Learning from Experience. ² Winnicott, D. W. (1958/1971). The Capacity to Be Alone; Playing and Reality. ³ Coan, J. A., Schaefer, H. S., & Davidson, R. J. (2006). Lending a Hand: Social Regulation of the Neural Response to Threat.

Özge Erkonan
Özge Erkonanhttp://www.psikolojiyansimalari.com
Özge Erkonan, İstanbul Üniversitesi Psikoloji lisans eğitiminin ardından, empati üzerine yürüttüğü çalışmasıyla klinik psikoloji alanında uzmanlaşmış bir psikologdur. Uzun yıllardır hem yetişkin hem de çocuk/ergen ruhsallığı alanlarında terapötik çalışmalar ve projektif test uygulamaları gerçekleştirmektedir. İnsan ve hayata dair merakını; araştırmalarında, terapötik ilişkilerinde ve yazılarında psikodinamik bir bakışla ele almakta, tüm bu üretim alanlarını birer “oyun alanı” olarak görmektedir. Çocuklukta olduğu gibi, yetişkinlikte de anlam arayışı, içsel dönüşüm ve keşif ihtiyacının desteklenmesinin, bireysel ve kolektif iyi oluş için önemli olduğuna inanmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar