Pazartesi, Nisan 27, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Hak Ettiğimizi Düşündüğümüz Sevgiyi Kabul Ederiz

“Başkasını sevmeden önce kendini sevmelisin” sözünü pek çok kişi duymuştur. Peki neden günlük hayatımızda kolayca dile getirdiğimiz bu cümleyi gerçek hayatta uygulamak bu kadar zordur? Bazıları bu fikri bencil, kibirli veya hatta narsistçe bulabilir; ama çoğu zaman bunun nedeni, kendimizi sevmenin neden önemli olduğunu hiç konuşmamamızdır. Kendini sevmek çoğu zaman, hep özgüvenli olmak ya da her gün kendini iyi hissetmek olarak yanlış anlaşılır. Oysa öz-sevgi çok daha sessiz ve pratiktir. Hata yaptığımızda kendimizle nasıl konuştuğumuz, reddedildiğimizde kendimize nasıl davrandığımız ve yalnız kalmaktan korktuğumuzda neye katlandığımızla ilgilidir. Büyük özgüven söylemlerinden ziyade, bu küçük anlar kurduğumuz ve sürdürdüğümümüz ilişkileri şekillendirir.

The Perks of Being a Wallflower adlı kitap ve film uyarlaması, zihinsel sorunlarla başa çıkan bir lise öğrencisinin hikayesini anlatır. Bir sahnede öğretmeni ona, “Hak ettiğimizi düşündüğümüz sevgiyi kabul ederiz” der. Bu ifade o dönemde genç yetişkinler arasında kültürel bir fenomene dönüşmüştü; çünkü onların kendi hayatlarında sessizce yaşadıkları pek çok şeyi gün yüzüne çıkarıyordu.

Bu cümle pek çok insan için acı verici derecede tanıdıktı. İlişkilerde neden aynı döngülerin tekrar tekrar yaşandığını, bu döngülerin zararlı olduğunu bilsek bile neden içinden çıkamadığımızı açıklıyordu. Aynı zamanda rahatsız edici bir soruyu da beraberinde getiriyordu: Eğer hep aynı tür sevgiyi kabul ediyorsak, bu kendimize nasıl baktığımızla ilgili ne söylüyordu? Bazen bize en yakın olan insanlardan, ebeveynlerimizden, arkadaşlarımızdan, romantik partnerlerimizden, korkunç muameleler görürüz. Sevdiğimiz birinin başına gelmesine asla izin vermeyeceğimiz duygusal ya da hatta fiziksel istismarı kendimiz kabulleniriz. Peki neden? Acaba içten içe hak ettiğimiz sevginin bu olduğuna mı inanıyoruz? Ya da kendimizde sevilebilir hiçbir şey göremediğimiz için, birinin bize empatik ve şefkatli bir sevgi sunabileceği bir gerçekliği hayal dahi edemiyor muyuz?

İlişkiler çoğu zaman birer ayna gibidir. Kendi değerimizle ilgili inançlarımızı bize geri yansıtırlar. Sevginin kazanılması, katlanılması ya da fedakarlıkla hak edilmesi gerektiğini öğrenerek büyüyen biri için, inciten ilişkilerde kalmak tuhaf bir şekilde tanıdık gelebilir. Sağlıklı sevgi ise, özenle ve saygıyla karşılanmaya alışık olmadığımızda yabancı, rahatsız edici hatta şüpheli hissettirebilir.

Kabul ve Kararlılık Terapisi ve öz-Şefkat

Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) perspektifinden bakıldığında, öz-şefkat iç dünyamızı hemen yargılamadan ya da onunla savaşmadan fark etmekle başlar. Hepimizin kendimizle ilgili eleştirel düşünceleri vardır; ancak bu düşünceleri mutlak gerçekler olarak kabul etmek, ne tür davranışlara katlandığımızı sessizce şekillendirirler. Bu düşünceleri gerçek olarak değil de sadece düşünceler olarak görebilmeyi öğrenmek, kendimizle kurduğumuz ilişkiyi güçlendirir. Ve bu iç ilişkinin daha şefkatli hale gelmesi, yavaşça nelere ve kimlere katlandığımızı değiştirir.

ACT’e göre acı veren düşünceler ve duygular insan olmanın doğal bir parçasıdır; bir sorun ya da bozukluk göstergesi değildir. Hayatımızı rahatsızlıktan kaçınma üzerine kurmayı bıraktığımızda, dürüstlük, bağ kurma ve saygı gibi değerlerimizle daha uyumlu davranma özgürlüğü kazanırız. İlişkilerde bu, suçluluk hissi varken bile sınır koyabilmek, korku varken ihtiyaçları dile getirebilmek ve susmak yerine iletişimi seçebilmek anlamına gelir.

Kendini sevmek sadece aynadaki kişiye şefkatle bakmak değildir. Aynı zamanda iyi bir sevgiyi kabul edebilmek, en çok emek veren insanları dışarı itmemek ve bizi incitenlerden, imkansız göründüğünde bile, uzaklaşabilmek anlamına gelir. Öz-sevgi ve şefkat bizi başkalarından koparmaz. Aksine, ilişkiler içinde daha sahici bir şekilde var olmamızı sağlar. Kendimize anlayışla yaklaşabildiğimizde, başkalarına da aynısını sunabiliriz. Suçlama yerine merakın olduğu yerde sağlıklı iletişim gelişir; korku yerine öz-saygıyla çizilen sınırlar ilişkileri daha net ve güvenli hale getirir.

Sonuç olarak, gerçekten hak ettiğimiz sevgiyi kabul etmek bir süreçtir. Sabır, cesaret ve eski inançları sorgulamaya istekli olmayı gerektirir. Ancak öz-şefkate atılan her adım, daha güvenli, daha karşılıklı ve daha doyurucu ilişkiler için alan açar.

Kaynakça

Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (2012). Acceptance and Commitment Therapy: The Process and Practice of Mindful Change. New York: Guilford Press.

Arya KAYA
Arya KAYA
Arya Kaya, psikoloji alanındaki lisans ve yüksek lisans eğitimini İtalya Padova Üniversitesi’nde tamamlamış bir Uzman Klinik Psikologdur. Araştırma tezlerinde, gelişim psikolojisi ve parasosyal ilişkilere odaklanmıştır. Klinik staj eğitiminde BDT, ACT ve çift terapisi eğitimleri almıştır. 2024’ten bu yana romantik ilişkiler, özgüven, anksiyete, depresyon ve cinsel sorunlar üzerine eklektik yaklaşımla çalışmalarını sürdürmektedir. Kaya, yazılarında içsel gelişim, romantik ilişkiler ve ruh sağlığına dair konuları ele alarak, okurun kendisiyle daha şeffaf bir bağ kurmasına eşlik etmeyi amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar