Pazartesi, Nisan 27, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kontrol İhtiyacı: Varoluşçu Perspektiften Kaygı ve Belirsizlik Yorumu

Kaygı Bir Bozukluk mu, Varoluşun Doğal Bir Parçası mı?

Günümüzde çoğumuz kaygıyı bir problem olarak ele almakta ve onu yok etmek için yollar aramaktayız. Tarihlerin, saatlerin ve belki de dakikaların bile belli olduğu ajandalar, yapılması gereken her iş ve görev için oluşturulan listeler, telefonlarımızdaki uygulamalar… Elbette kendi hayatımız bizim kontrolümüzde olmalıdır ancak hayatımızı düzenlemeye çalışırken ve modern dünyanın yarattığı kaygılarımızı azaltmayı denerken belki de asıl yol açtığımız durum hayatımızı ele geçiren bir kontrolcülüktür. Fakat varoluşçu perspektifle incelendiğinde şunu söyleyebiliriz ki kaygı ortadan tamamıyla kaldırılması gereken bir bozukluk olarak görülmemelidir, yaşamak ve insan olmak kaygıyı doğurur.

İnsan, öleceğini bilir. Aldığı her nefeste biraz da olsa bunun farkındalığı ve kaygısını taşır. Seçimler yapmalıdır, hiçbir şeyin garantisi ve kesinliği yoktur. İşte tüm bu belirsizlikler deryası kaygı yaratır. Önemli olan meselenin kaygıyı yok etmek değil, tüm bu belirsizliklerin aslında doğal olduğunu ve hayatın tam da bu olduğunu kabul etmektir. Yani onunla yaşamayı öğrenmektir. Kontrol ihtiyacı ise belki de bu temel varoluşsal kaygı ile başa çıkmak için geliştirdiğimiz görünmez bir savunma haline gelmiştir.

Özgürlük ve Kontrolün Kaçınılmaz İlişkisi

Varoluşçu düşüncede insan özgür bir varlıktır. Fakat burada bahsi geçen özgürlük ilk akla geldiği gibi tamamıyla pozitif ve romantik bir kavram olmaktan ziyade beraberinde ağır bir sorumluluğu ve bazı zorunlulukları getirir. Seçim yapmak artık bir zorunluluk halidir. Unutulmamalıdır ki: seçim yapmamak da seçimdir. Dolayısıyla seçimlerimizin sonuçları vardır, sonuçlar ise bizi etkilemektedir. Pek tabii yapılan hiçbir seçimin sonucu tamamıyla güvenli ve kesin değildir yani belirsizdir. Belirsizlik durumu da kaygıyı var eder.

Kontrolcülük, kontrol etme isteği ise bu kaygı durumunda insanları öngörmeye çalışmak, ilişkileri kurallara bağlamak, geleceği garanti altına almak, standartlar oluşturup ona göre davranmak gibi davranış şekilleriyle ortaya çıkabilmektedir. Fakat bunlar özgür olmanın yol açtığı kaygı ve yüklediği ağırlığı hafifletmek için bir savunma mekanizması olarak değerlendirilebilir. Kontrol, seçimlerimizin doğuracağı olası risklerle temas etmemek için kullandığımız bir psikolojik güvenlik önlemidir. “Özgürlük kendisini kaygıda duyurur.” (Taşdelen, 2016)

Ölüm, Belirsizlik ve Kırılganlık

Ölümün bilincinde olmak… Varoluşçu perspektiften baktığımızda bir insanın kaygısının en derin kaynaklarından biri bu bilinçtir. İnsan, öleceğini ve her şeyin kendisi dahil bir sonu olduğunu bilir. Bunu bilmek bazen anlaşılır bazen de örtük yollarla insanın hayatında tüm alanlara yayılmış durumdadır. İnsan kırılgandır, kontrol ise bu kırılkanlığımızı inkar etme girişimlerimizden belki de yalnızca biridir.

Daha önce söz ettiğimiz kontrol davranışları: plan yapmak, öngörülerde bulunmak, riskleri en aza indirmeyi denemek gibi zaman zaman işlevsel olabilmekle beraber aşırılaştığında hayatımızı mekanikleştirir. Hata yapmak da yaşamın bir parçasıdır ve gereğinden fazla kontrol insana hatasız bir hayat vaad ederken aslında olan yaşamın canlılığını ve kısmen anlamını çalmasıdır. Terapi süreçlerinde de benzer şekilde ele alındığını gördüğüm gibi varoluşçu perspektiften incelediğimde gördüğüm şudur ki: problem hiçbir zaman belirsizlik değildir, kişinin belirsizliğe tahammülsüzlüğü durumudur. Hayatın, yaşamanın doğal akışında belirsizlik vardır ve kontrol bu doğal akışı değiştirme çabasıdır. Fakat insan bazen değiştiremeyeceklerini kabul etmelidir. Kontrolü artırmak ve her şeyi kontrol etmek yerine kaygıya alan açıp kulak vermeliyiz çünkü kaygı çoğu zaman yaşama dair farkındalığımızı artırır.

Belirsizlikle Birlikte Yaşamak, Yaşamayı Öğrenmek

Hayat doğası gereği kontrol edilemez bir yapıdadır. Kontrol eğilimi arttıkça kaygı yok olmaz, yalnızca biçim değiştirir ve ne kadar çok kontrol etmek için çaba sarf edersek o kadar çok da riskleri düşünmüş oluruz. Kaygının kaynağı içseldir, dış dünyadan bağımsız olarak insanın sonlu, sınırlı ve özgür oluşu ile yakından alakalıdır.

Kontrol hayatımızı daha güvenli kılmaktan ziyade daha öngörülebilir kılmaktadır, konfor alanımızı oluşturmuş oluruz bu şekilde. Ancak hayat da insanın varoluşu da öngörülemezdir. İlişkilerimiz, karakterimiz, bedenimiz, dinamiklerimiz değişkendir ve hepsi bir gün değişecektir. Hayat sürprizlerle, değişim ve dönüşümlerle bezenmiştir. Kaygı ise tam da bu kırılganlığın doğal eşlikçisidir.

Özgür olmak, seçimler yapabilmek ve yaşamın tadını alabilmek istiyorsak kaygıyı bir düşman olarak değerlendirmekten oldukça uzak bir düşünceyi benimsemek gerekir: o, özgürlüğün, farkındalığın ve insan olmanın bir parçası, gölgesidir. Kontrol ederek bu parçayı koparıp atmayı deneriz fakat bu çaba ancak onu daha da derinden bize bağlar. Kaygı kontrole, kontrol kontrolsüzlük hissine, kontrolsüzlük hissi ise bir gün paniğe yol açacaktır. Kaygıyla yaşayabilmeyi, tüm belirsizlik ve risklere karşın seçim yapabilmeyi, tüm kırılganlığımıza rağmen hayatla ilişki kurabilmeyi ve her ne kadar sonlu varlıklar olduğumuzu bilsek de anlam arayabilmeyi öğrenmeliyiz. Aslolan belirsizlikle var olabilmektir.

Kaynakça

Yığman, F., & Fidan, S. (2021). Transdiagnostik faktör olarak belirsizliğe tahammülsüzlük. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 13, 573–587. Taşdelen, V. (2016). Kierkegaard psikolojisi: Kaygı. Özne Felsefe Dergisi, 25, 65–74. Kierkegaard, Soren. Kaygı Kavramı. Çeviren: Türker Armaner, İstanbul: İş Bankası Yayınları, 2013. Urtekin, G. (2022). Varoluş felsefesinde bir problem olarak: Kaygı. FLSF Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, (34), 279–299.

İrena Koç
İrena Koç
İrena Koç, psikoloji bölümünden yüksek onur derecesiyle mezun olmuş bir psikolog olup bu alanda çalışmalarını sürdürmektedir. Klinik psikoloji, kişilik psikolojisi, sanat terapisi ve psikodrama başlıca ilgi alanlarıdır. Mikroagresyonlar, içselleştirilmiş cinsiyetçilik ve feminist ideoloji arasındaki ilişkiyi bitirme tezi aracılığıyla araştırmaktadır. Aynı zamanda felsefe eğitimi almakta olup, psikolojiyi etik, eleştirel, yaratıcı ve feminist bir perspektif ile yorumlamayı amaçlar. Yazılarında psikolojik bilgiyi toplumsal bağlam içinde erişilebilir kılmayı hedefler.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar