Agatha Christie’nin 7 Kadran Gizemi uyarlaması, sadece “katil kim?” sorusunu soran bir polisiye değil; aynı zamanda travmatik bir yasın aileyi nasıl patolojik bir sarmala sürüklediğini gösteren karanlık bir vaka incelemesi. Bir psikolog gözüyle ekrana baktığımızda, karakterlerin maskelerinin ardındaki savunma mekanizmalarını ve bilinçdışı çatışmalarını görmek kaçınılmaz oluyor.
1. Bundle: “Ego”nun Zaferi ve Bireyselleşme Süreci
Dizi boyunca fiziksel ve metaforik olarak “düşüp kalkan” Bundle (Leydi Eileen), aslında sancılı bir “Bireyselleşme” süreci yaşıyor. Psikanalitik açıdan bakıldığında Bundle; dürtüsel arzuların (İd) esiri olmadan, toplumsal ve ahlaki kuralları (Süperego) içselleştirmiş sağlıklı bir “Ego”yu temsil ediyor.
Notlarımda onun için “tehlikeli bir zeka” tanımını kullanmıştım. Bunu Jung’un “Gölge Arketipi” ile açıklayabiliriz. Bundle, içindeki kurnazlığı ve inatçılığı bastırmak yerine onu “adalet arayışı” gibi yapıcı bir amaca kanalize ediyor.
Finalde karşılaştığı tablo, bir çocuğun yaşayabileceği en büyük travmadır: Birincil bakım verenin (annenin) suçlu ilanı. Burada Bundle, Oidipal bir çatışma yaşamadan, “annenin uzantısı” olmayı reddediyor. Maddiyatın anneyi ele geçirdiği yerde, Bundle’ın satın alınamayan vicdanı, onun narsisistik bir uzantı olmayı reddedip kendi “Ben”liğini kurduğunu kanıtlıyor. En sevdiğine (nesneye) duyduğu sevgiye rağmen gerçeği (realiteyi) seçebilmesi, onun “Gerçeklik İlkesi”ne ne kadar sadık olduğunu gösteriyor.
2. Anne Figürü: Yas ve Melankoli Arasındaki İnce Çizgi
Anne karakteri, Freud’un ünlü “Yas ve Melankoli” makalesinin vücut bulmuş hali gibidir. Sağlıklı yas süreci, kaybedilen nesneyle (ölen oğul) vedalaşıp libidinal enerjiyi yaşama geri döndürmeyi gerektirir. Ancak Anne figüründe yas, patolojik bir melankoliye dönüşmüştür.
Oğlunun savaşta ölümü, annede sadece bir evlat kaybı değil, sembolik düzende “Babanın Kanunu”nun (Milli Değerler, Devlet, Otorite) çöküşünü simgeliyor. Defterimdeki notlarda üzerini çizdiğim o “Milli Değerler”, artık onun için anlamını yitirmiş boş gösterenlerdir. Bu boşluk, tehlikeli bir “Nihilizm” ile doldurulmuştur.
Annenin psikolojisinde “Yansıtmalı Özdeşim” devreye giriyor: İçindeki öfkeyi ve suçluluğu dış dünyaya yansıtıyor. “Madem dünya benim en değerlimi aldı, o zaman bu dünyanın kurallarının bir değeri yok” düşüncesiyle, bir tür antisosyal kişilik yapılanması geliştiriyor. Dışarıdan görünen “umursamaz” maskesi, aslında içerideki yıkıcı dürtüleri saklayan bir “Reaksiyon Formasyon” savunmasıdır.
3. Aile Dinamiği: Ölü Çocuk Vs. Canlı Çocuk
Bu tablonun en trajik yanı, annenin “ölü nesneye” (oğula) yaptığı narsisistik yatırımdır. Psikolojisinde gördüğümüz “Yerine Konan Çocuk” sendromunun tersi bir durum işliyor burada; yaşayan çocuk (Bundle), ölen çocuğun gölgesinde görünmez oluyor. Anne, “kızına rağmen her şeyi kaybettiğine inanarak” aslında Bundle’ı hayattayken sembolik olarak öldürüyor.
Kendi aile dostlarının ölümünü örtebilecek kadar empatiden yoksunlaşması, onun “Kötücül Narsisizm” seviyesine ulaştığını gösteriyor. Statü ve güç arayışı, kaybettiği kontrol duygusunu (oğlunun ölümüyle gelen çaresizlik) telafi etme çabasından başka bir şey değil.
Sonuç: Travmanın iki Yüzü
Agatha Christie bize bu mini diziyle psikolojik bir ayna tutuyor: Travma, Bundle örneğindeki gibi kişiyi gerçeğe ve adalete daha sıkı bağlayan bir “büyüme” aracı da olabilir; Anne örneğindeki gibi kişiyi ahlaki bir çöküşe ve yıkıma götüren bir “gerileme” (regresyon) sebebi de. Bundle, annesinin karanlık mirasını reddederek kuşaklar arası sürebilecek travma zincirini kırmayı başarmıştır.
Kaynakça
Freud, S. (1917). Mourning and Melancholia. The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud, Volume XIV. London: Hogarth Press.


