Cumartesi, Nisan 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Odak Kaybının Anatomisi: Dikkatimizi Kim, Ne Zaman ve Nasıl Çaldı?

Günümüzde iletişim cihazlarının cebimizde, ekranların sürekli aktif olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bu durum yalnızca üretkenlik ya da çoklu görev becerisi bağlamında değil; zihin sağlığımız ve bilişsel kapasitemiz üzerinde de derin etkiler yaratıyor. Ancak bilişsel psikoloji literatürü bu duruma temkinli yaklaşıyor. Sürekli online olma hâli, bildirimler ve çoklu medya kullanımı, dikkat sistemleri üzerinde belirgin bir bilişsel yük oluşturmakla birlikte dikkat süreçlerini, hafızayı ve yürütücü işlevleri olumsuz etkilemektedir (Cain & Mitroff, 2011).

Bu bağlam üzerinden dikkat dağınıklığı bireysel irade eksikliği ya da motivasyon sorunu olarak değil; bilişsel sistemlerin maruz kaldığı çevresel taleplerin artmasıyla büyüyen yapısal bir sorun olarak ele alınmalıdır. Var olan dijital ortamlar, bireyden aynı anda birden fazla bilgi akışını izlemesini, hızlı kararlar vermesini ve sürekli geçişler yapmasını beklemektedir. Ancak bireyin sahip olduğu bilişsel sistem, özellikle de dikkat ve yürütücü işlevlerden sorumlu yapılar, bu tür bir sürekli bölünmüşlüğe uyum sağlayabilecek bir sistem değildir.

Dijital Varoluş ve Sürekli Kısmi Dikkat (Continuous Partial Attention)

“Sürekli kısmi dikkat” kavramı ilk olarak Stone (2006) tarafından ortaya atılmıştır. Bu kavram, bireyin aynı anda birçok uyaranı takip etmeye çalışırken hiçbirine tam olarak odaklanamaması hâlini açıklar. Yüzeysel bir biçimde tezahür eden bu dikkat kullanımı, derin işlemleme ve bilgiyi bütün hâline getirebilme süreçlerini engeller. Bu dikkat örüntüsünde birey, çevresel uyaranlara yüzeysel biçimde yanıt verirken, bilgiyi bütünleştirme ve anlamlandırma süreçleri belirgin biçimde zayıflar.

Günlük hayatta bu durum; bir metni okurken gelen bildirimlerle bölünme, odaklanmaya çalışırken arka planda sosyal medya akışını kontrol etme ya da bir toplantı sırasında zihinsel olarak birden fazla düşünce arasına dağılma şeklinde kendini gösterebilir.

Yapılan çalışmalar, yoğun bir şekilde çoklu medya kullanan bireylerin seçici dikkat ve bilişsel kontrol görevlerinde daha zayıf performans sergilediklerini göstermiştir (Ophir et al., 2009). Bu bulgular, multitasking alışkanlıklarının zihinsel verimliliği artırmadığını, aksine daha da kırılgan hâle getirdiğini düşündürmektedir.

Bu noktada prefrontal korteksin (PFC) rolü kritik önem taşımaktadır. PFC; dikkat yönlendirme, çalışma belleği ve görev yönetimi gibi üst düzey bilişsel süreçlerden sorumludur. Ancak bu bölge, aynı anda birden fazla karmaşık görevi paralel biçimde yürütmek üzere evrimleşmemiştir. Yapılan çalışmalar, çoklu görev davranışının bu bilişsel süreçlerde zayıflamaya yol açtığını göstermektedir (Uncapher et al., 2016).

Bu bulgular, sürekli bir görevden diğerine geçmenin frontal bölgelerde bilişsel kaynak tüketimini artırarak uzun vadede “kontrol kapasitesi aşınması” yaratabileceğini göstermektedir. Böyle bir durumda zihin, sürekli “başladı–bitti” şeklinde kesintili çalışır. Bu da derin düşüncenin sürdürülebilmesini olanaksız kılar.

Bu durumun öğrenme üzerinde de etkileri vardır. Kuznekoff ve Titsworth (2013), ders sırasında telefon kullanımının akademik başarıyı düşürdüğünü göstermiş; May ve Elder (2018) ise bildirimlerin bilginin hafıza kodlaması süreçlerini zayıflattığını ifade etmiştir. Yüzeysel işleme eğilimi arttıkça bilgi, uzun süreli hafızaya taşınmadan kaybolur. Bu nedenle birey, yoğun bir bilişsel meşguliyet içindeymiş gibi hisseder ancak zihinsel sonuçlar zayıf kalır. Çok iş yapan birey aslında daha az öğrenmekte ve daha az hatırlamaktadır.

Modern kültür, hız ve eşzamanlılık üzerinden başarı tanımı yaptığından dolayı çoklu görev adeta bir verimlilik göstergesi hâline gelmiştir. Oysa son bulgular bu algının bir yanılgı olduğunu göstermektedir. Multitasking ve sürekli bildirimlerin; zekâ, dikkat, hafıza ve yürütücü işlevlerde toplu bir düşüş yarattığı görülmektedir. Bu durum, üretkenlik mitinin bilişsel gerçeklikle çeliştiğini ortaya koymaktadır. Meşgul olmak, üretken olmak değildir.

Bu nedenle mesele teknolojiye karşı olmak değil, bireyin kendi dikkat kaynakları üzerindeki kontrolünü yeniden tesis edebilmesidir. Bilimsel bulgular, teknolojinin tamamen dışlanmasını değil; onunla kurulan ilişkinin sınırlarının farkında olunmasını önermektedir. Dikkati bilinçli biçimde yönetebilmek, yalnızca bilişsel verimliliği değil, derin düşünme ve anlam üretme kapasitesini de korumanın temel koşuludur.

Kaynakça

Cain, M. S., & Mitroff, S. R. (2011). Distractor filtering in media multitaskers. Perception, 40(10), 1183–1192.
Stone, L. (2006, March 7). Attention: The real aphrodisiac / ETech keynote.
Ophir, E., Nass, C., & Wagner, A. D. (2009). Cognitive control in media multitaskers. Proceedings of the National Academy of Sciences, 106(37), 15583–15587.
Uncapher, M. R., Thieu, M. K., & Wagner, A. D. (2016). Media multitasking and memory. Psychonomic Bulletin & Review, 23(2), 483–490.
Kuznekoff, J. H., & Titsworth, S. (2013). The impact of mobile phone usage on student learning. Communication Education, 62(3), 233–252.
Scullin, M. K., et al. (2021). Using smartphone technology to improve prospective memory functioning. Journal of the American Geriatrics Society, 70(2), 459–469.

Aleyna Sinem Göç
Aleyna Sinem Göç
Aleyna Sinem Göç, psikoloji lisans eğitimini tamamlamış, yüksek lisans sürecine devam eden bir psikologdur. Psikolojiyi yalnızca akademik bir alan değil, hayatın her alanına temas eden bir mercek olarak görmektedir. "Beyin Atlası" adlı podcast serisinde, psikolojiyi bilimsel temelden koparmadan, herkesin anlayabileceği bir dille anlatmayı hedeflemektedir. Yazmak, onun için yalnızca bir ifade biçimi değil; içsel yolculuğunun, merakının ve anlam arayışının en güçlü aracıdır. Yazarlığı, bilgi sunmanın ötesinde; duygularını, sorgularını ve öğrendiklerini okurla paylaşarak kalıcı bağlar kurmanın bir yolu olarak görür. Araştırma yapmayı zihinsel bir keşif olarak değerlendiren Göç, Psychology Times’ta yazmayı bu keşfi kelimelere dökebilmenin ve okurun iç dünyasına ulaşabilmenin eşsiz bir yolu olarak görmektedir. İlerleyen yıllarda, psikoloji alanında hem akademik hem de toplumsal etki yaratan bir isim olmayı; bilimsel bilgiyi geniş kitlelere ulaştırmayı ve kendi uzmanlık alanında mentorluk yapmayı hedeflemektedir. Yazı, ses ve araştırmanın birleştiği her alanda üretmeye ve ilham vermeye devam etmeyi amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar