Günümüz ilişkilerinde en çok hissedilen ama en az konuşulan durumlardan biri: ilişkilerde tükenmişlik. Tükenmişlik, yalnızca iş ortamlarında değil, romantik ilişkilerde, evliliklerde, hatta dostluklarda bile kendini gösteriyor. Genellikle “yorgunluk”, “bıkkınlık” ya da “artık içimden gelmiyor” gibi ifadelerle dile getirilen bu durum, çoğu zaman ilişkinin sonuna yaklaşan bir alarm sinyali aslında.
Tükenmişlik nedir?
Psikolojik olarak tükenmişlik; kişinin duygusal, zihinsel ve fiziksel olarak kendini bitkin hissetmesi, motivasyon kaybı yaşaması ve anlam duygusunu yitirmesi halidir (Çam ve Gündüz, 2014). İlişkilerde ise bu durum, taraflardan birinin (veya her ikisinin) ilişkiyi yürütmek için gereken duygusal emeği artık verememesiyle kendini gösterir.
Bu noktaya bir anda gelinmez. Duygusal yorgunluk zamanla birikir. Önce küçük kırgınlıklar olur, sonra iletişim azalır, anlayış kaybolur. Ve bir gün kişi “eskisi gibi hissetmediğini” fark eder.
Psikolojik temelleri
İlişkilerde tükenmişliğin altında birçok psikolojik dinamik yatabilir. Bunlardan biri bağlanma stilleridir. Özellikle kaygılı bağlanan bireylerin, ilişkilerde sürekli onay ve güven arayışı içinde olması, zamanla her iki tarafı da yorar (Bartholomew ve Horowitz, 1991, akt. Güner, 2019).
Bir diğer faktör ise duygusal emek kavramıdır. Özellikle kadınların, ilişkilerde karşı tarafın duygusal ihtiyaçlarını karşılama konusunda daha fazla çaba göstermesi gerektiği düşünülür. Bu da zamanla “hep ben uğraşıyorum” hissiyle tükenmeye neden olabilir (Acar ve Ayaz, 2020).
Örneğin; tükenmiş bir ilişkide taraflar, birlikte vakit geçirmekten keyif almaz. Konuşmalar yüzeyselleşir, paylaşımlar azalır, “Sen nasılsın?” sorusu yerini sessizliğe bırakır. Kimi zaman küçük meseleler büyük kavgalara dönüşür çünkü altta biriken duygular patlak verir. Evli çiftlerde bu tükenmişlik, özellikle çocuk sonrası dönemde daha sık görülür. Kadının ev içi yüklerinin artması, erkeğin duygusal katkısının azalması gibi durumlar, ilişkideki dengeyi bozar (Yıldız, 2017).
İlişkisel tükenmişlikte görülen yaygın belirtiler
-
Partnerle zaman geçirmek istememe.
-
Sevgi gösterme isteğinin azalması.
-
Sürekli tahammülsüzlük ve huzursuzluk hissi.
-
Duygusal mesafe koyma ya da kaçınma.
-
Cinsellikten uzaklaşma.
-
“Onsuz daha rahatım” gibi düşüncelerin sıklaşması.
Bu belirtiler göz ardı edildikçe, ilişki içten içe çözülmeye başlar.
Neden bu noktaya gelinir?
Tükenmişliğe neden olan faktörlerden biri iletişim eksikliğidir. Taraflar duygularını açıkça ifade edemediklerinde yanlış anlamalar, kırgınlıklar artar. Ayrıca, bireylerin deneyimleri ve aileden getirdikleri kalıplar da ilişki dinamiklerini etkiler.
Çocukluğunda duygusal ihmal yaşayan birey, ilişkide sürekli tetikte olabilir ve bu da karşı taraf için yorucu bir hal alabilir (Karaırmak ve Siviş, 2008). Bunun yanında günümüzde sosyal medya gibi dışsal etkiler de ilişkilerdeki beklentileri yükseltmekte; insanlar, gerçek ilişkilerinde “ideal aşkı” ararken ellerindekini yetersiz görmeye başlayabilir.
Tükenmişlikten kurtulmak mümkün mü?
Elbette, ancak bu tek taraflı değil, karşılıklı bir farkındalık ve çaba gerektirir. İlk adım, ilişkinin mevcut durumunu dürüstçe değerlendirmektir. Ardından, açık iletişim kurmak ve duyguları bastırmak yerine paylaşmak gerekir.
Bazı çiftler için çift terapisi etkili bir yol olabilir. Tarafların birbirini yargılamadan dinlediği bir alan oluşturulması, duygusal bağın yeniden kurulmasını sağlar (Demir ve Çelik, 2016). Ayrıca bireysel sınırları yeniden belirlemek, kişisel alanlara saygı göstermek ve ortak hedefler üzerinde uzlaşmak da ilişkiyi canlandıran önemli adımlardandır.
İlişki sorunları bir ilişkinin sonu olmak zorunda değil; ama kesinlikle bir uyarı işaretidir. Onu görmezden gelmek yerine anlamaya çalışmak ve çözüm üretmek, hem birey hem de ilişki sağlığı açısından önemlidir. Unutulmamalıdır ki her ilişki, içinde emek, anlayış ve samimiyet varsa yeniden filizlenebilir.
Kaynakça
Acar, M. ve Ayaz, N. (2020). Duygusal emek ve ilişkilerde kadınların görünmeyen yükleri. Kadın Araştırmaları Dergisi, 18(2), 45-60.
Çam, Z. ve Gündüz, B. (2014). Tükenmişlik sendromu: Psikolojik temelleri ve sonuçları. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar Dergisi, 6(3), 245-247.
Demir, A. ve Çelik, M. (2016). Çift terapisi uygulamalarında duyguların rolü. Klinik Psikoloji Dergisi, 4(1), 18-30.
Güner, P. (2019). Bağlanma stillerinin romantik ilişkiler üzerindeki etkileri. Psikoloji ve İnsan Gelişimi Dergisi, 2(1), 11-25.
Karaırmak, Ö. ve Siviş, R. (2008). Çocukluk çağı travmalarının yetişkinlikteki ilişkilere etkisi. Türk Psikoloji Yazıları Dergisi, 11(22), 23-34.
Yıldız, S. (2017). Evlilikte tükenmişlik: Kadınların yaşadığı duygusal yorgunluk. Aile ve Toplum Dergisi, 13(2), 85-101.


