Liderlik Kaygısı…
Daha önce bu kavramla karşılaştınız mı bilmiyorum. Kaygı, günümüzde en sık duyduğumuz kelimelerden biri olduğu için kulağa çok da yabancı gelmemiş olabilir.
Ben bu ifadeyi ilk duyduğumda içimden “Evet!” dedim, “Bu his bana çok tanıdık.”
Ama siz sevgili okuyucular, “Liderliğin de kaygısı mı olurmuş?” diye düşünebilirsiniz. “Lider liderdir, çıkıp konuşur, karar alır, ne kaygısı?” diyebilirsiniz.
Aslında bu tepki oldukça anlaşılır. Liderlik genelde güçlü durmakla, yön göstermekle ve özgüvenle özdeşleştiriliyor. Ama işin içine liderliğin getirdiği sorumluluk, görünürlük ve performans baskısı girince, içten içe bir çekilme hissi de beraberinde gelebiliyor. İşte bu noktada, liderlik kaygısı kavramı ortaya çıkıyor.
Fakat biz, yani daha topluluk odaklı kültürlerde yetişmiş bireyler, çoğu zaman liderliği güçlü, otoriter ve sert mizaçlı insanlarla özdeşleştiriyoruz. Oysa cana yakın, anlayışlı, iş birliğine açık bireyler de çok etkili lider olabilir. Hatta araştırmalar bu insanların daha kapsayıcı ve sürdürülebilir liderlik örüntüleri sergilediğini söylüyor (Sandberg, 2013).
Ama işte sorun şu: Bu bireyler çoğu zaman “ya yetersiz kalırsam?”, “ya insanların beklentilerini karşılayamazsam?” gibi düşüncelerle o adımı atmakta zorlanıyor. Tam da bu noktada, liderlik kaygısından bahsetmek gerekiyor.
Peki Nedir Bu “Liderlik Kaygısı”?
Liderlik kaygısı, aslında içinde çelişki barındıran bir durum. Kişinin lider olmak istemesi ama aynı zamanda bununla ilgili kaygılar yaşaması. Hem adım atmak istiyor hem de geri duruyor. Literatürde bu durum, kişinin içten gelen liderlik motivasyonu ile liderliğin getirdiği görünürlük, sorumluluk ve değerlendirilmeye açık olma gibi baskılar arasında sıkışması şeklinde tanımlanır (Aycan, 2016).
Yani potansiyel orada, istek de var, ama zihindeki soru işaretleri ve toplumsal beklentiler kişiyi yerinde tutuyor. Ve bazen, bu kaygı çok yüksek olduğunda, kişi hiç adım atmıyor, bir fırsat doğduğunda “ben yapamam” deyip geri çekiliyor.
Liderlik Kaygısını Artıran Kültürel Etkiler
Liderlik kaygısı kültürden bağımsız bir duygu değil. Türkiye gibi daha toplulukçu değerlere sahip ülkelerde “öne çıkmak” bazen “kendini göstermek” ya da “fazla iddialı olmak” gibi algılanabiliyor. Hata yapma korkusu da cabası.
Bu nedenle birçok genç, özellikle de üniversite öğrencileri ve yeni mezunlar, aslında güçlü fikirleri ve potansiyelleri olmasına rağmen liderlik rollerinden uzak durabiliyor. Çünkü lider olmak, sadece iş yapmak değil; yargılanmak, göz önünde olmak ve sorumluluğu taşımak anlamına geliyor. Ve bu herkes için kolay değil (Hofstede, 2001).
“Kadın Lider” Olmanın Ekstra Yükü
Burada özellikle bir parantez açmak gerekiyor: Kadınlar…
Kadınlar çoğu zaman sadece liderliğe değil, liderlik ‘görünümüne’ de maruz kalıyorlar. “Otoriter mi oldum?”, “Fazla mı iddialı göründüm?”, “Sevimsiz bulunur muyum?” gibi sorular, karar almanın önüne geçebiliyor. Bu da kadınların potansiyelini kullanmalarını zorlaştırıyor.
Araştırmalar da gösteriyor ki, kadınlar liderlik yetkinliklerine sahip olduklarını bilmelerine rağmen özgüvenlerini daha az gösteriyor ve daha fazla liderlik kaygısı yaşıyor (Ely, Ibarra & Kolb, 2011). Bu da onların liderlik pozisyonlarına başvurma ya da sorumluluk alma konusunda daha temkinli davranmalarına neden oluyor.
Bu Kaygıyla Baş Etmek Mümkün mü?
Bu kaygıyla baş etmek tabii ki mümkün; tıpkı diğer tüm kaygılarla baş etmenin mümkün olduğu gibi. Üstelik bu, seni durduracak bir şey olmak zorunda da değil.
Bazen sadece biraz yönlendirme, biraz da destekle farklı bir yola dönüşebiliyor. Örneğin, liderlik gibi büyük bir rol gözünde büyüyorsa, küçük sorumluluklarla başlamak iyi bir adım olabilir. Bir kulüpte görev almak, kısa süreli bir projede koordinasyon üstlenmek ya da sadece bir fikir toplantısında ilk konuşan kişi olmak bile o “ilk adım” için yeterli olabilir.
Bu süreçte yalnız olmadığını bilmek de çok önemli. Senden önce bu duyguları yaşamış, aynı çekinceleri hissetmiş biriyle konuşmak; onun deneyimlerini duymak çoğu zaman hem rahatlatıcı hem de güçlendirici olabiliyor. Zihnindeki “tek böyle hisseden ben miyim?” sorusu yerini “Demek ki bu normalmiş” düşüncesine bırakıyor.
Ve belki de en önemli şey şu: Kendine yüklenmemek. Hata yapma ihtimalin seni kötü bir lider yapmaz. Aksine, insan olduğunu hatırlatır. Öz şefkatli olmak, liderlik sürecinde de kendine alan tanımaktır. Çünkü liderlik, mükemmel olmak değil; gelişmeye açık olmakla başlar.
Bu yüzden bu kaygı seni yavaşlatıyor olabilir ama yok etmek değil, anlamak ve yönetmek mümkün. Bazen geri durduğun o adım, aslında içinde ne kadar sorumluluk bilinci taşıdığını gösterir. İşte bu da liderliğin sessiz ama en kıymetli adımı olabilir.
Son Söz
Liderlik, herkesin peşinden koşması gereken bir unvan değil. Ama eğer içinde bir yerlerde “Bir adım öne çıkmak istiyorum” hissi varsa ve buna rağmen adım atmaktan korkuyorsan, yalnız değilsin.
Bu bir eksiklik değil; sadece biraz daha dikkatli olduğunun ve bu alanın üzerinde düşünme kapasitesine sahip olduğunun bir göstergesi olabilir.
Liderlik kaygısı, fark edildiğinde ve doğru yönlendirildiğinde seni durduran değil, geliştiren bir güç olabilir.
Kaynakça
Aycan, Z. (2016). Leadership anxiety: Conceptualization and measurement. Koç Üniversitesi, Endüstri ve Örgüt Psikolojisi Laboratuvarı.
Ely, R. J., Ibarra, H., & Kolb, D. M. (2011). Taking gender into account: Theory and design for women’s leadership development programs. Academy of Management Learning & Education, 10(3), 474–493.
Hofstede, G. (2001). Culture’s consequences: Comparing values, behaviors, institutions, and organizations across nations. SAGE Publications.
Sandberg, S. (2013). Lean In: Women, Work, and the Will to Lead. Knopf.


