Bazen bir ilişkide yaşadığımız küçücük bir olay, içimizde büyük bir yara gibi yankılanır. Bir mesajın geç gelmesi, bir duygunun önemsenmemesi ya da sadece göz göze gelmemek bile… Bunlar küçük gibi görünse de, üst üste birikince derin izler bırakır. Psikolojide bu duruma micro terk ediliş denir.
Micro terk ediliş; mesajlara geç dönmek, duyguları yok saymak, tepkisiz ve ulaşılmaz davranmak, duygusal olarak karşısındaki kişinin ona hiçbir anlam ifade etmediğini düşündüren davranışlar sergilemek yani duygusal olarak kayıtsız kalmak… Kısacası ilişki içerisinde tekrar tekrar yaşanan küçük ihmallerdir.
Sürekli yaşanan micro terk edilmeler, kişinin kendini değersiz hissetmesine sebep olur. Bazen kendimizi aşağıdaki soruları düşünürken bulmamıza sebep olabilir.
Bazen kendimizi şöyle düşünürken buluruz:
-
Kırıldığımı bile bile nasıl umursamaz davranır?
-
Buna neden bu kadar alındım?
-
Beni yok mu sayıyor yoksa ben mi abartıyorum?
-
Acaba ben mi fazla hassasım?
-
Abartılacak bir şey değil ama neden bunu atlatamıyorum?
-
Böyle davranması neden bu kadar değersiz hissettirdi?
-
Yine neyi yanlış yaptım?…
Bu soruların cevabı aslında sadece bugün kurduğumuz ilişkilerle alakalı olmayabilir. Böyle hissetmemiz, doğduğumuz andan itibaren bizim bakımımızı üstlenen bireyle (bakımverenimizle) kurulan ilişkiye dayanıyor olabilir.
Bakım verenle kurulan ilk ilişkide yaşanan ihmal veya tutarsızlık, yetişkinlikteki yakın ilişkilerimizde yankı bulur. Bu yazımızda bağlanma stillerimizin micro terk ediliş tepkilerimizi nasıl etkilediğini ele alacağız.
Hayata gözlerimizi açtığımız andan itibaren bir bakımverene (anne-baba- diğer bir kişi) bağımlı oluruz. Bizi büyüten kişinin sevgisi, ilgisi ve tutarlılığı; dünyayı nasıl göreceğimizi belirler. Eğer bakımverenimiz bizi sevgiyle karşılayıp ihtiyaçlarımıza zamanında cevap verdiyse, dünyayı güvenli bir yer olarak algılarız ve güvenli bağlanma geliştiririz.
Ama eğer bakımverenimiz bazen ilgili, bazen ilgisiz olduysa ya da aşırı kontrolcü davrandıysa; o zaman dünyayı belirsiz bir yer olarak görürüz. Bu da yetişkinlikte kaygılı ya da kaçıngan bağlanma geliştirmemize neden olur.
Micro terk edilişleri fark etmemiz bu bağlanma stilleri ile ortaya çıkar. Kaygılı bağlanan bireyler küçük bir ilgisizlik anında artık sevilmediklerini ya da terk edileceklerini düşünebilirler.
İlişkilerinde her şeyin yolunda gittiğine dair onay beklerler. İlişki içerisinde reddedilmeye önlem olarak sürekli endişeli bir ruh halinde olurlar ve dürtüsel davranışlar sergilerler.
Kaçıngan bağlanan bireyler ise kurdukları duygusal yakınlığı rahatsız edici bulur. Kaçıngan bağlanan kişi partnerine karşı bağlılığını kısıtlayıcı bulabilir. Sevgiyi belli bir mesafede yaşamak isterler.
İlişkilerinde duygusal mesafe azaldıkça partnerini devre dışı bırakıp kendilerine bir özgürlük alanı açarlar. İlişkiyi sabote etmek için sadakatsizlik yapabilirler, aniden karşısındaki insandan soğuyabilir ve aslında başlarda doğru kişi olduğuna inandığı kişi bir anda en kötü seçim haline gelebilir.
Bağlanma stillerimiz, micro terk edilişler yaşamamıza neden olur ve kendimizi güvensizlik hissiyle baş ederken, stres kaynaklı mide ağrısı, kasılmalar ve benlik zedelenmesi yaşarken bulabiliriz.
Bu döngüyü kırmak, ilişkimizdeki kırıldığımız anları daha sağlıklı yönetmemizi ve özgüvenimizi yeniden inşa etmemiz anlamına gelir. Bunun için farkındalık kazanmak ilk adımdır.
Micro terk ediliş yaşadığımız anlarda bu duygunun tanıdık olup olmadığını ve ilk nerede hissettiğimizi sorgulayarak ilişkisel travma kaynaklı tepkilerimizi yavaşlatabiliriz.
Kırıldığımız anlarda duygumuzu bastırmak yerine, onu nazikçe görmeliyiz. Karşı tarafa hislerimizi yargılamadan anlatabilirsek hem kendimizi daha iyi ifade etmiş oluruz hem ilişkiyi koruruz.
Profesyonel yardım alarak; terapistimizle zor anlarımızda duygumuzu nasıl regüle edebileceğimizi öğrenebilir, bağlanma stilimizi iyileştirebilir, kendimize şefkatli yaklaşarak duygularımızı sağlıklı bir şekilde dile getirmemizi ve özgüvenimizi yeniden inşa edebiliriz.
Çocuklukta yaşadığımız ihmaller bizim hatamız değildir. Bu ihmalin içimizde oluşturduğu boşluk hissini artık içimizde yaşamak zorunda değiliz. Bu acı deneyimler aslında bize bir davet: Kendi duygusal ihtiyaçlarımızı fark etmek, iyileşme sürecimizi başlatmak için bir kapıdır.
Spinoza’nın Etika’da dediği gibi:
“Bize acı veren duygular, onun berrak ve kesin bir resmini çizdiğimiz anda acı olmaktan çıkar.”
Kaynakça
• Ainsworth, M. D. S. (1978). Patterns of attachment: A psychological study of the strange situation. Psychology Press.
• Bowlby, J. (1969). Attachment and loss: Vol. 1. Attachment. Basic Books.


