Çarşamba, Aralık 3, 2025

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Z Kuşağının Sessiz Krizi: Pek Çok Şeyi Bilen Ancak Hiçbir Şeyden Emin Olamayan Nesil

Bilgi çağında büyüyen Z kuşağı, dış dünyanın gürültüsü içinde içsel yönünü kaybediyor.
Kimlik, aidiyet ve anlam arayışı; dijital sessizliğin örülmüş bir varoluş mücadelesine dönüşüyor. Sürekli bağlantıda fakat bir o kadar da yalnızlar.

Her şeyi gören, bilen, düşünen bir kuşak…
Fakat belirsizliğe tahammül edemeyen, emin olamamanın kaygısıyla yaşamayı öğrenmeye çalışan genç zihinler.

Dijital çağa denk gelen pek çok kuşak bulunuyor; özellikle Y kuşağı yaşamını analogdan dijitale geçiş sürecinde biçimlendirirken, Z kuşağı dijital dünyanın tam ortasında bulunuyor.
Bu bağlamda Z kuşağı için dijital çağın ilk yetişkin jenerasyonu da diyebiliriz.

Bilgiye erişim açısından inanılmaz kolaylıklar içine doğan, pek çok imkâna ulaşmakta zorluk yaşamayan bir nesilden bahsedebiliriz. Ancak bu durum karşısında, bireylerin elde etmiş olduğu bilgiler doğrultusunda daha donanımlı ve güçlü hale gelmesi beklenirken tam tersi bir tablo ortaya çıkmıştır.

Bireyler, yoğun bilgiler içinde adeta boğulur hale gelmiştir; bu durum da hem bedensel hem de ruhsal yorgunluğu beraberinde getirmektedir.

Bilmekten Yorulan Zihin

Dijital dünyanın içine doğan Z kuşağının internet ve sosyal medya kullanımının oldukça yaygın olduğu bilinen bir gerçektir. Yapılan araştırmalar, Türkiye’de internet kullanıcılarının günlük ortalama 7 saat 13 dakika internette, sosyal medya platformlarında ise ortalama 2 saat 43 dakika vakit geçirdiğini göstermektedir (Anadolu Ajansı, 2025; Milliyet, 2025).
15–29 yaş arasındaki bireylerin ise günlerinin yaklaşık 3 saatten fazlasını sosyal medyada geçirdiği bilinmektedir (Anadolu Ajansı, 2024).

Bu veriler, Z kuşağının gününün büyük bir bölümünü dijital dünyada geçirdiğini ortaya koymaktadır.

Bireysel yaşamımıza baktığımızda, karşımıza çıkan pek çok uyaranı fark edebiliriz: sosyal medya akışları, haberler, podcastler, videolar… Artık her an bir bilgiyle karşılaşmamız oldukça normal hale gelmiştir.

Fakat bu sürekli bilgi akışının ne yazık ki bilişsel bir bedeli bulunmaktadır.
Benselin ve Ragsdell (2016) tarafından gerçekleştirilen araştırma, bilgi fazlalığının karar verme yorgunluğu ve tükenmişlik hissiyle ilişkili olduğunu göstermektedir.

Bu noktada, bilgiye ulaşmaktan ziyade bilgiyi elemenin ne kadar önemli ve zor olduğunu görebiliriz. Bu durum, bireylerin karar vermesini zorlaştırmakta ve sürekli olarak daha fazla bilgi arayışını beraberinde getirmektedir.

Yani bireyler sürekli olarak “en iyi” ve “en doğru” olanı bulmaya çalışmakta; bu çaba da zaman içerisinde mükemmeliyetçilik, erteleme davranışı ve tükenmişlik duygusuna dönüşebilmektedir.

Sonuç olarak birey, çok bildikçe daha çok şüphe duymakta ve belki de hiçbir zaman amacına ulaşamamaktadır.

“Ben Kimim?” Sorusunun Dijitale Yansıması

Ergenlik döneminin bireylerin kimlik inşası açısından oldukça önemli bir dönem olduğunu artık hepimiz biliyoruz.
Z kuşağının bu konuda büyük bir dezavantajı olduğunu düşünüyorum; onlar yalnızca gerçek dünyada değil, dijital dünyada da kimlik oluşturmaya çalışıyor.

Oluşturulan sosyal medya profilleri, alınan beğeni ve yorumlar, bir ötekinin paylaşımları gibi pek çok faktör benlik algısını şekillendirmektedir.

Ergenlik döneminde kendini gösteren “hayali seyirci” kavramı, sosyal medya ile birleştiğinde, gerçeklik ile sanallık arasındaki sınırları da bulanıklaştırmaktadır.
David Elkind (1967) tarafından açıklanan bu kavram, ergenlik dönemindeki bireylerin düşünce ve davranışlarının sürekli olarak herkes tarafından izlendiğini, fark edildiğini ve değerlendirildiğini düşündükleri bir bilişsel yanılgıyı ifade etmektedir.

Bu bilgi doğrultusunda, Z kuşağı için sosyal medyanın da bir sahne haline geldiğini söylemek mümkündür.

Fakat bu durum karşısında genç bireyler, tamamen dış onaya bağımlı hale gelebilmekte; içsel denetim duygusu giderek zayıflayabilmektedir.

Z kuşağı artık “Ben kimim?” demekten çok, “İnsanlar beni kim sanıyor?” sorusuna daha çok önem verir hale gelmiştir.

Emin Olmadan Yaşamayı Öğrenmek

Z kuşağının içine doğduğu ve büyüdüğü dünya, teknolojinin de etkisiyle birlikte hızla değişmektedir.
Bu kuşak pandemi, ekonomik kriz, iklim krizi, savaşlar ve yapay zekâ gibi birçok küresel olayın ortasında yetişmiştir.

Böylesine belirsiz bir dönemde büyümek, doğal olarak kaygı seviyesini artırmaktadır.
Bu noktada bireylerin ruhsal sağlığı açısından geliştirmesi gereken temel beceri, belirsizlik toleransıdır.

Ancak gerçekleştirilen çalışmalar, dönemin genç yetişkinlerinin yani Z kuşağının belirsizlik toleransının oldukça düşük olduğunu göstermektedir.
Bu nedenle herhangi bir belirsizlik durumu karşısında bu kuşak daha çok kaygı ve kararsızlık hissetmekte, kontrol arayışına girmektedir (Maffly-Kipp vd., 2024; Rahman ve Lee, 2023).

Meslek seçimi, ilişki kurma ve hatta hobi seçimlerinde bile Z kuşağı yanlış karar vermekten korkar hale gelmiştir.
Bu durum, belirsizlik karşısında eyleme geçmeyi engelleyen ve bireylerin pasif konumda kalmasına neden olan karar felci olarak tanımlanabilir.

Bu durumu açık büfeye benzetebiliriz:
Onlarca yemek seçeneği arasından neyi istediğimizi bulmakta zorlanırız.
Sonunda ya her şeyden biraz alırız ya da en basit iki yiyeceği (patates kızartması, makarna gibi) seçip masamıza döneriz.

Yani ya her şeyin tadına bakmaya çalışarak midemizi bozarız ya da hiçbir yeni tat denemeden yerimizde sayarız.

Tüm bunlar doğrultusunda, Z kuşağı her şeyi biliyor gibi görünse de hiçbir şeyden emin olamama hissiyle baş etmeye çalışan bir kuşak olarak, belirsizlik, tatminsizlik ve sürekli sorgulama döngüsünde sıkışıp kalmıştır.

Kaynakça

Anadolu Ajansı. (2024, Mayıs 15). Gençler sosyal medyada günde en az 3 saat geçiriyor.
https://www.aa.com.tr/tr/yasam/gencler-sosyal-medyada-gunde-en-az-3-saat-geciriyor/499532

Benselin, J. C., & Ragsdell, G. (2016). Information overload: The differences that age makes.
Journal of Librarianship and Information Science, 48(3), 284–297.
https://doi.org/10.1177/0961000614566341

Elkind, D. (1967). Egocentrism in adolescence.
Child Development, 38(4), 1025–1034.
https://doi.org/10.2307/1127100

Maffly-Kipp, J., Wittekind, C. E., & Petermann, F. (2024). Intolerance of uncertainty and psychological flexibility as predictors of mental health from adolescence to old age.
Social Psychiatry and Psychiatric Epidemiology, 59(5), 1021–1035.
https://doi.org/10.1007/s00127-024-02724-z

Rahman, F., & Lee, S. J. (2023). The relationship between intolerance of uncertainty and anxiety about the future in Gen Z is mediated by family support.
Journal of Social Research and Education Trends, 12(4), 215–229.
https://jsret.knpub.com/index.php/jrest/article/view/674

Anadolu Ajansı. (2025, Ocak 23). Sosyal medya kullanımı yaşa ve amaca göre günlük 30 ila 120 dakikayı geçmemeli.
https://www.aa.com.tr/tr/gundem/sosyal-medya-kullanimi-yasa-ve-amaca-gore-gunluk-30-ila-120-dakikayi-gecmemeli/3613722

Milliyet. (2025, Ocak 24). Sosyal medyayı günde kaç saat kullanıyoruz? Bakan Uraloğlu açıkladı.
https://www.milliyet.com.tr/ekonomi/sosyal-medyayi-gunde-kac-saat-kullaniyoruz-bakan-uraloglu-acikladi-7366771

Damla Nur Çelen
Damla Nur Çelen
Yazar Damla Nur Çelen, psikoloji ve sosyoloji lisans eğitimlerini yüksek onur öğrencisi olarak tamamlamıştır. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü’nde yüksek lisans eğitimine başlamış olup, şu anda tez aşamasında akademik kariyerine devam etmektedir. Hâlihazırda hem psikoterapist olarak hem de havacılık psikolojisi alanında uzman olarak çalışma yaşamını sürdürmektedir. Psikodinamik Psikoterapi, Oyun Terapisi, Psikoterapide İlişkisel Yaklaşım, Rorschach ve TAT Projektif Testler alanlarında uzmanlığını tamamlamıştır. Özellikle travma, adli psikoloji ve sosyal psikoloji alanlarında kaleme aldığı yazılarla psikolojiyi herkes için anlaşılır ve günlük yaşama uyarlanabilir hâle getirmeyi amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar