Pazartesi, Nisan 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Yeni Yıla Umutlu Giremeyenler, Sizden Umudum Var

Yeni yıl herkes için umutla başlamaz. Takvim değiştiğinde her şeyin geride kalacağı, acıların kapanacağı ve içimizin bir anda hafifleyeceği fikri kulağa iyi gelir. Ancak bazıları için yeni yıl; bitmemiş cümlelerle, yasını tutamadığı kayıplarla ve içinden atamadığı sorularla gelir. Herkes yeni bir sayfa açmaya hazır değildir; çünkü bazı defterler, henüz kapanacak yerini bulamamıştır. Bu yazı, yeni yıla umutla giremeyenlere… Umudu kendinde bulamayan ama yine de bir yerlerde var olduğuna inananlara.

Bitmemiş Yıllar

Hepimiz bir sene içinde beklenmedik, üzücü, yıpratıcı ve bizi öfkelendiren olaylar yaşıyoruz. Bazen bir ilişkimiz bitiyor, bazen cevabını hiç öğrenemeyeceğimiz sorularla baş başa kalıyor, bazen de kendimizi açıklayamadığımız kötü bir olayı geride bırakabiliyoruz. Yarım kalmışlık bizi her açıdan yıpratabiliyor. Yeni yıla girerken de bu acı verici deneyimi ve bizde uyandırdığı düşünce ve duyguları geçen yılda bırakmak istiyoruz. Ancak bu konuda başarılı olamayabiliyoruz ve bu deneyim yeni yılda da bizimle oluyor. Bu durumu psikolojide yarım kalmışlık kavramı ile açıklayabiliriz. Yarım kalmışlık; duygusal ya da zihinsel olarak tamamlanmamış, bir sonuca bağlanmamış yani aslında “kapanmamış” olan deneyimleri karşılayan bir kavramdır. Bir deneyim tamamlanmadığında; zihnimiz onu kapatmaz yani tamamlanmamış saydığı için biz bu deneyime yönelik duygu ve düşünceleri aktif olarak yaşantılarız. Bu durumlar da zihnimizce çözülmesi gereken şeyler olarak görülür. Zihin, aynı konuyu defalarca düşünmeye yöneltir; çözüm üretmeyen bu döngüsel düşünceye ruminasyon denir. Ruminasyon nedeniyle de zihnimiz geçmişe takılıp kalır. Bu nedenledir ki biz aslında bilinçli olarak geçmişteki kapanmamış meseleleri şimdiye taşımayız. Onlar bizimle birlikte gelirler çünkü zihin bu durumu “bu mesele çözülmedi” olarak kodlar.

Umudun Yorgunluğu

Yeni yıl için yeni sayfa açabilmek umutlanmaktır. Sene başlamadan hayallerimizi, amaçlarımızı umut temelinde kurarız. Ancak herkes yeni yıldan umutlu değil. Bazı insanlar “artık umutlanacak gücüm kalmadı” düşüncesiyle bir vazgeçiş göstermekte, bazıları ise yeni senenin eskisinden daha da kötü olacağına inanmakta. İçinde bulunduğumuz modern dünya her ne kadar “modern” zemininde olsa da yıkıcılığı adıyla ters orantılı. İnsanlar günü geçirmek için ve güçlü olabilmek adına devamlı bir duygusal toparlanma düşüncesi içindeler. Günümüzdeki şartlar nedeniyle hayal kurmanın bile hayal olarak kalması kişileri duygusal tükenmişliğe sürüklüyor. Duygusal tükenmişlik, uzun süreli duygusal yükün ardından ortaya çıkan; kişinin içsel gücünün azaldığı ve duygularını düzenlemekte sorun yaşadığı ve bu doğrultuda yorgunluk hissettiği bir durumdur. Bu çok insanidir ve güçsüzlük demek değildir. Kişinin sistemi molaya ihtiyaç duymaktadır. Bu tükenmişlik hali de yeni yıldan beklentileri oldukça aşağılara indirip kişilerin umudunu yitirmelerine neden olmaktadır.

Kıyas Ve Yetersizlik

Teknolojinin gelişimi ile birlikte dünyamızda gittikçe küçüldü. Bu nedenledir ki dünyanın öbür ucunda olan insanlar sanki yanı başımızdaymışçasına geliyor. Ancak olumlu olduğu kadar bu durumun olumsuz etkileri de var. Yeni yıl dönemindeyken herkes hayallerini anlattığı tablolarla karşımıza çıkıyor; herkes yeni yıldan umutlu ve halinden memnun görünüyor. Bu nedenle de kötü bir dönemden geçip umutsuz bir hava içinde olan bireyler de bunlarla karşılaşınca daha da umutsuz bir ruh haline bürünüyorlar. Sosyal medyada herkes yeni yılla birlikte yeniden başlıyor ve yenileniyor. Sanki herkes yaşadığı kötü deneyimleri geçmiş yılda bırakmış ve gayet hallerinden memnun görünüyorlar. Ancak bu tablo göründüğü kadar gerçek mi? Cevap tabi ki hayır olacak çünkü sosyal medya her birey için bir vitrin görevi görüyor. Bizler onay ihtiyacımızı karşılamak, beğenilmek için paylaşım yapıyor, bazen içinde bulunduğumuz mutluluk tablosunu süsleyip gerçek dışı hale getirebiliyoruz. Ayrıca düşündüğümüzde, mutsuzluktan ziyade mutlulukların paylaşılması da oldukça normal geliyor. İşte yeni yıl döneminde de tabi ki insanlar yapacakları başlangıçları, alacakları kararları paylaşıyor ve sosyal medyada onaylandıkları için de doyuma ulaşmış oluyorlar. Kendimize “ben neden yerimde sayıyorum?” ya da “ben de neden olmuyor?” gibi soruları yönelttiğimizde kendimiz de sosyal medyada mutlu olduğumuz anları paylaştığımızı, mutsuzluğumuzu ve acılarımızı paylaşmadığımızı, bunu biraz da özel şekilde deneyimlediğimizi unutmazsak kendimizi de başkaları ile kıyaslamamış oluruz. Böyle düşüncelerle boğuştuğumuzda bunun ne kadar insani bir durum olduğunu da unutmamamız gerekir.

Mecburi İyimserlik

Yeni yıl gelirken, takvimdeki değişimin bizden de aynı hızda değişmemizi beklemesi gibi bir yanılgıya düşebiliyoruz. “Yeni bir ben” söylemi bizi mecburi bir iyimserliğe sürüklüyor ve kendimizi hızlı bir iyileşme haline sokabiliyoruz. Oysa iyimserlik, kötü hissetmemizi yasaklayan ya da mutluluğu zorunlu kılan bir tutum değil; olumsuzlukları reddetmeden, geleceğe dair olumlu ihtimallere alan açan bir tutumdur. Bunun aksine mecburi iyimserlik mutsuzluğu gizlemeyi, hızlıca duygusal açıdan toparlanmayı ve güçlü olma inancını performansa dönüştürür. Böyle olunca yılın ilk günü yeni bir ben, yeni bir başlangıç değil; duygusal açıdan kendimize yükler bindirdiğimiz aşırı yorucu ve yıpratıcı bir güne dönüşebilir. Bu nedenle iyileşmeyi takvim yaprağına uygun şekilde değil, kendi duygusal zamanımıza uygun olarak gerçekleştirmeliyiz. Bu bize hem bir nebze hafifletici bir deneyim sunar hem de yeni yıla karşı daha akışa bırakan bir tutum sahibi olmamızı sağlar. Çünkü iyileşmeyi aceleye getirmek psikolojik açıdan çok yaralayıcı olabilir.

Umudu Erteleme Hali

Geçen yılı geride bırakırken tüm yaşadıklarımızı da geride bırakmak zorunda değiliz. Çünkü bizler takvim yapraklarına sığmayacak denli büyük deneyimler yaşıyoruz. Bizim takvimimiz duygularımızın ritminde saklı. Umut belki de henüz ulaşılacak yerde değildir bu nedenle kendimizi yeni yıla girerken mutlu ve iyimser olmaya zorunlu hissetmek durumunda değiliz. Çünkü umut tamamen yok değildir yalnızca şu an erişilemez bir yerdedir. Hazır olduğumuzda içimizde yeni kararlar, yeni hayaller ve eyleme geçme hali de canlanacaktır.

Ve tüm bunların sonunda, yeni bir yıla girmişken şunu hatırlatmak istiyorum: Yeni yıl, kimimizin içinde çiçekler açtırır; kimimizde ise bir gölge gibi durur. Her ikisi de insana dairdir. Umutla dolmaya mecbur değiliz; takvim değişti diye içimiz de değişmek zorunda değil. Biten ilişkiler, eksik kalan cümleler, tutamadığımız sözler, iyileşmeyi unutan yanlarımız… Tüm bunlar bizimle birlikte yeni seneye taşınabilir ve bu, bir başarısızlık değil; insan oluşumuzun kanıtıdır. Yine de şunu bilmek isterim: Eğer bugün umut sende yoksa, bende var istersen paylaşırım. “Yeni yıla umutlu giremeyenler, sizden umudum var” derken kastım tam da buydu; umut bazen içimizde filizlenmez, birinin gözünde bize geri döner. O yüzden kendinizi iyi hissetmeye zorlamadan, iyileşmeyi aceleye getirmeden, içinizden geçtiği gibi girin yeni yıla. Çünkü umut, bazen takvim yapraklarında değil; birbirimize tutunduğumuz o küçük cümlelerde saklıdır.

Ece Uçman
Ece Uçman
Ece Uçman, psikoloji lisansını tamamlamış bir psikologdur. Bilişsel davranışçı terapi, kriz ve yas terapisi, kısa süreli çözüm odaklı terapi, projektif testler ve insan kaynakları alanında eğitimler almıştır. Yalnızca bireyi değil, toplumu da anlamayı hedefleyen yazılarında, farklı alanlara duyduğu ilgiyle özgün bir bakış açısı sunar. Okumaya, kendini geliştirmeye ve sosyalleşmeye büyük önem verir; insanları tanımayı ise bir tutku olarak görür. Dergide, bireysel ve toplumsal psikolojiye dair güncel ve düşündürücü konuları ele alır. Amacı, psikolojiyi geniş kitlelere ulaştırmak ve farkındalık yaratmaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar