Sahne aydınlanır.. Gökten üç elma düşer: Biri mağdura, biri zalime biri de mağduru zalime karşı korumakla ve onu kurtarmakla görevli kurtarıcıya.. Ve böylece roller dağıtılır, herkes bilinçdışında var olana göre kendi rolünü kusursuz bir şekilde oynamaya başlar.. Ta ki yönetmen ‘Kestiiik!’ diye bağırana ve sahneyi durdurana kadar. ‘Arkadaşlar hayır hayır olmuyor, herkes rolüne daha fazla girsin.
Mağdur, sen kendini sürekli acılar içinde büyümüş, çaresizliği, zavallılığı damarlarına kadar hissetmiş birisin, unutma. Hayatta en büyük acılar, talihsizlikler senin başına gelmiş, bu nedenle tüm dünyaya öfkelisin ancak bu öfkeni bastırıp kendini çoğu zaman zavallı ve muhtaç olarak gösteriyorsun. Çünkü buna sonuna kadar inanıyorsun. Tek başına yapamayacağına, bir kahramanın varlığı olmadan bu zorlu yoldan çıkamayacağına adın gibi eminsin.’
Zalim, sen içindeki öfkeyi hisset, içinde alev alev yanan öfkeyi, onu en derinindeki zayıflığı kapatmak için kullandığını, böylece güçlü göründüğünü ve kendi içindeki zayıfı dış dünyada gördüğünden tüm hıncını ondan çıkardığını fark et! Başına gelen onca şanssızlık, onca kötülük seni en sonunda böyle kötü biri yaptı, bunu hiç aklından çıkartma. Sen bir kez daha o çocukluğundaki zavallı, kimsesiz, korumasız, diğerlerinin bakıma muhtaç ama bunu alamayan halde bir daha asla olmazsın. Bu nedenle zihnindeki bu kötü dünyayla savaşmanın tek yolunu öğrenmişsin: Zorbalık! Bir başkasının hakkını gasp etmek, yalan söylemek ve kandırmak, aklına gelen tüm şiddet türlerini uygulamak senin kendini korumak için öğrendiği tek yol. Bu yüzden insanları mağdur edersin ki bir daha o çocuklukta tadına baktığın mağduriyetin yanına yaklaşmayasın. Ama çoğu zaman yanılırsın, bu travmatik dil senin bildiğin dil olmuştur, o nedenle zalimlik yaparken aslında çoğu zaman mağdur olduğunu gözden kaçırırsın.
Kurtarıcı! Şimdi sen çık ortaya. İçindeki o yumuşacık şefkate temas etmeni istiyorum senden. Sen kimseye kıyamazsın, yumuşak karnındır mağdur bir insanın bakışları, çaresizce bükülmüş dudakları. Mikro düzeyde bile en ufak dudak kıvrımından, bir göz devirmesinden anlarsın ki o insan mağdurdur ve muhtaçtır. Senin yardımına, kahramanlığına, düştüğü zorluktan onu çekip alacak güçlü dirayetli kollarına muhtaçtır! Sen mağduru kurtardıkça güçlendirsin, damarlarında şiddetle akan güç dalgasını fark et! Sen bir kahramansın! diye beyninde yankılanan sesi fark et!
Herkes role girdiyse, başlayabilir. Sahnede şahane bir dram görmek istiyorum arkadaşlar!’
Eğer sizler de hiç farkında olmadan girdiğiniz bu travma sahnesini seyirci koltuğundan izlerseniz kan, gözyaşı, ihanetler, aldatmalar ve aldatılmalar, şiddetler, bağrışmalara tanıklık edersiniz. Ve bilmelisiniz ki travma dili diye bir şey var, sizi hayatla mağdur, zalim veya kurtarıcı diliyle konuşmaya zorluyor ve çoğunlukla tek rolde kalmak mümkün değil. Eğer bu dili konuşuyorsanız üç role de girip çıkıyorsunuz. Ve bunu asla bilerek isteyerek yapmıyorsunuz. Bu otomatikten çoğunlukla çocuklukta deneyimlenen zorlu hayat olayları sonucunda öğrenilmiş olan bir dil ve fark etmek de rolden çıkmak da zaman alabiliyor. Eğer bu üç rolden biri veya aslında hepsiyseniz lütfen kendinizi suçlamayın ve eleştirmeyin. Yalnızca kendinize şu soruyu sorun: ‘ Ben bu dilin haricinde hayatla iletişimimde yeni ve daha sağlıklı bir konuşma dilini öğrenmek istiyor muyum?’ Cevabınız evetse hadi gelin tekrar sahnedeki pravoya dönelim ve yönetmenin oyuncularla yaptığı diyaloğu dinleyelim:
Yönetmenin Müdahalesi ve Farkındalık
‘ Kestik! Bravo arkadaşlar şahaneydiniz. Sahnede bize tam anlamıyla müthiş bir dram izlettiniz. Mağdur rolündeki kişinin hayatın karşısında nasıl zayıf düştüğünü ancak içindeki öfkeyi zalimin diliyle nasıl tekrar kendine yönelttiğini gördük. Ve diğerlerinden kurtarıcılık beklerken nasıl karşısındaki kişinin duygularını sömürdüğünü, bundan beslendiğini de..
Ancak bir şeyi çok iyi yansıttınız sahnede arkadaşlar; kahramanın en başta mağdur kişide aslında kendi geçmişindeki mağdur halini kurtarmaya bağımlı olduğunu ancak sömürülen duygularla nasıl isyan edip en sonunda zorba bir karaktere dönüştüğünü çok iyi verdiniz izleyiciye! Zalim(zorba) karakterinin de aslında içindeki mağduriyeti ve zayıflığı örtme şeklinin kötü olarak, öfkeyi yansıtarak olduğunu bizlere anlattınız.
Yalnız bu roller sağlam zorlu rollerdir arkadaşlar. Bitirmeden önce şimdi hepinizin tek tek rolden çıkmanızı isteyeceğim: Şimdi birbirinize sarılarak bir halka oluşturun arkadaşlar ve hepinizin tek bir kişiyi temsil eden farklı yanlar olduğunu düşünün. Yani mağdurun içindeki zalimi ve kurtarıcıyı, zalimin içindeki mağduru ve kurtarıcıyı, kurtarıcının içindeki mağduru ve zalimi görün. Yani bu sahnede tek rolde kalmanın mümkün olmadığını, mağdur olurken diğerlerine nasıl zalimlik yaptığınızı, kurtarırken nasıl mağdur olduğunuzu, zorbalarken nasıl kurtardığınız ve mağduriyet yaşadığınızı. Ve şimdi her biriniz kendi duygusal sorumluluk bilincinizi alabilecek içinizdeki gücü yakalayın. O güce temas edin, yoğun bir muhtaçlık hissi geldiğinde önce içinizdeki bilge yan seslenişine kulak verin, onun rehberliğini ve gücünü isteyin. Ve şimdi o gücün ışığını takip edin.. Buraya dönün arkadaşlar, şuan kendiniz olarak buradasınız!’


