Travma ve Bilinçaltı
Travma deyince çoğumuzun aklına büyük felaketler gelir.
-
Deprem
-
Kaza
-
Saldırı
-
Savaş
Ama travma yalnızca olayın büyüklüğüyle ilgili değildir. Bazen travma, yaşadığın şeyden çok yaşadığın şeyi zihninin nasıl işlediğiyle ilgilidir. Çünkü travma, “olan şey” değil; olan şeyin sinir sisteminde bıraktığı izdir.
Travma Beyinde Nasıl İz Bırakır?
Travmatik bir deneyim yaşadığında bedenin otomatik olarak alarm sistemini devreye sokar. Bu sistemin başrol oyuncularından biri amigdala’dır. Tehlikeyi algılar ve “kaç ya da savaş” sinyalini verir.
-
Kalbin hızlanır.
-
Nefesin değişir.
-
Kasların gerilir.
Bu, bir hayatta kalma mekanizmasıdır. Ancak travmatik deneyim çok yoğun ya da başa çıkılamayacak kadar ağırsa, beyin o anıyı “tamamlanmış” bir anı gibi depolayamaz. Parçalı, dağınık ve zamansız bir şekilde kaydeder. İşte bu yüzden bazı insanlar:
-
Küçük bir tetikleyiciyle aynı korkuyu tekrar yaşar.
-
Bedeni sanki o günkü gibi tepki verir.
-
Olay geçmişte kalmasına rağmen zihin bugünde yaşatmaya devam eder.
Travma zamansızdır. Geçmişte olur ama bugünde hissedilir.
Travma Sadece Büyük Olaylar Değildir
Travma her zaman dramatik ve görünür değildir. Bazen travma:
-
Sürekli eleştirilmek
-
Görülmemek
-
İhmal edilmek
-
Güvende hissetmemek
-
Duygularının küçümsenmesi
gibi tekrar eden deneyimlerin toplamıdır. Özellikle çocukluk döneminde yaşanan duygusal ihmal, bağlanma yaraları oluşturabilir. Çocuk şunu öğrenir:
-
“Duygularım yük.”
-
“Fazla olmamalıyım.”
-
“Sevilmek için çabalamalıyım.”
Yetişkinlikte bu inançlar ilişkilerde tekrar eder. Sorun kişiler değildir çoğu zaman. Sorun, tanıdık gelen duygusal atmosferdir.
Travma ve Kontrol İhtiyacı
Travma yaşayan birçok insanın ortak bir özelliği vardır: kontrol.
-
Her şeyi planlama.
-
Belirsizliğe tahammül edememe.
-
En kötü senaryoyu sürekli zihinde oynatma.
Çünkü travma kontrolün kaybedildiği bir andır. Zihin bir daha o kontrol kaybını yaşamamak için aşırı telafi eder. Ama burada bir döngü oluşur:
-
Kontrol etmeye çalıştıkça kaygı artar.
-
Kaygı arttıkça kontrol etme ihtiyacı büyür.
Bu, güven eksikliğinin davranışsal maskesidir.
Travma “Zayıflık” Değildir
Travma sonrası verilen tepkiler çoğu zaman yanlış anlaşılır.
-
“Abartıyorsun.”
-
“Geçti artık.”
-
“Unut gitsin.”
Oysa travma bir irade meselesi değildir. Sinir sisteminin verdiği bir hayatta kalma tepkisidir. Travma yaşayan biri zayıf değildir. Çoğu zaman aksine, aşırı güçlüdür. Çünkü dayanmıştır. Ama dayanmak ile iyileşmek aynı şey değildir.
Travma ve Beden: Sessiz Hafıza
Travma sadece zihinde değil, bedende de depolanır. Bazı insanlar nedenini bilmeden:
-
Omuzlarında sürekli bir gerginlik taşır,
-
Mide problemleri yaşar,
-
Ani irkilme tepkileri verir,
-
Nefesini fark etmeden tutar.
Beden unutmuyor olabilir. Travma, sözle ifade edilmese bile kaslarda, nefeste, duruşta kendini gösterebilir. Bu yüzden iyileşme sadece konuşmak değil; bedeni de yeniden güvene öğretmektir. Nefes çalışmaları, somatik terapiler, beden farkındalığı bu noktada çok kıymetlidir. Çünkü bazen iyileşme kelimelerden önce bedende başlar.
Travma ve İlişkiler: Yakınlık Neden Zor Gelir?
Travma özellikle bağlanma temelliyse, en çok ilişkilerde ortaya çıkar.
-
Yakınlık tehdit gibi hissedilebilir.
-
Ya aşırı bağlanma ya da aşırı mesafe görülebilir.
Bazı insanlar:
-
Terk edilme korkusuyla yapışır,
-
Bazıları incinmemek için duvar örer.
Aslında her iki uçta da aynı cümle vardır: “Güvende değilim.” Travma iyileşmediğinde, ilişki bir savaş alanına dönüşebilir. İyileştiğinde ise ilişki güvenli bir alan olabilir.
Travma ve Suçluluk: “Benim Yüzümden Oldu”
Travmatik deneyimlerden sonra en sık görülen bilişsel çarpıtmalardan biri suçluluktur.
-
“Daha dikkatli olsaydım…”
-
“Hayır deseydim…”
-
“Ben tetikledim…”
Oysa travma anında beyin hayatta kalmaya odaklanır. Donmak da bir tepkidir. Sessiz kalmak da bir tepkidir. Bugünün bilinciyle geçmişi yargılamak adil değildir. Travma sonrası suçluluk çoğu zaman kontrol illüzyonudur. Çünkü “benim yüzümden oldu” demek, “kontrolüm vardı” demektir. Ama gerçek şu olabilir: O an elinden gelen buydu.
Travma Sonrası Büyüme Gerçek mi?
Evet, ama yanlış anlaşılmamalı. Travma kimseyi “iyi ki yaşadım” noktasına getirmez. Acı romantize edilmemelidir. Ancak bazı insanlar zor deneyimlerden sonra:
-
Daha net sınırlar koyar,
-
Önceliklerini yeniden belirler,
-
Empati kapasitesini artırır,
-
Hayatla daha bilinçli bir ilişki kurar.
Bu büyüme, acının kendisinden değil; acıyı işleme sürecinden gelir.
Travma ve Kaçınma: En Görünmeyen Döngü
Travma yaşayan kişi çoğu zaman fark etmeden kaçınır.
-
Konudan kaçınır.
-
İnsanlardan kaçınır.
-
Mekânlardan kaçınır.
-
Duygulardan kaçınır.
Kaçınma kısa vadede rahatlatır. Ama uzun vadede travmayı canlı tutar. İyileşme çoğu zaman küçük yüzleşmelerle başlar. Kontrollü, güvenli ve adım adım.
Travma ve Öz-Şefkat: En Eksik Parça
Travma yaşayan birçok kişi kendine karşı çok serttir.
-
“Niye hâlâ etkileniyorum?”
-
“Normal olmam gerek.”
-
“Geçmeliydi artık.”
Oysa travma sonrası en çok ihtiyaç duyulan şey öz-şefkattir. Kendine şunu söyleyebilmek:
-
“Bu tepki anlaşılabilir.”
-
“Sinir sistemim beni korumaya çalışıyor.”
-
“İyileşmek zaman alabilir.”
Şefkat, sinir sistemini sakinleştiren bir dildir. Ve çoğu zaman dışarıdan önce içeride öğrenilir.
Travmadan İyileşmek Ne Demek?
İyileşmek, olanı silmek değildir. İyileşmek, olanı artık alarm vermeden hatırlayabilmektir. İyileşmek:
-
Güvende hissetmeyi yeniden öğrenmek,
-
Duyguları bastırmadan düzenleyebilmek,
-
Tetikleyicileri fark edip bilinçli tepki verebilmek,
-
“O zaman çaresizdim ama şimdi değilim” diyebilmektir.
Beyin plastisite özelliğine sahiptir. Sinir sistemi yeniden öğrenebilir. Güven yeniden kurulabilir.
Son Bir Şey
-
Eğer bir anıyı hatırladığında bedenin geriliyorsa,
-
Eğer “küçük” bir olay seni orantısız etkiliyorsa,
-
Eğer bazı duygular fazla yoğun geliyorsa…
Belki mesele bugünkü olay değildir. Belki mesele, geçmişte tamamlanmamış bir hikâyedir. Ve hikâyeler yeniden yazılabilir. Yavaş yavaş. Güvenli bir ortamda. Adım adım. Çünkü travma kalıcı olmak zorunda değildir. Ama iyileşme, bilinçli bir süreçtir. Ve o süreç mümkündür.


